Finans piyasaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Finans piyasaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2018 Salı

Bu önlemler yangını frenler ama söndüremez


Olağanüstü günler yaşıyoruz. Geçen hafta “Kara Cuma”yı yaşadık, yeni haftaya “Kara Pazartesi” ile başladık. Cuma günü doların 6 TL’nin üstüne nasıl bir anda fırlayabildiğini biz daha anlayamamışken, pazartesi 7 TL’nin üstüne çıkmasının şokunu yaşadık. Kurların 2 yılda gitmesinin zor olduğu bir yere 2 günde gittiğine şahit olduk.
Piyasaları sakinleştirmeye yönelik resmi açıklamalar pazar gecesi başladı. Sabah Merkez Bankası’ndan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (SPK) savcılıklara kadar bir dizi kurum, çeşitli adımlarla yangına müdahale ettiler.
Şimdi herkes, “Şoku atlattık mı? Yangın kontrol altına alındı mı? Bu önlemler yangını söndürmeye yeter mi?” sorularının yanıtını arıyor.
Bu sorulara uygun yanıtı verebilmek için önce yangının kaynağını, bu boyuta ulaşabilmesinin nedenlerini doğru tahlil etmemiz gerek. Bunun için şu temel tesbitleri gözden kaçırmamak gerekiyor:

7 Ağustos 2018 Salı

Merkez Bankası, enflasyonda topu Beştepe’ye attı

Merkez Bankası yılın ikinci enflasyon raporunu geçe hafta açıkladı. Raporun açıklanmasının ardından üzerinde en fazla konuşulan şey, doğal olarak Merkez Bankası’nın yılsonu enflasyon tahminini nisanda açıkladığı rapora göre 5 puan birden artırarak yüzde 13.4’e çıkarması oldu.
Ancak bu arada raporda Merkez Bankası’nın enflasyonun nedenleri ve mücadele yolları konusundaki analizlerinde büyük bir değişim olduğu noktası pek dikkat çekmedi. Bunda Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın da konuşmasında bu noktalara pek girmeyerek sadece raporda yer alan ilgili bir kutunun okunmasını tavsiye etmekle kalması da etkili oldu.
Merkez Bankası’nın temmuz raporu, adeta başka bir elden çıkmış denecek kadar öncekilerden farklı değerlendirmeler içeriyor ve bu değerlendirmeler eski raporlarda olduğu gibi örtük mesajlarla değil daha doğrudan ifadelerle yer alıyor.
Son enflasyon raporunda enflasyonun böylesine azgınlaşmasında genişlemeci maliye politikalarının etkili olduğu daha doğrudan, daha güçlü ve sık sık altı çizilerek ifade ediliyor.
Çözüm için de genişlemeci maliye politikalarının terk edilmesi gerektiği sık sık vurgulanıyor.
Nisan enflasyon raporunda Merkez Bankası’nın ortaya koyduğu çerçeve özetle şöyleydi:

17 Temmuz 2018 Salı

Enflasyon neden yüksek, nasıl düşer?

Haziran verileri, enflasyonun kontrolden çıkma noktasına geldiğini yakıcı bir şekilde ortaya koydu. Sorun artık patates, soğan açıklamalarıyla geçiştirilemeyecek kadar yakıcı ve yaygın bir hal almış durumda.
TÜFE yüzde 15’i geçerken tüm çekirdek enflasyon göstergeleri de yüzde 15 dolayına tırmandı. ÜFE’de yüzde 23.71’e, aramallarında yüzde 28.47’ye fırlayan enflasyon, ürkütücü tırmanışın süreceğini söylüyor.
Çoktan süreğen ve yapışkan bir hal almış bulunan enflasyon basit fiyat hareketleriyle, tekil faktörlerle açıklanamayacak ve çözülemeyecek bir sorun. Mevcut enflasyon ekonominin köklü yapısal hastalıklarının bir ürünü. Ama aynı zamanda o yapısal hastalıkları derinleştiren, büyüten bir karşı etkiye de sahip.
Ekonominin yapısal sorunları ile enflasyon, karşılıklı birbirlerini besleyerek bir kısır sarmal halinde büyümeye devam ediyor.
Yüksek ve kalıcı enflasyon, örneğin yüksek cari açık sorunundan kopuk bir sorun değil. Tersine yüksek cari açıktan da beslenen bir sorun. Yüksek cari açık, üretim ve rekabet gücünü artırmadan aşırı tüketimle hormonlu büyüme sevdasının bir sonucu.

26 Haziran 2018 Salı

Vaatleri unutun, acı ilaca hazır olun

Tarihi bir seçimi geride bıraktık. Bu seçimle anayasa değişikliklerinin tamamı yürürlüğe girmiş oldu. Artık Türkiye yeni bir rejimle yönetilecek.
Tarihi önemdeki bu seçim aynı zamanda ani bir seçimdi. Ekonomideki kötü gidişat, seçimleri 16 ay erkene almaya ve sıkıştırılmış bir takvimle kısa sürede yapmaya zorladı.
Seçim kampanyaları sırasında iktidardan muhalefete türlü türlü vaatler ortaya döküldü. Vaatler birbiriyle yarışırken partilerin ekonomik ve sosyal programları neredeyse hiç konuşulmadı.
Oysa ekonominin içinde bulunduğu durum, vaatlerden çok partilerin bu sorunların üstesinden gelmek için nasıl bir politika çerçevesi, nasıl bir yol haritası önerdiklerini tartışmayı gerektiriyordu. Partiler, bu temel ihtiyaçtan uzak durmayı tercih ettiler ve vaat yarıştırma kolaycılığına kaçtılar.

12 Haziran 2018 Salı

Piyasa neden büyümeye değil de cari açığa bakıyor?

Ekonomi için önemli iki veri, ilk çeyrek büyümesi ile nisan ayı ödemeler dengesi rakamları dün aynı anda açıklandı. İlk çeyrek büyüme verisi, sadece hızına bakarsak, yüzde 7.4 gibi parlak bir sonuç ortaya koydu. Ödemeler dengesi verisi ise kötü bir resim çizdi. Nisan ayı cari açığı 5.4 milyar dolar olurken, 12 aylık cari açık 57 milyar doları aştı.
Piyasalar üzerinde parlak büyüme rakamları değil de ödemeler dengesi verileri daha etkili oldu. Peş peşe yapılan radikal faiz artırımları sonrasında gerileyerek daha sakin bir seyir izleyen döviz kurları yeniden hızlı bir çıkış yaptı.
Cari açık ve ödemeler dengesi cephesindeki korkular, büyümenin yaratması beklenen sevinci neden anında boğabildi?

8 Haziran 2018 Cuma

2014’ten ders alınsaydı Merkez bugün aynı duruma düşer miydi?

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK), dün bir kez daha yüksek ölçüde faiz artırmak zorunda kaldı. Merkez Bankası bir toplantı döneminde üç kez faiz artırmaya mecbur hale düştü. Üstelik üçünde de radikal sayılacak faiz artışlarına gitti.
PPK 25 Nisan’daki olağan toplantısında o zamanki etkin faiz olan geç likidite penceresi borç verme faizini 0.75 puan artırmıştı. Sonrasında kurlardaki hızlı çıkış karşısında uzun süre hareketsiz kalan Merkez Bankası, 23 Mayıs’ta olağanüstü toplanarak etkin faizi 3 puan birden artırmıştı. Ardından “sadeleşme” adı altındı 1 Haziran’dan geçerli olmak üzere etkin faiz dışındaki faizlerde de radikal artışlar yapıldı. 7 Haziran’daki olağan toplantıda da 1.25 puanlık bir artış daha geldi.
Böylece politika faizi olan haftalık repo ihale faizi yüzde 17.25’e, tavan faiz olan geç likidite borç verme faiz oranı ise yüzde 20.75’e çıktı. Nisan toplantısına göre tavan faiz 7.25 puan, politika faizi ise 9.75 puan yükselmiş oldu.
Kurlardaki ve faizlerdeki bu hızlı artışın temelinde yatan neden ekonomideki aşırı kırılganlıklar ve siyaset cephesindeki hukuk ve demokrasiye ilişkin kaygılar. Merkez Bankası’nın siyasi baskılar yüzünden zamanında ve etkin müdahalelerde bulunmaması sorunu daha alevli hale getiriyor.

18 Nisan 2017 Salı

Siyasetin yakın geleceği ve sıcak para

Türkiye, referandum sonrasında, içinden bir türlü çıkamadığı belirsizlikler ortamının yeni bir fazına girerken, gelişmeleri etkileyecek faktörlerden birisi de sıcak para hareketleri olacaktır.
Bu noktada son yıllardaki politik dalgalanmalar karşısında sıcak para ve genel olarak yabancı yatırımların nasıl hareket ettiğine bakmakta yarar var. Sayfadaki grafiklerde 2013 ve sonrasındaki süreçte cari açık ile sıcak para, doğrudan yatırımlar, kaynağı belirsiz para girişi ve yerlilerin yurt dışına çıkardığı para miktarının 12 aylık toplamlara göre seyrini görüyorsunuz.
Kuşkusuz sıcak para, sadece içerideki politik ve ekonomik gelişmelerden etkilenmiyor, dünyadaki politik ve ekonomik gelişmelerden de etkileniyor. Buna rağmen grafiklerin politikadaki gelişmelerden fazlasıyla etkilendiği de ortada. Grafikteki hareketleri önemli politik gelişmelerin olduğu tarihlere göre incelediğimizde ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor:

17 Mart 2017 Cuma

Merkez, basiretsiz bankacı faizini politika faizi haline getirdi

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) dünkü toplantısında temel faiz oranlarını değiştirmedi, sadece geç likidite penceresinde uyguladığı borç verme faizini 0.75 puan birden artırarak yüzde 11.75’e çıkardı. Bunun gerekçesini şöyle açıkladı:
Merkez Bankası mevcut durumun bir parasal sıkılaştırmayı gerektirdiğini kabul ediyor ve bunun için de diğer faizlere dokunmazken sadece geç likidite penceresindeki borç verme faizini yükseltiyor.

Buradan ne anlıyoruz? Geç likidite penceresinde uygulanan faiz, Merkez Bankası’nın temel aracı haline geldiğini/getirildiğini anlıyoruz.
Peki geç likidite penceresi nedir? Geç likidite penceresi, işini beceremeyen, piyasadaki likidite akışını riske sokan beceriksiz, basiretsiz bankacıları cezalandırma ve teşhir etme yeridir. Bir bankanın, bir bankacının geç likidite penceresine başvurmak durumunda kalması, onun için yüz karasıdır, affedilmez mesleki beceriksizliktir.

14 Şubat 2017 Salı

Bunların hangisi Varlık Fonu olmadan yapılamazdı?

Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) kuruluş yasasında fonun amacı, “Sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurtiçinde kamuya ait olan varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek” şeklinde belirlenmiş.
Bu amaçların hangisi, böyle bir fon kurmadan yapılamazdı? Hangi amaç için TVF’ye mecburduk? Bu amaçların hangisi için TVF’nin Sayıştay Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Devlet İhale Kanunu, özelleştirmeye ilişkin kanunlar, KİT yasaları, Fonlar ve KİT’lerin TBMM tarafından denetlenmesine ilişkin kanunlar, Devlet Memurları Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu ve Rekabet Kanunu’ndan muaf tutulması şarttı?
Tek tek bakalım.

10 Şubat 2017 Cuma

IMF’ye göre en büyük 10 banka son 5 yılda yanlış yaptı

Uluslararası Para Fonu (IMF) 4. Madde kapsamında yaptığı denetimler sonucu olan Türkiye ülke raporuyla birlikte Finansal Sistem İstikrar Değerlemesi raporunu da yayınladı. Finansal istikrar dışında ekonominin genelini değerlendiren ülke raporunda yer alan önemli tespitleri geçen yazımızda ele almıştık. Bugün de IMF’nin finansal istikrar cephesindeki manzarayı nasıl değerlendirdiğine bakacağız.
Bu cephedeki tespitler önemli çünkü döviz kurları ile hop oturup hop kalktığımız şu günlerde, finansal istikrar alanındaki kırılganlıklar ekonominin seyrini hızla ve geniş çaplı şekilde etkileyebilecek durumda.

11 soruda tüm yönleriyle Türkiye Varlık Fonu

1- Varlık fonları nedir, ne işe yarar?
Ülke varlık fonları, bir ülkenin elinde bulunan fazla tasarrufları ekonominin uzun dönemli istikrarı, krizlere karşı korunması ve gelecek kuşakların refahını artırma hedefine dönük yatırımlar yapmak için kuruluyorlar. Bu nedenle ülke varlık fonları, ya Çin gibi ödemeler dengesi önemli ölçüde fazla veren ve yüklü miktarda döviz rezervine sahip ülkeler tarafından ya da Norveç veya Körfez ülkeleri gibi petrol ve doğalgaz ihracatçısı ülkeler tarafından kuruluyor. İstikrarlı şekilde bütçe fazlası veren veya sosyal güvenlik sistemi fazla veren ülkeler de benzer şekilde ülke fonları kurabiliyorlar Bu ülkelerin varlık fonu kurmasında 5 temel amaç öne çıkıyor:

3 Şubat 2017 Cuma

Enflasyon raporu beni neden korkuttu?

Merkez Bankası yılın ilk enflasyon raporunu açıkladı. Bu rapor, içinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Bizi korkutan soruların nasıl yanıt bulduğunu, böylesine fırtınalı bir ortamda deniz feneri rolü oynaması gereken Merkez Bankası’nın ne ölçüde güven verebildiğini görmek açısından bu rapor, kritik önemdeydi.
Malum Türkiye politik, jeopolitik ve ekonomik açıdan kritik bir süreçten geçiyor. Yüksek ve oynak kurların ekonominin, şirketlerin, bankaların ve vatandaşın başına ne boyutta belalar saracağı kestirilemiyor. Yüksek kurların bir türlü makul düzeye inmeyen enflasyonu nerelere taşıyacağı büyük bir soru işareti. Kredi notu üç büyük derecelendirme kuruluşu tarafından da yatırım yapılabilir düzeyin altına indirilmiş. Yabancı fonların ve yatırımcıların gözü, dünyanın en kırılgan ülkelerinden birisi haline gelen Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu şoklar karşısında nasıl bir ekonomi politikası izleyeceğinde.

16 Aralık 2016 Cuma

FED düğmeye bastı, ekonominin nefesi daha da sıkışacak

ABD Merkez Bankası (FED) beklenen faiz artırımını nihayet yaptı. FED’in faiz artıracağı beklentisi bile global piyasalarda fon hareketlerinin yönünü etkisi altına almıştı. Şimdi beklentiler gerçeğe dönüşüyor. Üstelik FED’in açıklama ve raporlarında gelecekteki faiz artışları konusunda tahminlerden daha güçlü bir ton var.
FED’in yaptığı ekonomik analizler ve Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) üyelerinin büyüme, enfl asyon, işsizlik ve faiz artışı tahminleri, FED’in 2017 sonuna kadar üç adımda faizlerini toplamda 0.75 puan daha artıracağına işaret ediyor. Faiz artışını destekleyen ekonomik analizlerin tonu da, faiz tahminlerinin tonu da oldukça güçlü.

6 Aralık 2016 Salı

Dolar böyleyken Finansal İstikrar Raporu ne söylüyor?

Merkez Bankası geçen hafta son Finansal İstikrar Raporu’nu açıkladı. Merkez Bankası mayıs ve kasım aylarında olmak üzere yılda iki kez İstikrar Raporu yayınlıyor. Raporun amacı genel olarak ekonomi ve reel sektördeki, özel olarak da bankacılık sektöründeki finansal risklerin analizini yapmak.
Döviz kurlarının böyle alıp başını gittiği, aşırı yükselişe rağmen hala döviz tutanların satışa geçmediği ve pek de sakinleşme işareti vermediği bir dönem yaşıyoruz. Piyasalar böylesine hop oturur hop kalkarken, tansiyon ve nabız böylesine yükselmişken, Merkez Bankası’nın finansal sağlığı ölçme amacı taşıyan raporunda durumu nasıl gördüğü önemli.
Raporu baştan sona okuduğumuzda Merkez Bankası’nın piyasalarda pek bir “hop oturup hop kalkma” durumu görmediğini, finans piyasalarının ve reel sektörün kılcal damarlarını zorlayan “yüksek nabız ve yüksek tansiyonu” hissetmediği kanısına varıyorsunuz.

25 Kasım 2016 Cuma

Dövizdeki yangını faiz değil barış ve demokrasi söndürür

Merkez Bankası kritik faiz toplantısını dün yaptı ve kararını açıkladı. Merkez Bankası’nın saat 14:00’teki açıklamasını merakla beklerken gazetelerde ve haber sitelerinde şu haberleri okuduk:
• ABD Merkez Bankası (FED) faiz toplantısı tutanakları açıklandı. Tutanaklardan anlaşıldığı kadarıyla FED’in gelecek toplantıda faiz artıracağına kesin gözüyle bakabiliriz.
• Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poors’ kıdemli direktörü Frank Gill, Türkiye’nin “Trumpflasyon”un yarattığı riskten ön sırada etkileneceğini söyledi. Merkez Bankası’nın yoğun siyasi baskı altında olduğunu belirten Gill, “TCMB faizleri artırmak zorunda kalabilir” dedi.
• Adana Valiliği önünde patlama. 2 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi yaralandı. Canlı bomba ihtimali üzerinde duruluyor.
• Şırnak’ta el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu 1 asker şehit oldu, 2 asker ve 3 korucu yaralandı.
• Tutuklu bulunan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Kürt siyasetçi Ahmet Türk, tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.

22 Kasım 2016 Salı

Bu açıklama doların ateşini söndürmez, artırır

Dolar kuru 3.40’ı bile aşınca geçtiğimiz cuma günü Ekonomik Koordinasyon Kurulu (EKK) toplantısı yapıldı. Her nedense bu toplantı yeterli olmamış ki EKK bugün tekrar toplanıyor. 
Cuma günü yapılan EKK toplantısı sonrasında yapılan açıklamada “Piyasalardaki hareketliliğin esas itibariyle küresel kaynaklı olduğu” iddia edildi ve “Merkez Bankası, ekonomik gelişmeleri yakından takip etmekte olup fiyat istikrarı hedefi doğrultusunda gereken tedbirleri alacaktır. Ekonomimizin direncini artıracak reformlar hızlandırılacaktır. Ayrıca, reel sektörün güçlü biçimde desteklenmesine yönelik adımlara devam edilecektir” ifadesi yer aldı.
Buradan anlaşıldığı üzere kurlardaki hızlı çıkış esas olarak dış gelişmelere bağlanıyor, içeriden kaynaklanan ekonomik ve politik faktörler görmezden geliniyor veya en azından küçümseniyor. İkincisi sorunun Merkez Bankası’nın sırtına yıkılarak büyük ölçüde çözülebileceği sanılıyor.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Kredi notu iki yüzlülüğü

Piyasalarda yaşanmakta olan İrlanda krizi, mevcut finans sisteminin temel direklerinden birisi olan kredi notu (rating) kurumunun tutarsızlık ve iki yüzlülüğünü bir kez daha ortaya koydu. Londra merkezli uluslararası kredi piyasası veri ve analiz kurumu CMA’nın ülkelerin kredi notları ile CDS oranları üzerine yaptığı son çalışma da bu tutarsızlığa gösteriyor. CMA, ülkelerin borç ödemekte zora düşme ihtimalinin fiyatlanmasına dayalı olarak piyasada belirlenen CDS oranlarının karşılık geldiği kredi notu derecelerini belirlemiş. CMA’nın hesapladığı CDS kredi notları ile Standard and Poor’s (S&P) tarafından verilen yerel para ile borçlanma notları karşılaştırıldığında yer yer uçurum gibi farklar ortaya çıkıyor.
Piyasanın bakışına göre S&P’nin notta en fazla torpil geçtiği ülkeler şu anda her an yeni bir kriz dalgasını tetikleyebilecekleri gözüyle bakılan PIGS ülkeleri, yani Portekiz, İrlanda, Yunanistan ve İspanya. En fazla hakkı yenen ülke ise Türkiye.

1 Haziran 2009 Pazartesi

Bankaların sağlık reçetesi, reel sektörü hasta ediyor

Merkez Bankası’nın hesapladığı Bankacılık Sektörü Finansal Sağlamlık Endeksi, bankaların ilk çeyreğinde krize rağmen finansal sağlamlıklarını artırdıklarını ortaya koydu. Ancak finansal sağlamlık endeksinin alt bileşenlerine bakınca, bankaların sağlıklı kalma reçetesinin reel sektörü daha fazla hasta ettiği de görülüyor. Öte yandan reel sektördeki hastalığı derinleştirmesi ve yaygınlaştırması halinde bankaların sağlık reçetesinin, ters teperek hastalığı bankacılığa sıçratma ihtimali de var.
Finansal Sağlamlık Endeksi krize rağmen 2008 sonunda 2007 yılı seviyesini korumuştu. Mart sonunda ise Finansal Sağlamlık Endeksi 0.1 puan yükselerek 118.6 oldu. Finansal Sağlamlık Endeksi’nin bu performansında, Karlılık Endeksi ile Sermaye Yeterliliği Endeksi’nin yükselmesi ve Faiz Riski Endeksi’nin gerilemesi etkili oldu.

KREDİYİ KIS, BONOYA KOŞ
DÜŞÜK FAİZİ KREDİYE YANSITMA

Endeksin alt bileşenlerine göre bankaların finansal sağlamlık reçetelerinin birinci ayağını, Merkez Bankası faizlerinin düşmesine paralel olarak mevduat faizlerini aşağı çekerken bunu kredi faizlerine fazla yansıtmamak oluşturdu. Bankaların yılın ilk çeyreğindeki kar artışının mevduat faizlerini düşürürken kredi faizlerini yüksek tutmalarından kaynaklandığını, son Finansal İstikrar Raporu’nda Merkez Bankası da tesbit etti.
Mevduat faizlerini düşürüp kredi faizlerini yüksek tutunca, bankaların net faiz geliri yılın ilk çeyreğinde önemli bir artış gösterdi. Bu da bankaların Karlılık Endeksi’nin 2007’nin bile üzerine çıkmasını sağladı. 2007 sonunda 108.1 olan Karlılık Endeksi, 2008 sonunda özellikle geri dönmeyen kredilerin etkisi ile 106.3’e gerilemişti. Mart sonunda bu endeks, 2.6 puanlık hızlı bir çıkışla 108.9 puana yükseldi.
Bankaların bu uygulaması reel sektörü, ekonomi küçülür ve karlılık azalırken yüksek olanlı reel faiz ödemek zorunda bıraktı. Bankaların karını artıran bu formül, reel sektörün karlılığını daha da azalttı ve işsizliğe katkıda bulundu.
Bankaların reçetesinin ikinci ayağını, kredileri kısarken, Hazine bonosu ve devlet tahvilinin portföydeki ağırlığını artırmak oldu. Bu uygulama, bankaların başta sermaye yeterliliği olmak üzere aktif kalitesi ve likidite endekslerini olumlu yönde etkiledi. Ayrıca Hazine kağıtlarına yatırım, faizlerdeki düşüş sayesinde banka karlarını artırarak Karlılık Endeksi’ni de yükseltti.

GERİ TEPME İHTİMALİ DE VAR

Bankaların reel kesimi hastalandıran sağlık reçetesinin, geri tepme ihtimali hiç de düşük değil. Bankaların kredileri kısması ve faizlerini yüksek tutması, batık kredi miktarını ve oranını artırarak, bankaların karlılığını ve sağlığını tehdit eder hale gelmesi de mümkün. Gerek bireysel kredilerde, gerekse firma kredilerinde, geri ödenmeyen kredi miktar ve oranlarındaki artış giderek hızlanıyor.
Batık kride miktarı eylül ayına gore bireysel kredilerde yüzde 63 artarak nisanda 5.9 milyar liraya, firma kredilerinde ise yüzde 41 artarak 11.7 milyar liraya ulaştı. Bireysel kredilerde batık oranı nisan itibarıyla yüzde 4.8’e ulaştı. Bu oran taşıt kredilerinde yüzde 8’e, kredi kartında yüzde 8.7’ye kadar çıktı. Firma kredilerindeki batık oranı 7 ayda yarı yarıya artarak nisanda yüzde 4.6’yı buldu. Bu oran kobi kredilerinde yüzde 5.9’u aştı.
Tüketici kredilerinin yarıdan fazlasının düşük gelir gruplarına ait olması ve kriz koşullarının kredi kartı kullanımını artırması, bu alanda batık kredi riskinin hızla büyüme ve yaygınlaşması riskinin yüksek olduğunu gösteriyor. Benzer bir durum firma kredilerinde batık oranının KOBİ’lerde daha yüksek olmasıyla yaşanıyor. Tekstil, gıda, tarım, ticaret ve metal eşya gibi krizden fazlaca etkilenen ve finansman zorlukları çeken sektörlerde batık kredi oranı hızla artıyor. Bu sektörlerin banka kredilerinden aldığı pay da azalıyor. Kredi daralması ve yüksek faiz maliyetleri, krizden en fazla etkilenen bu sektörlerdeki batık kredi miktarının hızla artmasına yol açabilir.

FİNANSAL SAĞLAMLIK ENDEKSİ NASIL YÜKSELDİ?

Merkez Bankası’nın Finansal Sağlamlık Endeksi’nin alt bileşenlerinde yılın ilk çeyreğinde gözlenen gelişmeler şöyle oldu:
· Aktif Kalitesi Endeksi: 2008 yılında düzeyini koruyan endeks, 2009’un ilk 3 ayında batık kredilerin artması yüzünden 1.2 puan düşerek 120.8’e geriledi.
· Likidite Endeksi: Başta merkez bankasından alacaklar olmak üzere bankaların likit varlıklardaki azalış sonucu 85.9’a geriledi.
· Kur Riski Endeksi: Bilanço içi açık pozisyonun özkaynaklara oranı küçüldüğü için 2008’de yükselen endeks, mart itibarıyla 128.4 puan seviyesini korudu.
· Faiz Riski Endeksi: 1 aya kadar kısa vadeli varlıklar ile pasifler arasındaki farkın, özvarlıklara oranının yükselmesiyle 2.5 puan düşerek 123.3 puana indi.
· Kârlılık Endeksi: İlk çeyrekte aktif ve özvarlık karlılığının artması sayesinde 2.6 puan birden artarak 108.9 düzeyine çıktı.
· Sermaye Yeterliliği Endeksi: Bono portföyü ve karlardaki artışın da etkisiyle 2 puanlık bir artış kaydederek 144.3’e yükseldi.

Bankacılık Sektörü Finansal Sağlamlık Endeksi
2007 2008 Mar.09 Gelişme yönü
Aktif Kalitesi Endeksi 121.9 122 120.8 Olumsuz
Likidite Endeksi 79.3 86.2 85.9 Olumsuz
Kur Riski Endeksi 127.3 128.4 128.4 Durağan
Faiz Riski Endeksi 128.3 125.8 123.3 Olumlu
Kârlılık Endeksi 108.1 106.3 108.9 Olumlu
Sermaye Yeterliliği Endeksi 146.3 142.3 144.3 Olumlu
FİNANSAL SAGLAMLIK ENDEKSİ 118.5 118.5 118.6 Olumlu

31 Mayıs 2009 Pazar

Türkiye batık kredide Avrupa’nın batak ülkelerinden önde

Türkiye’deki batık kredi oranı, derin bir finansal ve ekonomik krizle boğuşan Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinden bile yüksek çıktı. Uluslararası Para Fonu’nun derlediği verilere göre 2008 yılına ait en son veriler itibarıyla Türkiye’deki batık kredi oranı Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Rusya, Bulgaristan ve Letonya’dan daha yüksek.
Türkiye’deki batık kredi oranı yüzde 3.7 iken, krizle boğuşan ve IMF ile stand-by anlaşması imzalayan Letonya’da batık kredi oranı yüzde 2.2 ile Türkiye’den 1.5 puan daha az. Batık kredi oranı Bulgaristan’da yüzde 2.4, Rusya’da yüzde 2.5 Macaristan’da yüzde 2.9 ve Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 3.1 düzeyinde. Üstelik yıl sonunda yüzde 3.7 olan Türkiye’deki batık kredi oranı, 4 ay gibi kısa bir sürede 0.9 puanlık artışla nisan ayında yüzde 4.6’ya çıktı.
Batık kredi oranı Türkiye’den yüksek olan Avrupa ülkeleri ise Romanya, Polonya, Sırbistan ve Hırvatistan. Romanya batık kredi oranında yüzde 9.8 ile büyük fark atıyor. Polonya’daki batık kredi oranı ise yüzde 4.4 düzeyinde.

BATIK ORANI HIZLA YÜKSELİYOR

Türkiye’nin batık kredi karnesi daha da bozulmaya aday gözüküyor. Merkez Bankası, BDDK ve Bankalar Birliği’nin verileri, ekonomik krizin etkisiyle eylül ayından bu yana batık kredi oranlarındaki artışın hızlandığını ortaya koyuyor. Toplam tahsili gecikmiş alacak miktarı, mart ayında 17.15 milyar liraya ulaştı. Bu miktar, 2008 sonuna göre yüzde 22, eylül ayına göre ise yüzde 47.4’lük bir artış anlamına geliyor.
Bankalar ve diğer finans kuruluşlarında batık kredi kartı ve bireysel krediye sahip kişilerin sayısı, mart ayı itibarıyla 1 milyon 174 bin kişiyi aştı. Bunların 1 milyon 80 bin kişisinin borcu bankalara. Batık borç sahibi bireylerin sayısı 2008 sonuna göre yüzde 10.8, eylül ayına göre ise yüzde 28.9 arttı.
Bankaların tüketici kredilerinin yüzde 46’sının aylık geliri bin liranın altında olan kişilere, yüzde 25.6’sının da 1000-2000 lira arası gelire sahip kişilere ait olması, kriz ortamında tüketici kredilerinde ödeme sorunlarının hızla artma ihtimalini güçlendiriyor.

BATIKTA LİDERLİK KREDİ KARTI VE TAŞITTA

Eylül ayında 8.3 milyar TL düzeyinde olan batık firma kredileri, yüzde 40.7’lik bir artışla nisanda 11.7 milyar TL düzeyine çıktı. Aynı dönemde bireysel kredilerdeki batık oranı çok daha hızlı arttı. Bireysel kredilerdeki batık miktarı yüzde 62.8’lik bir artışla 3.6 milyar liradan 5.9 milyar liraya fırladı.
Eylülde yüzde 3.1 düzeyinde olan batık kredi oranı 1.5 puanlık bir artışla nisanda yüzde 4.6’ya çıkarken batık oranı kredi kartlarında yüzde 8.7’yi, taşıt kredilerinde yüzde 8’i buldu. İhtiyaç kredilerindeki batık oranının da yüzde 4’e ulaşması dikkat çekiyor.

KOBİLERDE BATIK DAHA YÜKSEK

Firma kredilerinde nisan itibarıyla batık oranı yüzde 4.5’e çıkarken, KOBİ kredilerindeki batık oranının daha yüksek olması, ekonomik krizden küçük firmaların daha fazla etkilendiğini gösteriyor. KOBİ kredilerinde eylülde yüzde 4.1 olan batık oranı martta yüzde 5.9’a ulaştı.
Batık kredi oranında sektörel olarak ise başı yüzde 11 ile tekstil çekiyor. Tekstili yüzde 5.1 ile tarım ve yüzde 4.8 ile gıda, ticaret ve motorlu araç servis hizmetleri izliyor. Bankalar daha ihtiyatlı yaklaştığından bu sektörlerin toplam firma kredileri içindeki payı da geriliyor. Tekstilin 2008 sonunda yüzde 5.2 olan payı martta yüzde 5’e, gıdanın payı yüzde 5.3’ten 5.1’e geriledi. Batık kredi oranı 0,6 puanlık hızlı bir artışla yüzde yüzde 1.8’e çıkan metal ana sanayiinin kredilerdeki payı ise yüzde 6.1’den yüzde 5.6’ya indi. Kredilerdeki payı azalan sektörlerin hepsinin döviz kredilerindeki payının artması, zordaki sektörlerin risklerinin daha da yükseldiğini gösteriyor.

TÜRKİYE’NİN AVANTAJI AİLELER

Batık kredi oranını, birçok Orta ve Doğu Avrupa ülkesinden daha yüksek olmasına rağmen Türkiye’deki finansal risklerin bu ülkelerden daha düşük olmasının bir nedeni ailelerin borçluluk oranının göreli olarak çok az olması. Ayrıca Doğu Avrupa’da şirketlerin ve ailelerin borçlarının çok büyük bölümü döviz borcu olduğu için risk daha yüksek. Buna karşın Türkiye’de ailelerin döviz borcu daha düşük ama döviz varlıkları daha fazla.
Türkiye’nin bu ülkelere göre ikinci avantajı ise bankacılık sisteminin daha güçlü olması. Türkiye’da bankacılık sistemi sermaye yeterliliği avantajının yanısıra döviz riski ve riskli varlıklardan uzak durmasıyla daha güvenli bir durumda. Doğu Avrupa’daki bankaların mortgage kredileri ve açık pozisyon riskleri çok yüksek düzeyde bulunuyor.