25 Aralık 2018 Salı

İstihdamda kriz ilk nereleri vurmaya başladı?


İşsizlik oranı bu yıl yaz aylarında düşeceğine yükseldi ve Ağustos-Eylül-Ekim aylarının ortalamasını yansıtan Eylül döneminde işsizlik oranı yüzde 11.43’e çıktı. Bu eğilim, ekonomideki kötüleşmenin derinleşmesine paralel olarak daha da güçlenecek.
Yılın 3. çeyreğinde ekonominin küçülmenin öncüsü bir durgunluğa girmesi, istihdam ve işsizlik cephesinde sert krizin öncü sarsıntılarını ortaya çıkardı. Bu olumsuz gidişin ilk vurduğu yerlerin hangi kesimler olduğuna baktığımızda şunları görüyoruz:
* Özel sektör istihdam azaltmaya başlamış durumda. Eylül döneminde bir yıl öncesine göre istihdam 266 bin gibi cılız bir artış kaydetti. Ancak bu esas olarak kamu sayesinde gerçekleşmiş gözüküyor. Kamu yönetimi, savunma, eğitim ve sağlık sektörlerindeki toplam istihdam artışı 880 bin kişi. Kamu ağırlıklı bu üç sektör olmasaydı, istihdam artış bir yana 614 bin düşecek ve işsiz sayısı 4 milyon 363 bine, işsizlik oranı da yüzde 13.3’e fırlayacaktı.

18 Aralık 2018 Salı

Sadece büyüme değil, gelir dağılımı da tehdit altında


Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 3. çeyrek büyüme verileri, üretici sektörlerin hızla durgunluğa sürüklendiğini ortaya koyuyor. 3. çeyrek büyüme verilerinin ortaya koyduğu gerçek sadece ekonomideki durgunluk ve daralma tehdidi değil. Veriler, ekonomideki kötü gidişin yanında, zaten kötü olan gelir dağılımının daha da bozmakta olduğuna işaret ediyor.
3. çeyrek gayrısafi yurtiçi hasıla (GSYİH) verilerine bu pencereden baktığımızda gözüken manzara şöyle:

11 Aralık 2018 Salı

3. Çeyrek büyüme verileri, daha da kötüsü geliyor diyor


TÜİK 3. Çeyrek büyümesi yüzde 1.56 olarak açıklandı. Ekonomi, tahminlerden daha hızlı yavaşlıyor. 3. Çeyrek büyüme performansını ilk iki çeyrektekilerle karşılaştırdığımızda gidişin sert bir şekilde kötüleştiği görülüyor. Bu gidişle son çeyrek ve 2019 yılına küçülme damga vuracak.
* Dolar bazında yıllık toplam gayrı safi yurtiçi hasıla (GSYİH) 2. Çeyreğe göre 48.74 milyar dolar azalarak 832.88 milyar dolara geriledi. Kişi başına yıllık GSYİH da bizim hesaplamamıza göre geçen yılı göre 284 dolarlık kayıpla 10 bin 272 dolar düzeyine indi. Sayıları 4 milyonu aşan göçmenleri de hesaba katarsak kişi başına gelir 9 bin 700 dolar dolayına iniyor.
*  Özel tüketim 3. Çeyrekte sadece yüzde 1.11 büyümüş. Özellikle dayanıklı mallar tüketimindeki yüzde 23.88’lik sert küçülme gelecek için ürkütücü bir alarm veriyor.

4 Aralık 2018 Salı

Endeks düştü, enflasyon da düştü mü?


Kasım ayında Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) yüzde 1.44 düştü ve böylece endeksteki yıllık artış oranı 3.62 puan gerileyerek yüzde 21.62 oldu. Yıllık TÜFE artış hızı 7 ay sonra ilk kez gerilemiş oldu.
Bu sonuçlara göre enflasyon sorununun çözülmeye başladığı sonucu çıkar mı? Enflasyona ilişkin gelişmelerle TÜFE verilerinin ayrıntılarını birlikte değerlendirdiğimizde ortaya çıkan resim şöyle:
* Aylık TÜFE’deki yüzde 1.44’lük düşüşün 1.17 puanı ulaştırmadan 0.24 puanı ev eşyasından geldi. Aylık düşüşün 1.41 puan ile neredeyse tamamı bu iki kalemden kaynaklandı. Bu iki kalem geçici vergi indirimleriyle fiyatların düşürüldüğü alanlar. Vergi indirimleri olmasaydı buradaki fiyat artışları sürecekti. Vergi indirimleri kalktığında manzara hemen tersine dönecektir.
* Vergi indirimlerinin uygulandığı kalemlerde gerçekleşen fiyat düşüşlerinin boyutu, vergilerdeki indirim kadar bile değil. Bu da iki aydır sürdürülen “enflasyonla topyekün mücadele” kampanyasının esas olarak göstermelik düzeyde kaldığını ortaya koyuyor.

27 Kasım 2018 Salı

Kamu yatırımlarındaki daralma 2001 krizini aratacak


Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, ekonominin genel dengesine ilişkin verileri açıklarken, 2019-2021 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) doğrultusunda yatırım tahmin ve hedeflerini de açıkladı.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın açıkladığı veriler, iki açıdan önemli bir kaynak.
Birincisi Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın açıkladığı tabloda yatırımlardaki büyümeyi kamu-özel ayrımı ile görebiliyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), yeni gayrısafi yurtiçi hasıla hesabına geçişle birlikte yatırımlardaki büyümeyi artık kamu-özel ayrımıyla değil sadece toplam olarak açıklamaya başlamıştı. TÜİK’in kamuya açıklamadığı bu verileri, şimdi Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın verilerinde bulabiliyoruz.
İkincisi TÜİK’in verilerinde hiç yer almayan sektörel düzeydeki yatırım büyüme hızlarını da görebiliyor olmamız. Bu veri setinde yatırımların 10 temel sektör arasında nasıl dağıldığını ve her sektördeki yatırım büyümesinin yıldan yıla nasıl seyrettiğini izlemek mümkün.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın veri setinde 1998-2017 gerçekleşme verilerinin yanısıra 2018 yılı gerçekleşme tahminleri ile 2019 hedefleri kamu-özel ayrımı ve sektör bazında yer alıyor.
Cumhurbaşkanlığı’nın OVP’ye paralel olarak kamu-özel ve sektörler bazında ortaya koyduğu yatırım büyüme hedefleri, bizi 2019’da nasıl bir yıl beklediğinin de mesajlarını veriyor:

20 Kasım 2018 Salı

Sağlıkta dönüşümün külfeti SGK’ya, nimeti hastanelere


Tartışmalı şehir hastaneleri projesi ile bir üst faza geçen sağlıkta dönüşüm planı, 2005 yılında Düzce’de pilot uygulama olarak başlamıştı. 2006’da 10 ile genişleyen plan, daha sonra tüm illere yayıldı.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2017 yılı sağlık harcamaları istatistikleri, sağlıkta dönüşüm planının 12 yıllık bilançosunu ve sistemdeki dengeleri ne yönde değiştirdiğini de ortaya koyuyor:
* Yatırımlar hariç cari sağlık harcamaları 12 yılda yüzde 293 arttı. Bu sürede sağlıktaki enflasyonun yüzde 70 olduğunu dikkate alırsak yüzde 131’lik bir reel artış var. Kişi başına cari sağlık harcamasındaki 12 yıllık nominal artış yüzde 235, reel artış ise yüzde 97.
* 12 yılda hanehalkının cari sağlık harcamaları yüzde 183 artarken, merkezi devlerin harcamaları yüzde 216, yerel yönetimlerin harcamaları ise yüzde 272 artmış. Buna karşın SGK’nın sağlık harcamasındaki artış yüzde 442’yi bulmuş.

13 Kasım 2018 Salı

5 ayda 20 milyar $ ‘yerli sıcak para’ dışarı kaçtı



Ağustos’ta patlama yapan “yerli sıcak para” kaçışı, eylülde de sürmüş. Merkez Bankası’nın açıkladığı ödemeler dengesi verileri, Ağustos’ta patlama yapan sıcak para kaçışının Eylül’de de sürdüğünü ortaya koydu.
“Yerli sıcak para”daki kaçış eğilimi seçimlerin hemen öncesinde Mayıs ayında baş gösterdi. Seçim ayı olan Haziran’da belirgin bir güç kazanan kaçış, Ağustos’ta patlama yaptı. Seçim sonrasına damga vuran bu eğilim, eylülde de sürdü.
Yurtiçinde yerleşiklerin yurt dışında yaptıkları hisse senedi ve tahvil yatırımları ile yurtdışına mevduat olarak çıkardıkları kaynakların toplamından oluşan “yerli sıcak para” mayıs öncesinde yurtiçine para girişi şeklinde bir rota izlemişti. Mayıs ayında bu eğilim tersine döndü ve “yerli sıcak para” yurtdışına kaçmaya başladı.
Mayıs ayında yurtdışına 2.75 milyar dolarlık bir “yerli sıcak para” çıkışı yaşandı. Seçim ayı olan Haziran’da bu miktar 2.58 milyar olarak düzeyini korudu. Temmuz’da 249 milyon dolara inerek bir duraklama gösteren “yerli sıcak para” çıkışı, Ağustos’ta tam bir patlama yaparak 11.42 milyar dolara fırladı. Eyül’deki “yerli sıcak para” çıkışı 3.1 milyar dolar oldu.
Böylece 5 aylık “yerli sıcak para” kaçışı 20.11 milyar doları buldu. Bunun 1.67 milyar doları yurtdışında yapılan hisse senedi, tahvil yatırımı şeklinde gerçekleşti. 18.43 milyar dolar ile asıl aslan payını ise yurtdışındaki bankalarda açılan mevduat hesaplarına gitti.
Mayıs’tan Eylül’e 5 ay temposunu koruyarak süren “yerli sıcak para” kaçışı ekonomik güven kaybının bir sonucu ve görüntüsü.

6 Kasım 2018 Salı

Enflasyonda en kötü dönem geride mi kaldı?



Ekim ayı enflasyon verileri, politik olarak öncekilerden daha önemle değerlendirilmesi gereken bir konu. Bunun birkaç nedeni var.
Birincisi ekim ayı, iktidarın çözüm olarak ortaya koyduğu “Enflasyonla topyekün mücadele” kampanyasının en önemli sınav ayıydı.
İkincisi, Rahip Brunson olayının “tatlıya bağlanması” üzerine kurlarda meydana gelen düşüş, enflasyon gelişmelerini de etkileyecekti.
Üçüncüsü Merkez Bankası’nın yüklü faiz artışının etkisi ortaya çıkmaya başlayacaktı.
Şimdi ekim enflasyonu eylülden düşük diye “en kötüsü geride kaldı” yorumları yapılabiliyor. Gerçekten en kötüsü artık geride mi kaldı?
Soruları ekim verilerinin ışığında yanıtlamaya çalışalım.

