4 Şubat 2012 Cumartesi

Sendikalaşmanın önüne neden baraj konuyor?

Başbakan ile Çalışma Bakanı’nın Türk-İş Başkanı ile diğer konfederasyonları dışlayarak yaptıkları gece toplantısı sonrasında hükümet Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı’nı Meclis’e gönderdi. Daha önce Çalışma Bakanlığı, işveren ve işçi konfederasyonlarının daha önce üzerinde mutabık kaldığı bir dizi nokta tasarıda yer almadı. Yapılan açıklamalardan hükümetin, Türkiye’de sendikal hakların Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarına yükselmesini, “ekonomik ve sosyal olarak uygun bulmadığı” anlaşılıyor.
Tartışmanın en alevli konularından birisi toplusözleşme yetkisi için konan baraj. ILO standartlarına göre böyle bir baraj olmaması gerekiyor. Daha önce üzerinde uzlaşılan taslakta sendikalar için ülke barajı binde 5 olmasına karşın, hükümetin tasarısında bu oran 6 kat artırılarak yüzde 3’e çıkartıldı.

Üstelik bu yapılırken işkolları birleştirilerek işkolu sayısı 25’ten 18’e indiriliyor. Bu yüzden yer yer yüzde 3 barajının sınırı, rakam olarak 12 Eylül artığı yüzde 10 barajının bile üzerine çıkabiliyor. Örneğin 5 işkolunun birleştirilmesiyle oluşan ulaştırma, artiye ve depoculuk işkolunda işçi sayısı, baz alınan 2009 istatistiklerine göre neredeyse üçe katlanıyor. Bu yüzden şu anda işkolu barajını aşan 6 sendikadan sadece birisi. Sözde düşen barajı aşma olanağına sahip olacak.
Şu anda 51’i toplusözleşme yetkisine sahip 100 sendika bulunuyor. Hak İş’in yaptığı hesaba göre, yeni tasarı ile barajı aşan sendika sayısı 20’ye düşecek. Barajı aşan sendika sayısı Türk İş’te 33’ten 15’e, Hak İş’te 11’den 4’e  düşecek. DİSK’in ise barajı aşan sendikası kalmayacak.
Bu sonut gerçek gösteriyor ki 12 Eylül heyülası, emek kesiminin üzerinde dalışmaya devam ediyor. 12 Eylül baskı rejimi, toplum hayatının önüne iki önemli baraj koydu. Birisi seçimlerdeki yüzde 10 barajı, diğeri toplusözleşme yetkisine getirilen yüzde 10 barajı. 12 Eylül’ün emek kesiminin ekonomik, sosyal ve siyasal hak arayışını yok etmeyi amaçlayan baskıcı sistemi ile birleşen barajı, ne yazık ki amacına büyük ölçüde ulaştı. Sendikalaşma oranı 12 Eylü öncesinin çok gerisine düştü. Emek kesiminin örgütlülüğü de hak arama gücü de zayıfladı.
Ciddi ölçüde güç kaybetmiş olmalarına rağmen, sendikanın çalışanlar için ne büyük fark yarattığı, TÜİK’in kazanç istatistiklerinde açıkça görülüyor. TÜİK’in 2010 yılı kazanç istatistiklerine göre toplusözleşme imkanına sahip bir kişi, toplusözleşme hakkı olmayanlardan yüzde 86.08 daha fazla kazanıyor. Kaşılaştırmayı ister sektör, ister meslek, ister eğitim düzeyi, isterse kadan erkek ayrımına göre yapın, çok az istisna dışında toplusözleşmeyle çalışanlar, diğerlerinden çok daha fazla kazanç elde ediyorlar.
Özellikle eğitim düzeyi düşük olanlar, daha düşük nitelik gerektiren mesleklerde çalışanlar, emek yoğunluğu en yüksek sektörlerde çalışanlar, yani çalışma hayatının dezavantajlı kesimleri için sendikalı olmak çok daha büyük fark yaratıyor. Toplu sözleşme imkanına sahip olan madenci erkekler, sendikasızların 2.21 katı, ulaştırmacılar 2.16 katı kazanıyor. Toplu sözleşmeli, tesis ve makine operatörleri ile montajcı erkekler diğerlerinin 2.47 katı, büro hizmetlerinde çalışan sendikalı kadınlar kadınlar ise diğerlerinin 2.11 katı kazanıyorlar. Sendikalı olan ilkokul ve altı eğitime sahip erkekler de diğerlerinin 2.37 katı kazanıyor.
Bu resim, sendikaların önüne kurulan barajın, sadece ekonomik haklar alanında bile ne sonuç doğurduğunu açıkça gösteriyor. Eğer sendikalar daha da cılızlaşırsa, ücretler ve kayıtdışı güvencesiz istihdam daha da artacaktır. Kaldı ki sorun sadece ücretlerden de ibaret değil. Emek kesiminin sosyal ve siyasal haklarını korumak ve geliştirmek gibi bir önemli cephesi daha var.
Yeni yasa tasarısında da sendikaları güçsüzleştirme, toplusözleşme ve grev hakkını elden geldiğince kısıtlama yaklaşımı sürüyor. Sonuç olarak hükümetin yeni tasarısının satır aralarında 12 Eylül’ün ruhu dolaşmaya devam ediyor.



(http://www.haberturk.com/htyazar/ismet-ozkul)

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder