31 Aralık 2010 Cuma

Asgari ücretli büyümeden payını alamıyor

Yeni yılda uygulanacak asgari ücret miktarı yine hükümet ve işveren kesimleri tarafından belirlendi. İşçi sendikalarının hiçbirisi asgari ücretin miktarını da, belirleme yöntemini de doğru bulmuyor. Her yıl aynı senaryo tekrarlandığına göre Asgari Ücret Tesbit Komisyonu, fiilen geçersiz bir yapı haline gelmiş durumda. Komisyonun asgari ücretin hükümet, işveren ve işçi temsilcileri tarafından ortaklaşa tesbit edildiği görüntüsünü vermekten başka bir işlevi kalmamış durumda.

27 Aralık 2010 Pazartesi

TÜİK, sosyal verileri neden geciktiriyor?

Ekonomik ve sosyal gelişmeleri izlememiz, yeni eğilimleri fark etmemiz, geleceğe yönelik projeksiyonlar yapabilmemiz için en kapsamlı veri üreten kurumumuz kuşkusuz Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). TÜİK son yıllarda hem yaptığı araştırmaların kapsamını genişletiyor, hem de araştırmaları başta Avrupa Birliği olmak üzere uluslar arası standartlara uygun hale getiriyor. Örneğin bir süre önce aylık olarak düzenli açıklanan veriler arasına kırmızı et, süt ve süt ürünleri ile tavuk eti ve yumurta üretim verileri de eklendi. 2011 veri takvimine göre mayıs ayından itibaren sektörel güven endeksleri de aylık olarak yayınlanmaya başlayacak. İlgili ayın son haftasında sıcağı sıcağına açıklanacak olan bu verinin, ekonominin gidişatı konusunda yeni ve yararlı bir gösterge olacağı açık.
Buna karşın veriler konusunda TÜİK cephesinde dikkat çeken aksaklıklar da var. Örneğin  TÜİK 2 Aralık’ta açıklayacağı 2009 yılı yoksulluk araştırmasını zamanında yayayınlamadı.

24 Aralık 2010 Cuma

Merkez Bankası’nın yanıtları kimseyi tatmin etmiyor

İki haftadır Merkez Bankası’nın baş rolü üstlendiği ekonomi politikasındaki yeni stratejiyi tartışıyoruz. Son olarak 49 banka genel müdürüyle bir toplantı yapıldı. Ancak görünen o ki, soru işaretleri hala sürüyor. Öteden beri cari açığa karşı önlem alınmasını isteyenler bile yanıtlardan tatmin olmadılar. Sonuç olarak yığınla soru, tatmin edici bir yanıt bulamamış halde ortada duruyor:

22 Aralık 2010 Çarşamba

Merkez Bankası, cari açık önlemlerinin yeterli olduğuna inanıyor

Yeni para ve kur politikasında önceliği, sıcak para ve cari açığın finansal alanda aşırı dalgalanmalar yaratmasını önlemeye veren Merkez Bankası, şu ana kadar alınan önlemlerin yeterli olacağı kanaatinde.
Merkez Bankası, 2011 yılı para ve kur politikası metninde şimdiye değin bu yönde aldığı önlemler yetmediği takdirde, yeni önlemler alabileceğini dile getiriyor. 2011 yılı para ve kur politikası metni boyunca da ek önlemlerin neler olabileceği açıklanıyor. Buradan Merkez Bankası’nın önümüzdeki dönemde özellikle munzam karşılıkların daha da artırılması gibi likiditeyi kısacak yeni önlemler alabileceği kanısı doğuruyor. Ancak Merkez Bankası bunların tam tersine, şu ana kadar Merkez Bankası ve diğer kurumlar tarafından alınan ve alınacağı açıklanan önlemlerin, cari açığın Orta Vadeli Program’da (OVP) belirlenen hedeflerle uyumlu hale getirmeye yeteceğine inandığını belirtiyor.

20 Aralık 2010 Pazartesi

IMF, sıcak para konusunda ne öneriyor?

IMF heyetinin izleme görüşmeleri sonrasında yaptığı değerlendirme cuma gecesi açıklandı. Değerlendirmenin omurgasını finansal istikrar sorunu oluşturuyor. Merkez Bankası’nın son raporları ve kararlarında finansal istikrar sorunu, enflasyonla mücadeleden daha fazla öne çıkmıştı. IMF de içinde bulunduğumuz koşullarda, birinci sorunun finansal istikrarın sağlanması-korunması olduğunu, fiyat istikrarının korunabilmesi için de bunun şart olduğunu söylüyor. Merkez Bankası’nın son politika değişiklikleri temelde IMF’nin bu yaklaşımı ile paralellik taşıyor.
IMF, ekimde yüzde 5.4 olan 2011 yılına ilişkin milli gelire oranla cari açık tahminini, iki ay bitmeden yüzde yüzde 6.5’e yükseltti. IMF, sıcak para girişindeki artışın, özellikle Avrupa’daki sorunların piyasalarda yarattığı dalgalanmaların etkisini artırarak finansal istikrarı sarsmasından çekiniyor. IMF, “Dış kaynak kullanımı azaltılmalı, fiyat balonlarının oluşumu önlenmeli yoksa sıcak para çıkmaya başladığında sarsıntı büyük olur” uyarısını yapıyor.
Finansal istikrarsızlığa karşı ön tedbirler alınmasını isteyen IMF’nin tesbit ve önerileri üç ana başlıkta şöyle özetlenebilir:

18 Aralık 2010 Cumartesi

Sıcak parayı, Merkez Bankası tek başına durduramaz

Merkez Bankası çok tartışılacak bir karara imza attı. Uzun zamandır ilk defa Merkez Bankası’nın kararları, piyasa aktörleri tarafından yeterince ikna edici bulunmuyor ve ilk kez bu kadar güven eksikliği ile karşılaşıyor.
ABD ve Avrupa Merkez Bankaları, ekonomilerindeki sorunları çözmek ve bankalarına nefes aldırmak için bankalara dev miktarlarda para pompalıyorlar. Bu paralar da söylendiği gibi o ülkelerdeki ekonomilerin canlanmasına gitmiyor, sıcak para olarak bizim gibi ülkelere akıyor. Sıcak para dalgası da gittiği ülkelerde dengesezliklerin kaynağı haline geliyor. Yüksek kar peşinde koşan bu ürkek paranın en ufak bir tedirginlikte hızla ülkeyi terkederek, ciddi sarsıntılara yol açma tehlikesi var. Ayrıca düşük kurun, rekabet gücünü azaltması yüzünden yurtiçi üretimin giderek tahrip olması da kalıcı bir hasar oluşturuyor.

16 Aralık 2010 Perşembe

Sanayinin ekim atağı işsizliğe yansımadı

·                     İşsizlik eylülde yatay bir seyir gösterdi. İşsizlik oranı 0.1 puanlık bir gerileme ile yüzde 11.3 oldu. Hem istihdam, hem de işsiz sayısı azaldı. Buna işgücündeki düşüşün, istihdamdaki düşüşten daha fazla olması yol açtı. Ekimde sanayi üretiminde hızlı bir artış olmasına rağmen, sanayi istihdamında düşüş olması dikkat çekti.           

İşsizlik oranı ağustos, eylül ve ekim aylarını kapsayan eylül döneminde yatay bir seyir izledi. İşsizlik oranı, bir önceki döneme göre 0.1 puanlık bir azalma ile yüzde 11.4’ten yüzde 11.3’e geriledi. Gençler arasındaki işsizlik oranı aylık olarak 0.1 puan artarak yüzde 21.2 oldu. Tarım dışı işsizlik oranı ise 0.2 puanlık bir gerileme ile yüzde 14.3’e indi. Çalışabilir oldukları halde iş aramaktan vazgeçmiş olan 1 milyon 884 bin kişi de hesaba katıldığında gerçek işsizlik oranı yüzde 17.34’ü buluyor. Eylül itibarıyla 2 milyon 934 bin açık işsiz bulunuyor. Gizli işsizlerle bu rakam 4 milyon 818 bine ulaşıyor.
Eylül döneminde, ağustosa göre istihdamda 222 bin kişilik bir düşüş olmasına rağmen işsiz sayısında da 37 bin kişilik bir azalma meydana geldi. Bu durum, işgücü sayısındaki 259 binlik düşüşün, istihdamdaki düşüşten daha yüksek olmasından kaynaklandı. Böylece çalışan sayısı azalmasına rağmen işsiz sayısı ve işsizlik oranı da gerilemiş oldu. İstihdam oranı ağustosa göre 0.5 puan gerilerken, işgücüne katılım oranı da 0.6 puan düştü.

15 Aralık 2010 Çarşamba

İstanbullu Güneydoğulu’nun 2.64 katı tüketim yapıyor


·                     Güneydoğu’da yaşayan bir kişi Türkiye ortalamasının ancak yarısı kadar harcama yapıyor. Kişi başına harcamanın en yüksek olduğu İstanbul’da bir kişi, Türkiye ortalamasından yüzde 38, Güneydoğulu’dan ise yüzde 164 daha fazla tüketim yapıyor.

TÜİK’in yayınladığı bölgesel tüketim harcamalarına ilişkin veriler, kişi başına tüketimin en fazla olduğu yerin İstanbul, en düşük olduğu yerin ise Güneydoğu olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Güneydoğu’da yaşayan bir kişi, Türkiye ortalamasının yüzde 52.1’i kadar bir harcamayla geçiniyor. İstanbul’da ise kişi başına harcama Türkiye ortalamasının yüzde 37.8 üzerine çıkıyor. Buna göre İstanbul’da yaşaşan bir kişi, Güneydoğu’da yaşayan bir kişinin 2.64 katı harcama yapıyor.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Buna güçlü büyüme diyebilir miyiz?


Üçüncü çeyrek büyümesi hakim beklentilere göre daha düşük çıktı. Yılın ilk iki çeyreğinde çift haneli büyümenin ardından büyüme hızı, yüzde 5.49 düzeyine geriledi. İlk yarıdaki ortalama büyüme yüzde 11 olmuştu. Üçüncü çeyrekteki yavaşlamanın etkisi ile 9 aylık büyüme hızı yüzde  8.9’a geriledi.
Üçüncü çeyrekteki yavaşlamaya rağmen yüzde 8.9 olan 9 aylık büyüme, gerek benzer ülkelerin performanslarına göre, gerekse Türkiye’nin uzun dönem ortalamalarına göre yüksek bir hız. Son çeyrekte sıfır büyüme bile olsa, 2010 yılı için yüzde 6.5 büyme şimdiden garanti sayılabilir. Son çeyrekte büyümenin sadece yüzde 1.75’i geçmesi bile yıllık büyümenin yüzde 7’yi aşmasını sağlayacak. Büyüme son çeyrekte de yüzde 5.53 ile üçüncü çeyreğin çok az üzerinde bir düzeyi yakalarsa, 2010 büyümesi yüzde 8’i bulacak.
2009’un en büyük ekonomik daralmalardan birinin yaşandığı bir kriz yılı olmasının getirdiği bir baz etkisi, 2010 yılı büyümesinin yüksek olmasına katkı yapıyor. Ancak ne olursa olsun, bu performansı “yüksek büyüme” olarak adlandırmak haksız olmaz.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Büyümenin altını ithalat oydu


·                           Yılın 3. çeyreğinde büyüme hızı yüzde 5.5 ile beklentilerin altında kaldı. Özel tüketim yüzde 7.6, yatırımlar yüzde 31.3 artarken büyümenin bu düzeyde kalması, ithalattaki artıştan kaynaklandı. İthalattaki artış büyümenin 4.1 puanını götürdü.


Yılın üçüncü çeyreğinde büyüme beklentilerin oldukça altında kaldı. Üçüncü çeyrekte gayrısafi yurtiçi hasıla (GSYİH) yüzde 5.5 oranında büyüdü. 9 aylık büyüme ise yüzde 8.9 olarak gerçekleşti. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış verilere göre ise üçüncü çeyrekte milli gelir ikinci çeyreğe göre yüzde 1.1 oranında arttı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış toplam yıllık GSYİH miktarı ise ikinci çeyreğe göre yüzde 1.68 oranında arttı. Bu artış yıllıklandırılmış olarak yüzde 6.9’luk bir büyümeye karşılık geliyor.
Üçüncü çeyrek büyümesine en büyük katkı yatırımlardan ve özel tüketimden geldi. İkinci çeyrekte yüzde 28.7 büyüyen yatırımlardaki büyüme hızı, üçüncü çeyrekte yüzde 31.3’e yükseldi. Böylece yatırımnlar, büyümeye 5.54 puan ile toplam büyümeden bile daha fazla katkı yaptı. İkinci çeyrekte yüzde 6.2 büyüyen özel tüketimin büyüme hızı üçüncü çeyrekte yüzde 7.6’yı geçti. Özel tüketimin büyümeye katkısı da 5 puanı aştı.
Özel tüketim ve yatırımlar büyümeye toplam olarak 10.6 puanlık katkı yapmasına rağmen büyümenin yüzde 5.5’te kalmasına, ithalattaki artış neden oldu.

10 Aralık 2010 Cuma

Taylan Özgür olmasaydı, Ersin Özince de olmazdı



CNBC-e Business dergisinin aralık sayısının kapak konusu, “CEO fabrikası ODTÜ”. Arkadaşlarımızı bu konuyu incelemeye daha önce yaptıkları bir başka araştırma yöneltmiş. Krizde en başarılı 100 şirket araştırmasında görmüşler ki, bu şirketlerin büyük çoğunluğunun başında ODTÜ mezunu bir yönetici var.
Özel bankaların toplam aktif büyüklüğünün yüzde 74’ünün ODTÜ’lü genel müdürlere emanet olması bile tek başına çarpıcı bir olgu. İş Bankası’nda Ersin Özince, Akbank’ta Ziya Akkurt, Yapı Kredi’de Faik Açıkalın ve Denizbank’ta Hakan Ateş, ODTÜ’nün kendilerine neler kattığını dergide anlatıyorlar. İşi büyük kuruluşlara üst düzey yönetici bulmak olan ‘head hunter’ (kafa avcısı) şirket yöneticilerinin, ODTÜ’lülerin ayırdedici üstünlükleri olarak sıraladığı özellikler de, mezunların “ODTÜ bize bunları kazandırdı” dedikleri noktalarla çakışıyor.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Sanayi, iç pazarı da kaybediyor

Türkiye’de cari açık tartışmalarında en sık karşımıza çıkan savlardan birisi, “Ekonomik büyümenin canlı olduğu dönemlerde yatırımlar artar. Artan yatırımlar için yatırım malları ithalatı da artmak zorunda. Bu nedenle dış ticaret açığındaki artış, büyümedeki hızlanmanın kaçınılmaz bir parçasıdır. Cari açıktaki artış, büyümedeki olumlu gidişin de bir göstergesidir” şeklindedir. Bu argüman genel olarak cari açığa karşı bir duyarsızlığı da besler.
İçinde bulunduğumuz yıla ait dış ticaret verileri, böyle bir duyarsızlığa düşmenin çok yanıltıcı olabileceğini gösteriyor. Çünkü 10 aylık veriler, dış ticarette yapısal bir bozulmanın öncü işaretlerini veriyor. Yapısal bozulma kendisini tüketim malları alanında ve en fazla istihdam yaratan tekstil, konfeksiyon sektöründe kendini gösteriyor.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Enflasyonda zengin-yoksul farkı, 3.07 puandan 2.23 puana indi

Kasımda gıda fiyatlarında yaşanan gerileme, en fazla alt gelir grubuna yaradı ve bu  kesimin enflasyonu düştü. Kasımda en yüksek yüzde 5’lik gelir diliminde yer alan Patron Mehmet’in enflasyonu yüzde 0.30, orta gelirli Memur Mehmet’in enflasyonu yüzde 0.05 oldu. Buna karşın asgari ücretli İşçi Memet’in enflasyonu yüzde 0.22 düştü. İşçi Memet’in yıllık enflasyonu 1.66 puan gerileyerek yüzde 8.44’ye, Memur Mehmet’inki 1.22 puan gerileyerek yüzde 7.52’ye, Patron Mehmet’inki de 0.83 puan gerileyerek yüzde 6.21’e indi. Böylece İşçi Memet ile Patron Mehmet arasındaki enflasyon farkı 3.07 puandan 2.23 puana geriledi.

Enflasyonda gıda durdu, kamu vurdu

·                     Gıdada fiyat artışının yerini düşüş alınca enflasyon kazık fren yaptı. İki ay üst üste yüksek artışlar kaydeden TÜFE, kasımda yerinde saydı ve sadece onbinde 3 arttı. Yıllık enflasyon da 1.33 puanlık bir düşüşle yüzde 7.29’a indi. Üretici fiyatları ise yüzde 0.31 geriledi ve yıllık ÜFE 1.74 puanlık düşüşle yüzde 8.17’ye indi.

Et ve sebze fiyatlarındaki hızlı artış yüzünden son aylarda yüksek oranlı artışlar gösteren enflasyon, kasımda sürpriz yaparak yerinde saydı. TÜFE, geçen ay sadece onbinde 3 oranında arttı. Böylece yıllık enflasyon da ekime göre 1.33 puan gerileyerek yüzde 7.29’a indi. 11 aylık enflasyon ise yüzde 6.72 ile Merkez Bankası’nın yüzde 6.5 olan yılsonu hedefinin çok az üzerinde bulunuyor. Bu koşullarda yılsonu enflasyonunun, Merkez Bankası’nın en son tahmini olan yüzde 7.5’in de altında kalma ihtimali arttı.
Üretici fiyatlarında da tarım sayesinde  yüzde 0.31’lik bir gerileme yaşandı. Yıllık ÜFE artış hızı 1.74 puan düşerek yüzde 8.17’ye gerilerken, 11 aylık ÜFE artışı yüzde 7.47 oldu.

3 Aralık 2010 Cuma

IMF bile ‘Sıcak para, üretimin altını oyar’ diyor

IMF’nin önceki gün yayınlanan “Reel kur artışından neden ve ne zaman kaygılanmalıyız? /  Hollanda Hastalığı ile büyüme arasındaki kayıp halka” başlıklı araştırma, hızlı döviz girişinin ülke ekonomilerine etkisi konusunda çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırma bu alanda yapılmış 60 teorik ve deneysel (ampirik) çalışmanın sonuçlarını topluca değerlendiriyor.
Hollanda Hastalığı terimi, bu ülkede 1960’larda doğalgaz bulunmasının ardından yaşanan ters etkileri ifade ediyor. Doğalgaz bulunması, üretim faktörlerinin diğer alanlardan çekilip yeni kaynağa yönelmesi yüzünden toplam üretimin azalmasına yol açmıştı. Zengin bir doğal kaynağın bulunması, ülkedeki doğal kaynakların fiyatının hızla artması, işçi dövizleri, dış yardımlar da dahil herhangi bir nedenle ülkeye kaynak girişinin artmasının, büyüme ve üretim üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin tamamı, Hollanda Hastalığı diye tarif ediliyor.
IMF’nin son çalışması, ülkeye aşırı ve hızlı döviz girişlerinin, Hollanda Hastalığı’na yani bir dizi olumsuz sonuçlara yol açtığını kesin olarak saptıyor.