30 Ekim 2018 Salı

Bunca döviz sıkıntısında bankalar 10 milyar doları neden dışarı çıkardı?


Ağustos’ta cari denge 2.59 milyar dolar fazla verdi. Bu bir rekor. Türkiye ekonomisi, genelde krize girip küçülürken cari fazla verir. Ağustos’taki, krizde olanlardan da kat kat fazla.
Ağustos’taki cari fazlada, turizm ve taşımacılık fazlasının geçen yıla göre artmış olmasının bir katkısı var. Ancak asıl etken geçen yıl 4.35 milyar dolar olan dış ticaret açığının bu yıl 1.28 milyar dolara kadar düşmüş olması.
Dış ticaret açığındaki bu düşüşte kurlardaki hızlı çıkış ve belirsizlik yüzünden bekletilen ithalatın bir etkisi var. Bu etkinin ne boyutta ve ne kadar kalıcı olacağını sonraki ayların verilerinde göreceğiz.
Eğer ithalattaki daralma böyle sürerse, ekonomide şiddetli bir küçülmenin göstergesi olacak.
Ağustos ayı ödemeler dengesinin şaşırtıcı tek yönü cari dengenin bu kadar yüksek fazla vermesi değildi. Şaşırtıcı olan ikinci nokta, 2.59 milyar dolarlık cari fazlaya rağmen döviz rezervlerinin bir ayda 8.08 milyar dolar birden erimesiydi. Rekor cari fazla verilen Ağustos, garip bir şekilde 2018’in en fazla rezerv eriyen ayı oldu.
Şaşırtıcı noktalar bununla da bitmiyor.


 

23 Ekim 2018 Salı

KOBİ'ler ve esnaf, depremi yaşamaya başladı


İster kriz diye adlandırın, ister siyaset gereği başka sözcüklerle tanımlayın, Türkiye ekonomisi, tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşamaya doğru sürükleniyor. Üstelik bu daha önce yaşadıklarımızdan çok farklı yaşanacak. Önceki krizler kamunun açıkları-borçlarının, bankacılık sisteminin açıkları üzerine patlak vermişti.
Bugün ise şirketler dünyasını saran bir borç sorunu ile karşı karşıyayız. İzlenen ekonomi politikaları, şirketler dünyasını aşırı borçlanmayla zehirlemiş durumda.
Bugünkü krize çözümler üretmek eskisinden çok daha zor olacak. Çünkü kamu ve bankacılıktan kaynaklanan krizlere göre çok daha yaygın, karmaşık, içiçe geçmiş sorunlar yumağı ile karşı karşıyayız. Bu yüzden kriz eskisinden uzun sürebilecek, tahribatı daha yaygın ve uzun süreli olabilecek.
Krizin bu karakteri nedeniyle şirketler alemindeki gelişmeler, süreçte birinci derecede izlenmesi gereken alan haline geldi.
Bankacılık tarafında kredi hacmi ve batık kredi oranlarına ilişkin veriler daha hararetle izlenecek. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) derlediği kurulan ve kapanan şirket verileri de bu süreçte, tarihinde olmadığı kadar fazla ilgi görmeye başlayacak.
En son TOBB verilerini bu gözle incelediğimizde sarsıntının, kurulan/kapanan şirket verilerine yansımaya başladığını görüyoruz. Rakamlar, olası depremi gerçek kişi ticaret işletmelerinin, yani KOBİ'ler ve esnafın, yılın 3. çeyreğinde sert bir şekilde yaşamaya başladığına işaret ediyor.

16 Ekim 2018 Salı

Enflasyonla mücadele kampanyayla değil politikayla olur


Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak enflasyonla mücadele programını açıkladı. Programın esası, bakkalların, zincir marketlerin, tüketim ürüne satıcılarının satış fiyatlarında yılsonuna kadar asgari yüzde 10 indirim yapmalarına dayanıyor.
Ortada ne kapsamlı bir enflasyon dinamikleri değerlendirmesi, ne de bütünlüklü bir yapısal çözümler manzumesi var. Sadece iki aylığına satıcıların fiyatlarında yüzde 10 indirim yapmasına yönelik bir kampanyadan ibaret sığ bir yaklaşım var.
Planın layıkıyla hayata geçip geçmeyeceği ciddi soru işaretleri taşıyor. Daha önemlisi, planın uygulanması halinde her bir parçası ekonomide başka sorunlar yaratacak nitelikte.
Birincisi karşı karşıya bulunduğumuz sorun maliyet enflasyonu. Üretici fiyatlarındaki enflasyon, tüketici enflasyonunun iki katı düzeyde. Program sorunun bu yapısal boyutunu görmezden gelerek, daha baştan kaybediyor.

9 Ekim 2018 Salı

Enflasyon, zabıta marifetiyle düşürülebilir mi?


Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, “enflasyonla topyekün mücadele programı”nı bugün açıklayacak. Program açıklanınca, enflasyona bakış ve mücadelede gerçekçi ve tutarlı planlar ortaya koyup koymadığını hep birlikte göreceğiz.
Bakan Albayrak’ın eylüldeki enflasyon patlaması üzerine yaptığı açıklamalarda öne çıkan noktalar şöyleydi:
- Fiyat artışları spekülatif.
- Stokçuluk davranışlarının fiyatlar üzerindeki etkisi bir algı değil gerçek.
- Alo 175 diye şikayet hattımız var.
Fiyat artışları spekülatif artışlardan mı ibaret? Enflasyonu bu düzeye fırsatçı stokçular mı çıkardı? Enflasyonla mücadele zabıtaya havale ederek, telefonla ihbar hatlarına umut bağlanarak başarılı olabilir mi?
TÜİK’in verileriyle bu sorulara yanıt vermeye çalışalım.

2 Ekim 2018 Salı

5 soruda McKinsey planının önü arkası


1- McKinsey ne tür işler yapıyor?
McKinsey, dünyanın en büyük ve en etkin yönetim danışmanlığı firmalarından birisi. Şirketlerden devletlere, kamu kurumlarına kadar farklı kesimlere yönetim danışmanlığı hizmetleri veriyor. Sadece ekonomi alanında şirketlerin stratejileri veya hükümetlerin ekonomi politikaları konusunda değil devlet yapısı, siyasi yönetim alanlarında da hizmet verdiği oluyor.
Bu çalışma sırasında hizmet verdiği şirketin veya kurumun tüm verilerini alıp kullanabiliyor.
Bu hizmetini milyon dolarlarla ifade edilen yüksek ücretlerle yapıyor.

2- McKinsey’in karnesi nasıl?
McKinsey, dünyanın en büyüklerinden, en deneyimlilerinden birisi olmasına karşın milyonlarca dolara sattığı reçetelerin başarısı garanti değil. Tam tersine tarihe geçmiş başarısız şirket operasyonlarında McKinsey’in imzası var.

25 Eylül 2018 Salı

OVP’de verdiği cevaptan çok soru işareti var

Geçen hafta açıklanan Orta Vadeli Program (OVP), öncekilerden daha fazla kritik bir öneme sahipti.
Çünkü ekonomi zaman geçtikçe daha da derinleşen bir kriz hali yaşıyor. Ekonomi politikalarında köklü bir değişiklik ihtiyacı var.
Açıklanan OVP, kriz halini kabul ve örtülü olarak itiraf etmekle birlikte, krizle mücadele ve çıkış konusunda kapsamlı, bütünlüklü, güven veren bir çerçeve ortaya koymaktan uzak. Dolayısıyla ekonomi aktörleri, OVP sonrasında da hala önlerini tam olarak göremiyorlar.
Gidişat yılın son çeyreğinin çok daha sancılı geçeceğini gösteriyor. Bu süreçte büyük ölçüde el yordamıyla yürünecek olması, krizin maliyetlerini artıracak.
Açıklanan politika ve hedef rakamların hem gerçekçilik, hem de tutarlılık sorunları var. Dolayısıyla ortaya konan her hedef ve politika, ilgili konuda verdiği yanıttan fazla soru doğuruyor.

18 Eylül 2018 Salı

Büyüme verileri, ikinci yarı için ne söylüyor?

Yılın 2. çeyreğine ait büyüme verileri açıklandı. Ancak herkes 2. çeyrekte ekonomi performansının nasıl olduğundan çok daha fazla yılın ikinci yarısında nasıl bir resim ortaya çıkacağını merak ediyor.
2. çeyrek büyüme verilerini ayrıntılı incelediğimizde, ekonominin gelecek dönem seyrine ilişkin önemli işaretler zaten ortaya çıkmış durumda. 2. çeyrek verilerine, ekonominin olası ikinci yarı performansı penceresinden bakacak olursak şunları görüyoruz:
* Büyüme hızı 1. çeyreğe göre 2.04 puan yavaşlayarak yüzde 5.21 oldu. Seçim ekonomisinin etkisi sürüyor olmasına rağmen 2. çeyrekte büyüme temposunda ciddi bir düşüş var.
* İlk çeyreğe göre büyüme hızı yükselen temel bileşenler sadece ihracat, kamu harcamaları ve kamu ağırlıklı sektörler ile finans sektörü. Harcama tarafında özel tüketim ve yatırımlarda, üretim tarafında tüm temel sektörlerde büyüme hızı geriledi.

11 Eylül 2018 Salı

Yüksek büyüme yılında gelir dağılımında bozulma işaretleri

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yeni milli gelir hesaplarına göre 2017 yılı son 4 yılın en yüksek büyüme hızına ulaşılan yıl olarak kayıtlara geçti. 2017’de büyüme hızının yüzde 7.4 olduğu açıklandı. Bu büyümenin ana kaynağı olan hanehalklarının tüketim harcamalarındaki reel artış yüzde 6.1’i buldu.
Büyümenin böylesine yüksek olduğu bir yılda, normal koşullarda refah artışı ve gelir dağılımında düzelme beklenir. Ancak TÜİK’in başka verileri, 2017’de durumun pek böyle olmadığına işaret ediyor. TÜİK’in hanehalkı tüketim harcamalarına ilişkin istatistikleri, 2017’de hızlı büyümeye rağmen gelir dağılımında düzelme değil bozulma yönünde bir gelişme olduğu sinyalleri veriyor.
Hanehalkı harcaması verilerini hanelerin temel gelir kaynağına göre incelediğimizde ortaya şöyle bir resim çıkıyor:

4 Eylül 2018 Salı

Bu grafikler nasıl bir alarm veriyor?

Önce ikinci grafikten başlayalım. Bu grafik tüketici enflasyonu ile onun iki temel ayağının seyrini anlatıyor. 
Mart ayından sonra enflasyonun her cephede roket gibi tırmanışa geçtiği görülüyor. En yukarıda mal gruplarının yıllık enflasyonu var. TÜFE yüzde 17.90’a ulaşırken, mallarda enflasyon yüzde 20’yi aşarak yüzde 20.53’e ulaşmış durumda. Bu endeks, işlenmemiş gıdadan elektriğe, akaryakıttan otomobile, giyimden ev eşyasına kadar her türlü tüketim malını kapsıyor. Bu grafik bize tarımdan sanayiye üretilen tüm tüketim mallarında ortalama enflasyonun yüzde 20’yi aştığını söylüyor. Aynı zamanda enflasyonu üretim tarafının sürüklediğini yansıtıyor. Yani tehlikeli ve yaygın bir durum sözkonusu.

28 Ağustos 2018 Salı

Pansuman yetmez, köklü tedavi şart


Bayram tatiline girerken doların 7 TL sınırından 6 TL dolayına gerilemiş olmasına bakarak, sanki sorun halledilmiş, yangın söndürülmüş gibi bir hava yaratılmıştı. Tatil sonrasının ilk gününde kurların yine aşırı oynak ve yükselme eğiliminde olduğunu gördük.
Döviz piyasasında önemli bir araç olarak kullanılan swap işlemlerinde TL likiditesini aşırı ölçüde sıkan önlemlere rağmen kurlar hala yukarı ataklar yapmaya devam edebiliyor.
Çünkü kurlardaki aşırı oynaklık ve güçlü yükselme eğiliminin temel nedeni spekülatif ataklar değil. Temel neden dünyada para bolluğu tersine dönerken, ekonominin temel kırılganlıklarının aşırı boyuta ulaşmış olması. Ekonomimiz böylesine kırılgan hale getirilince her türlü dış oyunun etkisi kat kat fazla oluyor.

14 Ağustos 2018 Salı

Bu önlemler yangını frenler ama söndüremez


Olağanüstü günler yaşıyoruz. Geçen hafta “Kara Cuma”yı yaşadık, yeni haftaya “Kara Pazartesi” ile başladık. Cuma günü doların 6 TL’nin üstüne nasıl bir anda fırlayabildiğini biz daha anlayamamışken, pazartesi 7 TL’nin üstüne çıkmasının şokunu yaşadık. Kurların 2 yılda gitmesinin zor olduğu bir yere 2 günde gittiğine şahit olduk.
Piyasaları sakinleştirmeye yönelik resmi açıklamalar pazar gecesi başladı. Sabah Merkez Bankası’ndan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (SPK) savcılıklara kadar bir dizi kurum, çeşitli adımlarla yangına müdahale ettiler.
Şimdi herkes, “Şoku atlattık mı? Yangın kontrol altına alındı mı? Bu önlemler yangını söndürmeye yeter mi?” sorularının yanıtını arıyor.
Bu sorulara uygun yanıtı verebilmek için önce yangının kaynağını, bu boyuta ulaşabilmesinin nedenlerini doğru tahlil etmemiz gerek. Bunun için şu temel tesbitleri gözden kaçırmamak gerekiyor:

7 Ağustos 2018 Salı

Merkez Bankası, enflasyonda topu Beştepe’ye attı

Merkez Bankası yılın ikinci enflasyon raporunu geçe hafta açıkladı. Raporun açıklanmasının ardından üzerinde en fazla konuşulan şey, doğal olarak Merkez Bankası’nın yılsonu enflasyon tahminini nisanda açıkladığı rapora göre 5 puan birden artırarak yüzde 13.4’e çıkarması oldu.
Ancak bu arada raporda Merkez Bankası’nın enflasyonun nedenleri ve mücadele yolları konusundaki analizlerinde büyük bir değişim olduğu noktası pek dikkat çekmedi. Bunda Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın da konuşmasında bu noktalara pek girmeyerek sadece raporda yer alan ilgili bir kutunun okunmasını tavsiye etmekle kalması da etkili oldu.
Merkez Bankası’nın temmuz raporu, adeta başka bir elden çıkmış denecek kadar öncekilerden farklı değerlendirmeler içeriyor ve bu değerlendirmeler eski raporlarda olduğu gibi örtük mesajlarla değil daha doğrudan ifadelerle yer alıyor.
Son enflasyon raporunda enflasyonun böylesine azgınlaşmasında genişlemeci maliye politikalarının etkili olduğu daha doğrudan, daha güçlü ve sık sık altı çizilerek ifade ediliyor.
Çözüm için de genişlemeci maliye politikalarının terk edilmesi gerektiği sık sık vurgulanıyor.
Nisan enflasyon raporunda Merkez Bankası’nın ortaya koyduğu çerçeve özetle şöyleydi:

31 Temmuz 2018 Salı

Büyüme rekor kırarken zengin tüketimini kısmış

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2017 yılı hanehalkı bütçe araştırması tüketim harcaması sonuçlarını açıkladı.
Hanehalkı harcaması verileri, özellikle TÜİK’in yüzde 7.42’lik yüksek büyüme hızı verileriyle birlikte değerlendirildiğinde ilginç sonuçlar çıkıyor:
* TÜİK’in büyüme verilerine göre 2017’de ekonomi yüzde 7.42 büyürken, özel tüketim reel olarak yüzde 6.11 arttı. Yerleşik hanehalklarının tüketimindeki büyüme yüzde 6.16 oldu. Bunun içinde dayanıklı mallar tüketimi reel olarak yüzde 11.59, yarı dayanıklı mallar tüketimi yüzde 3.18, dayanıksız mallar tüketimi yüzde 5.51, hizmet harcamaları yüzde 6.22 büyüdü.
* Hanehalkı bütçe harcaması araştırmasına göre ise hane başına aylık ortalama harcama miktarı 3406.40 TL’den 3815.67 TL’ye çıktı. Hane başına harcamadaki nominal artış yüzde 12.01 arttı. 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyonun yüzde 11.14 olduğunu hesaba katarsak, ekonomi yüzde 7.42 büyürken ailelerin tüketimi reel olarak sadece yüzde 0.78 artarak neredeyse yerinde saymış.
* 2017’de hanehalkı sayısındaki yüzde 3.30’luk artışı da dikkate alsak bile hanehalkı tüketim harcamalarındaki toplam reel artış, yüzde 4.11 ile GSYİH hesabındaki oranların çok gerisinde.

24 Temmuz 2018 Salı

Bu resim, sanayi devlerini çok zorlayacak

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasını da yayınladı. Birinci ve İkinci 500 büyük sanayi kuruluşları verilerini topluca değerlendirdiğimizde ciro ve kar cephesinde 2017 yılı iyi gözükse de borç ve bilanço dengelerinde ciddi risklerin biriktiği görülüyor:
* Üretimden satışlar Birinci 500’de yüzde 33.19, İkinci 500’de yüzde 30.95, İSO-1000’de yüzde 32.87 arttı. Net satışları Birinci 500 yüzde 32.61, İkinci 500 yüzde 31.03 ve İSO-1000 yüzde 32.39 artırdı.
* Brüt katma değeri Birinci 500 yüzde 19.63, İkinci 500 yüzde 34.52, İSO-1000 yüzde 21.20 artırdı.
* Vergi öncesi karı Birinci 500 yüzde 58.69, İkinci 500 yüzde 67.15, İSO-1000 yüzde 59.57 artırdı.
* Bu oranlar yüzde 15.47 olan Yurtiçi ÜFE artışı ve yüzde 15.82 olan 12 aylık ortalama ÜFE artışının çok üzerinde. Bunda 2016’nın kötü bir yıl olmasına bağlı baz etkisinin yanında bol kepçe teşvikler ile iç talebi canlandırmaya yönelik ekonomi politikalarının payı var.

17 Temmuz 2018 Salı

Enflasyon neden yüksek, nasıl düşer?

Haziran verileri, enflasyonun kontrolden çıkma noktasına geldiğini yakıcı bir şekilde ortaya koydu. Sorun artık patates, soğan açıklamalarıyla geçiştirilemeyecek kadar yakıcı ve yaygın bir hal almış durumda.
TÜFE yüzde 15’i geçerken tüm çekirdek enflasyon göstergeleri de yüzde 15 dolayına tırmandı. ÜFE’de yüzde 23.71’e, aramallarında yüzde 28.47’ye fırlayan enflasyon, ürkütücü tırmanışın süreceğini söylüyor.
Çoktan süreğen ve yapışkan bir hal almış bulunan enflasyon basit fiyat hareketleriyle, tekil faktörlerle açıklanamayacak ve çözülemeyecek bir sorun. Mevcut enflasyon ekonominin köklü yapısal hastalıklarının bir ürünü. Ama aynı zamanda o yapısal hastalıkları derinleştiren, büyüten bir karşı etkiye de sahip.
Ekonominin yapısal sorunları ile enflasyon, karşılıklı birbirlerini besleyerek bir kısır sarmal halinde büyümeye devam ediyor.
Yüksek ve kalıcı enflasyon, örneğin yüksek cari açık sorunundan kopuk bir sorun değil. Tersine yüksek cari açıktan da beslenen bir sorun. Yüksek cari açık, üretim ve rekabet gücünü artırmadan aşırı tüketimle hormonlu büyüme sevdasının bir sonucu.

3 Temmuz 2018 Salı

Devlette yeni düzenin şifreleri

Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kesin sonuçları birkaç gün içinde ilan edilecek. Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başlamasıyla, aynı zamanda yeni anayasa tüm hükümleriyle yürürlüğe girmiş olacak.
Yeni anayasanın yürürlüğe girmesiyle devlet şimdiye kadar olduğundan çok farklı yönetilecek. Ama bu tam olarak özümsenmiş değil. Hala yasama ve yürütmeye ilişkin çeşitli konular ele alınırken mantık hala eski sisteme göre çalışabiliyor.
Devlet işleyişi ve siyasi hayatımızı en fazla etkileyecek değişimleri şöyle sıralayabiliriz:

29 Haziran 2018 Cuma

AKP, MHP desteğine mecbur mu?

Seçimlerin ardından Meclis’teki sandalye dağılımı yaklaşık olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Hiçbir parti tek başına çoğunluğa sahip değil. Cumhur İttifakı’nın toplamı ancak çoğunluk sağlayabiliyor.
Yeni Anayasada Meclis çalışmalarına ilişkin sayısal sınırlar ile partilerin milletvekili dağılımını karşılaştırınca, mevcut oy dengeleri ile ortaya şöyle bir çerçeve çıkıyor:
* Meclis Genel Kurulu’nun toplanabilmesi için en az 200 milletvekili gerekiyor. Bu durumda AKP hariç hiçbir parti tek başına Meclis’in toplanmasını sağlayamaz.
* Yasaların kabulü için asgari 151 milletvekilinin oyunu gerekiyor. Bu da AKP dışında hiçbir partinin tek başına yasa çıkaramayacağı anlamına geliyor. (Genel Kurul’a katılan milletvekili sayısı 301’in üzerine çıkarsa, yasanın kabulü için salt çoğunluk gerektiğinden 151 oy sınırı da yükselmiş olacak.)
* Cumhurbaşkanı’nın veto ettiği yasaların aynen kabulü için 301 oy gerekiyor. Bunun için ya AKP’nin katılımı ya da AKP dışındaki tüm partilerin birleşmesi gerekiyor.
* Anayasa’da değişiklik teklifi vermek için gerekli imza sayısı 200. AKP dışında hiçbir partinin tek başına bu sayıyı bulma şansı yok. Millet İttifakı’nın da bu sınırı geçmek için dışarıdan 11 milletvekilinin desteğini alması gerekiyor.

26 Haziran 2018 Salı

Vaatleri unutun, acı ilaca hazır olun

Tarihi bir seçimi geride bıraktık. Bu seçimle anayasa değişikliklerinin tamamı yürürlüğe girmiş oldu. Artık Türkiye yeni bir rejimle yönetilecek.
Tarihi önemdeki bu seçim aynı zamanda ani bir seçimdi. Ekonomideki kötü gidişat, seçimleri 16 ay erkene almaya ve sıkıştırılmış bir takvimle kısa sürede yapmaya zorladı.
Seçim kampanyaları sırasında iktidardan muhalefete türlü türlü vaatler ortaya döküldü. Vaatler birbiriyle yarışırken partilerin ekonomik ve sosyal programları neredeyse hiç konuşulmadı.
Oysa ekonominin içinde bulunduğu durum, vaatlerden çok partilerin bu sorunların üstesinden gelmek için nasıl bir politika çerçevesi, nasıl bir yol haritası önerdiklerini tartışmayı gerektiriyordu. Partiler, bu temel ihtiyaçtan uzak durmayı tercih ettiler ve vaat yarıştırma kolaycılığına kaçtılar.

22 Haziran 2018 Cuma

Aday profilinde en köklü değişim AKP’de

Partilerin milletvekili adaylarının eğitim ve meslek durumuna göre profillerini bir önceki yazımızda ele almıştık. Bugün 2002 seçimlerine göre partilerin aday profillerini nasıl değiştirdiklerine bakacağız.
* AKP 2002’de yola çıktığı kesimleri terk etmiş: 2002’den 2018’e milletvekili aday profili en fazla değişen parti AKP. AKP 2002’de meslek gruplarına dengeli bir dağılımla yer vermişti. 2002’de ilk sırada bulunan hukukçuların bile ağırlığı yüzde 11’in altında.
2018’de ise tüccarlar, esnaflar, turizmciler, finansçılar, ev kadınlar listeye hiç giremedi. Oysa 2002’de 550 AKP adayının 22’si tüccar, 15’i esnaf, 7’si turizmci, 5’i bankacıydı. Buna karşın 2002’de sadece 3 olan serbest meslek sahibi sayısı 213’e fırladı. Serbest meslek mensuplarının şimdi tek başına payı yüzde 35’i buldu.
AKP adayları içinde payı en fazla düşen kesimler tüccarlar, esnaflar, turizmciler, bankacılar ile işçiler ve ücretli çalışanlar.

19 Haziran 2018 Salı

Hangi parti, adaylarını hangi meslekten seçti?

Bu hafta sonunda tarihi önemde bir seçime gidiyoruz.
Seçimin tayin edici ayağı cumhurbaşkanlığı seçimi. Bu yüzden seçimin ikinci ayağı olan milletvekili seçiminin eskisi gibi bir önemi yok.
Yine de partilerin adaylarının niteliklerine göre dağılımına bakmakta yarar var. Bu hem oluşacak meclisin hangi mesleklerden gelen kişilerden oluşacağı hakkında bir ön fikir veriyor, hem de partilerle meslek grupları arasındaki karşılıklı ilgi düzeyi hakkında bir bilgi veriyor.
Yüksek Seçim Kurulu’nun yayınladığı kesin aday listesinde yer alan bilgilere göre partilerin adaylarının meslek ve eğitim dağılımını incelediğimizde şu noktalar öne çıkıyor:

12 Haziran 2018 Salı

Piyasa neden büyümeye değil de cari açığa bakıyor?

Ekonomi için önemli iki veri, ilk çeyrek büyümesi ile nisan ayı ödemeler dengesi rakamları dün aynı anda açıklandı. İlk çeyrek büyüme verisi, sadece hızına bakarsak, yüzde 7.4 gibi parlak bir sonuç ortaya koydu. Ödemeler dengesi verisi ise kötü bir resim çizdi. Nisan ayı cari açığı 5.4 milyar dolar olurken, 12 aylık cari açık 57 milyar doları aştı.
Piyasalar üzerinde parlak büyüme rakamları değil de ödemeler dengesi verileri daha etkili oldu. Peş peşe yapılan radikal faiz artırımları sonrasında gerileyerek daha sakin bir seyir izleyen döviz kurları yeniden hızlı bir çıkış yaptı.
Cari açık ve ödemeler dengesi cephesindeki korkular, büyümenin yaratması beklenen sevinci neden anında boğabildi?

8 Haziran 2018 Cuma

2014’ten ders alınsaydı Merkez bugün aynı duruma düşer miydi?

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK), dün bir kez daha yüksek ölçüde faiz artırmak zorunda kaldı. Merkez Bankası bir toplantı döneminde üç kez faiz artırmaya mecbur hale düştü. Üstelik üçünde de radikal sayılacak faiz artışlarına gitti.
PPK 25 Nisan’daki olağan toplantısında o zamanki etkin faiz olan geç likidite penceresi borç verme faizini 0.75 puan artırmıştı. Sonrasında kurlardaki hızlı çıkış karşısında uzun süre hareketsiz kalan Merkez Bankası, 23 Mayıs’ta olağanüstü toplanarak etkin faizi 3 puan birden artırmıştı. Ardından “sadeleşme” adı altındı 1 Haziran’dan geçerli olmak üzere etkin faiz dışındaki faizlerde de radikal artışlar yapıldı. 7 Haziran’daki olağan toplantıda da 1.25 puanlık bir artış daha geldi.
Böylece politika faizi olan haftalık repo ihale faizi yüzde 17.25’e, tavan faiz olan geç likidite borç verme faiz oranı ise yüzde 20.75’e çıktı. Nisan toplantısına göre tavan faiz 7.25 puan, politika faizi ise 9.75 puan yükselmiş oldu.
Kurlardaki ve faizlerdeki bu hızlı artışın temelinde yatan neden ekonomideki aşırı kırılganlıklar ve siyaset cephesindeki hukuk ve demokrasiye ilişkin kaygılar. Merkez Bankası’nın siyasi baskılar yüzünden zamanında ve etkin müdahalelerde bulunmaması sorunu daha alevli hale getiriyor.

5 Haziran 2018 Salı

Yanlış politikaların faturası ağırlaşıyor

Mayıs ayı enflasyon verileri, gerçekten alarm verici nitelikte.
Yıllık enflasyon hızlı bir atakla yeniden tırmanışa geçti. Mevcut kur hareketleri ile çekirdek enflasyon göstergeleri ve üretici fiyatları enflasyonundaki gelişmelere bakarsak daha da yukarı gidecek. 2003 bazlı yeni enflasyon serisinde yeni rekorlara tanık olacağız.
Hem işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altını dışlayan B endeksinde, hem de enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altını dışlayan C endeksinde yıllık enflasyon tarihinin en yüksek düzeyine çıktı. Tüm çekirdek enflasyon göstergeleri, genel enflasyonun üzerinde.
Yurtiçi üretici fiyatları enflasyonu yüzde 20’nin üzerine çıktı. Aramallarında yıllık enflasyon yüzde 24’ün üzerinde.

1 Haziran 2018 Cuma

Sanayi devlerinin karnesi gözüktüğü kadar parlak mı?



İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) 2017 yılı en büyük 500 sanayi kuruluşu araştırması (İSO- 500) sonuçları açıklandı. Bu saygın araştırma, hem sanayi devlerinin hem de sektörün gidişatı hakkında değerli bilgiler ortaya koyuyor.
Satışlar ve karlar cephesinden baktığımızda sanayi devlerinin oldukça başarılı bir yıl geçirdikleri söylenebilir. Bu veriler TÜİK’in yeni hesaplamasına göre yüzde 7.4 olan sanayi büyümesi ve yüzde 8.8 olan imalat sanayii büyümesi ile paralellik gösteriyor.
İSO-500’ün üretimden satışları geçen yıl yüzde 33.2 artmış. Bu oran, yüzde 7 olan 2015 yılı artışı ve yüzde 8.8 olan 2016 yılı artışına göre kayda değer bir performans. İSO-500’ün üretimden satışlarındaki reel artış da yüzde 19 gibi önceki yılların çok üzerinde bir düzeye çıkmış. Sanayi devlerinin üretimden satışlarındaki reel artış 2016’da sadece binde 2 olmuş, 2015’te ise reel olarak yüzde 1.7 azalmıştı.
İSO-500 listesinde yer alan şirketlerin toplam vergi öncesi karlarındaki artış da yüzde 40.7 gibi yüksek bir düzeye ulaşmış. Sanayi devlerinin vergi öncesi kar artışı 2016’da yüzde 33.2, 2014’te yüzde 4.5 olmuştu.
Bunlar karnenin parlak yüzü. Ama karne bundan ibaret değil. Karnenin bir de kaygı veren yüzü var. Karnenin ikinci yüzünde ise şunlar var: