Sıcak para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sıcak para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2019 Salı

Ekonomide dengelenmenin değil krizin tablosu


Mart ayı ödemeler dengesi verileri açıklandı. Aylık cari açık 589 milyon dolar, 12 aylık cari açık ise 12.83 milyar dolar. Bu rakamlar mevcut ekonomik büyüklüklere göre ekonomi tarihimizde az görülen düşük düzeylerde.
Erdoğan yönetimi bu rakamları “ekonomide dengelenme” ve bir “başarı” olarak gösterme gayreti içinde.
Ödemeler dengesinde neyin, nasıl değiştiğine yakından bakalım ve buna “ekonomide dengelenme” denebilir mi görelim:

26 Şubat 2019 Salı

2018 ödemeler dengesi, 2019 için ne mesaj veriyor?


* Cari açık: Cari açık 2017’ye göre yüzde 41.64 azaldı ve 19.71 milyar dolarlık bir iyileşme ile 47.35 milyar dolardan 27.63 milyar dolara indi. Bu sonuçta özellikle ağustos-kasım aylarını kapsayan 4 ayda cari işlemler dengesinin fazla vermesi belirleyici oldu.
Cari işlemler fazlası verilen ayların, temmuzda başlayan kur şokunu izleyen aylar olması ve ekonominin daralmaya başladığı aylar olması cari açıktaki “düzelme”nin niteliğini de ortaya koyuyor.
Cari açıktaki düşüş, ekonomide yapısal bir düzelmeden değil, tam tersine performans kaybından kaynaklanıyor. Cari açıktaki azalma, aşırı boyuta ulaşan dış dengesizlikleri azaltan bir etki yaratmakla birlikte, bir ekonomik sağlık işareti değil.

13 Kasım 2018 Salı

5 ayda 20 milyar $ ‘yerli sıcak para’ dışarı kaçtı



Ağustos’ta patlama yapan “yerli sıcak para” kaçışı, eylülde de sürmüş. Merkez Bankası’nın açıkladığı ödemeler dengesi verileri, Ağustos’ta patlama yapan sıcak para kaçışının Eylül’de de sürdüğünü ortaya koydu.
“Yerli sıcak para”daki kaçış eğilimi seçimlerin hemen öncesinde Mayıs ayında baş gösterdi. Seçim ayı olan Haziran’da belirgin bir güç kazanan kaçış, Ağustos’ta patlama yaptı. Seçim sonrasına damga vuran bu eğilim, eylülde de sürdü.
Yurtiçinde yerleşiklerin yurt dışında yaptıkları hisse senedi ve tahvil yatırımları ile yurtdışına mevduat olarak çıkardıkları kaynakların toplamından oluşan “yerli sıcak para” mayıs öncesinde yurtiçine para girişi şeklinde bir rota izlemişti. Mayıs ayında bu eğilim tersine döndü ve “yerli sıcak para” yurtdışına kaçmaya başladı.
Mayıs ayında yurtdışına 2.75 milyar dolarlık bir “yerli sıcak para” çıkışı yaşandı. Seçim ayı olan Haziran’da bu miktar 2.58 milyar olarak düzeyini korudu. Temmuz’da 249 milyon dolara inerek bir duraklama gösteren “yerli sıcak para” çıkışı, Ağustos’ta tam bir patlama yaparak 11.42 milyar dolara fırladı. Eyül’deki “yerli sıcak para” çıkışı 3.1 milyar dolar oldu.
Böylece 5 aylık “yerli sıcak para” kaçışı 20.11 milyar doları buldu. Bunun 1.67 milyar doları yurtdışında yapılan hisse senedi, tahvil yatırımı şeklinde gerçekleşti. 18.43 milyar dolar ile asıl aslan payını ise yurtdışındaki bankalarda açılan mevduat hesaplarına gitti.
Mayıs’tan Eylül’e 5 ay temposunu koruyarak süren “yerli sıcak para” kaçışı ekonomik güven kaybının bir sonucu ve görüntüsü.

30 Ekim 2018 Salı

Bunca döviz sıkıntısında bankalar 10 milyar doları neden dışarı çıkardı?


Ağustos’ta cari denge 2.59 milyar dolar fazla verdi. Bu bir rekor. Türkiye ekonomisi, genelde krize girip küçülürken cari fazla verir. Ağustos’taki, krizde olanlardan da kat kat fazla.
Ağustos’taki cari fazlada, turizm ve taşımacılık fazlasının geçen yıla göre artmış olmasının bir katkısı var. Ancak asıl etken geçen yıl 4.35 milyar dolar olan dış ticaret açığının bu yıl 1.28 milyar dolara kadar düşmüş olması.
Dış ticaret açığındaki bu düşüşte kurlardaki hızlı çıkış ve belirsizlik yüzünden bekletilen ithalatın bir etkisi var. Bu etkinin ne boyutta ve ne kadar kalıcı olacağını sonraki ayların verilerinde göreceğiz.
Eğer ithalattaki daralma böyle sürerse, ekonomide şiddetli bir küçülmenin göstergesi olacak.
Ağustos ayı ödemeler dengesinin şaşırtıcı tek yönü cari dengenin bu kadar yüksek fazla vermesi değildi. Şaşırtıcı olan ikinci nokta, 2.59 milyar dolarlık cari fazlaya rağmen döviz rezervlerinin bir ayda 8.08 milyar dolar birden erimesiydi. Rekor cari fazla verilen Ağustos, garip bir şekilde 2018’in en fazla rezerv eriyen ayı oldu.
Şaşırtıcı noktalar bununla da bitmiyor.


 

2 Ekim 2018 Salı

5 soruda McKinsey planının önü arkası


1- McKinsey ne tür işler yapıyor?
McKinsey, dünyanın en büyük ve en etkin yönetim danışmanlığı firmalarından birisi. Şirketlerden devletlere, kamu kurumlarına kadar farklı kesimlere yönetim danışmanlığı hizmetleri veriyor. Sadece ekonomi alanında şirketlerin stratejileri veya hükümetlerin ekonomi politikaları konusunda değil devlet yapısı, siyasi yönetim alanlarında da hizmet verdiği oluyor.
Bu çalışma sırasında hizmet verdiği şirketin veya kurumun tüm verilerini alıp kullanabiliyor.
Bu hizmetini milyon dolarlarla ifade edilen yüksek ücretlerle yapıyor.

2- McKinsey’in karnesi nasıl?
McKinsey, dünyanın en büyüklerinden, en deneyimlilerinden birisi olmasına karşın milyonlarca dolara sattığı reçetelerin başarısı garanti değil. Tam tersine tarihe geçmiş başarısız şirket operasyonlarında McKinsey’in imzası var.

17 Temmuz 2018 Salı

Enflasyon neden yüksek, nasıl düşer?

Haziran verileri, enflasyonun kontrolden çıkma noktasına geldiğini yakıcı bir şekilde ortaya koydu. Sorun artık patates, soğan açıklamalarıyla geçiştirilemeyecek kadar yakıcı ve yaygın bir hal almış durumda.
TÜFE yüzde 15’i geçerken tüm çekirdek enflasyon göstergeleri de yüzde 15 dolayına tırmandı. ÜFE’de yüzde 23.71’e, aramallarında yüzde 28.47’ye fırlayan enflasyon, ürkütücü tırmanışın süreceğini söylüyor.
Çoktan süreğen ve yapışkan bir hal almış bulunan enflasyon basit fiyat hareketleriyle, tekil faktörlerle açıklanamayacak ve çözülemeyecek bir sorun. Mevcut enflasyon ekonominin köklü yapısal hastalıklarının bir ürünü. Ama aynı zamanda o yapısal hastalıkları derinleştiren, büyüten bir karşı etkiye de sahip.
Ekonominin yapısal sorunları ile enflasyon, karşılıklı birbirlerini besleyerek bir kısır sarmal halinde büyümeye devam ediyor.
Yüksek ve kalıcı enflasyon, örneğin yüksek cari açık sorunundan kopuk bir sorun değil. Tersine yüksek cari açıktan da beslenen bir sorun. Yüksek cari açık, üretim ve rekabet gücünü artırmadan aşırı tüketimle hormonlu büyüme sevdasının bir sonucu.

12 Haziran 2018 Salı

Piyasa neden büyümeye değil de cari açığa bakıyor?

Ekonomi için önemli iki veri, ilk çeyrek büyümesi ile nisan ayı ödemeler dengesi rakamları dün aynı anda açıklandı. İlk çeyrek büyüme verisi, sadece hızına bakarsak, yüzde 7.4 gibi parlak bir sonuç ortaya koydu. Ödemeler dengesi verisi ise kötü bir resim çizdi. Nisan ayı cari açığı 5.4 milyar dolar olurken, 12 aylık cari açık 57 milyar doları aştı.
Piyasalar üzerinde parlak büyüme rakamları değil de ödemeler dengesi verileri daha etkili oldu. Peş peşe yapılan radikal faiz artırımları sonrasında gerileyerek daha sakin bir seyir izleyen döviz kurları yeniden hızlı bir çıkış yaptı.
Cari açık ve ödemeler dengesi cephesindeki korkular, büyümenin yaratması beklenen sevinci neden anında boğabildi?

17 Ekim 2017 Salı

Faizler neden yüksek, neden düşmüyor?

Çünkü enflasyon yüksek: Enflasyon çift haneli ve geleceği konusunda kimsenin pek umudu yok. Eylülde tüketici enflasyonu yüze 11.20’ye tırmanırken yurt içi üretici enflasyonu yüzde 16.28 oldu. Dünyanın mevcut koşullarında bu kabul edilebilir bir düzey değil. Türkiye’nin enflasyonu, benzer ülkelere göre de çok yüksek.
Enflasyon böyle yüksek ve geleceği belirsizken faizleri düşürmek mümkün değil. Bu koşullarda faizleri zorla düşürmeye kalkarsanız, tasarruflar dövize ve tüketime kayarak hem enflasyonu, hem faizleri yükseltir.
Çünkü bütçe açığı hızla artıyor: Anayasa referandumu öncesinde yapılan seçim harcamaları ile bütçe açığı adeta patlama yaptı. Geçen yılın ilk 8 ayında 4.87 milyar TL fazla veren bütçe bu yılın aynı döneminde 25.18 milyar TL açık verdi. 8 aylık faiz dışı fazla, yüzde 68’lik keskin bur düşüşle 40.31 milyar TL’den 12.99 milyar TL’ye düştü.
Bütçe açığının hızla artması Hazine’nin borçlanma ihtiyacını artırıyor. Hazine’nin daha fazla borçlanması, doğal olarak faizleri yukarı çekiyor.

28 Nisan 2017 Cuma

Döviz rezervi, kriz yaratmaz ama krize de dayanamaz

Dış siyasetten kaynaklanan risk ve kırılganlık faktörlerimiz azalmak yerine artıyor. Bir tarafta Irak ve Suriye’de ucu nereye kadar uzanacağı belli olmayan yeni adımlar atılırken diğer yanda Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisi Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasını kararlaştırdı. Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesinin ardından Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin de askıya alınması gündemde. Hele hele bir de idam cezası yeniden getirilirse, müzakereler kesin olarak bilinmeyen bir süre için buz dolabına girecek.
Türkiye’nin AB müzakere sürecinde bir ülke olması, yabancıların Türkiye’ye yaklaşım ve kararlarında birincil derecede önemli faktörlerden birisi. Bu nedenle AB ile ilişkilerin giderek bozulması ve araya mesafe girmesi, Türkiye’ye bakışı fazlasıyla etkileyecek bir gelişme.
Bu olumsuz gidiş, kuşkusuz zaten yeterince yüksek olan dış kırılganlık düzeyini iyice artıracak. Global fon akımlarının gelişmekte olan ülkelere eskisi gibi akmadığı hatta geri çekildiği bir finansal ortamda, bölgesindeki jeopolitik risklere aşırı ölçüde bulaşmış olması yüzünden zaten yeterince sıkıntı yaşayan Türkiye’nin sıkıntıları, AB ile ilişkilerin bozulması ile daha da artacak.
Sorun dış kırılganlık olunca ilk bakılması gereken nokta, döviz rezervlerinin durumu olmak zorunda. Döviz rezervlerinin yeterlilik durumuna değişik parametrelerle baktığımızda şöyle bir görünümle karşı karşıya kalıyoruz:

21 Nisan 2017 Cuma

Dünya referandumu nasıl görüyor, bu ekonomiyi nasıl etkiler

Türkiye açısından devlet ve yönetim sistemini köklü bir şekilde değiştirecek olan tarihi anayasa referandumu, bıçak sırtı bir farkla, üstelik sonuçları tartışmalı bir şekilde sonuçlanmış gözüküyor.
Bu haliyle Türkiye’de siyaset yeni bir faza girmiş durumda. Siyasette artık yeni koşullar, yeni dengeler var.
Bu durum sadece iç politika açısından geçerli değil. Dış politika açısından da böyle. Anayasa değişikliği ve referandum sonuçları, dünyanın Türkiye’ye bakışını da değiştiriyor. Son yıllarda ortayı çıkan kaygı ve eleştiriler, artık bir eğilim tespiti düzeyinden bir kesin niteleme aşamasına geçmiş durumda.

18 Nisan 2017 Salı

Siyasetin yakın geleceği ve sıcak para

Türkiye, referandum sonrasında, içinden bir türlü çıkamadığı belirsizlikler ortamının yeni bir fazına girerken, gelişmeleri etkileyecek faktörlerden birisi de sıcak para hareketleri olacaktır.
Bu noktada son yıllardaki politik dalgalanmalar karşısında sıcak para ve genel olarak yabancı yatırımların nasıl hareket ettiğine bakmakta yarar var. Sayfadaki grafiklerde 2013 ve sonrasındaki süreçte cari açık ile sıcak para, doğrudan yatırımlar, kaynağı belirsiz para girişi ve yerlilerin yurt dışına çıkardığı para miktarının 12 aylık toplamlara göre seyrini görüyorsunuz.
Kuşkusuz sıcak para, sadece içerideki politik ve ekonomik gelişmelerden etkilenmiyor, dünyadaki politik ve ekonomik gelişmelerden de etkileniyor. Buna rağmen grafiklerin politikadaki gelişmelerden fazlasıyla etkilendiği de ortada. Grafikteki hareketleri önemli politik gelişmelerin olduğu tarihlere göre incelediğimizde ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor:

17 Mart 2017 Cuma

Merkez, basiretsiz bankacı faizini politika faizi haline getirdi

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) dünkü toplantısında temel faiz oranlarını değiştirmedi, sadece geç likidite penceresinde uyguladığı borç verme faizini 0.75 puan birden artırarak yüzde 11.75’e çıkardı. Bunun gerekçesini şöyle açıkladı:
Merkez Bankası mevcut durumun bir parasal sıkılaştırmayı gerektirdiğini kabul ediyor ve bunun için de diğer faizlere dokunmazken sadece geç likidite penceresindeki borç verme faizini yükseltiyor.

Buradan ne anlıyoruz? Geç likidite penceresinde uygulanan faiz, Merkez Bankası’nın temel aracı haline geldiğini/getirildiğini anlıyoruz.
Peki geç likidite penceresi nedir? Geç likidite penceresi, işini beceremeyen, piyasadaki likidite akışını riske sokan beceriksiz, basiretsiz bankacıları cezalandırma ve teşhir etme yeridir. Bir bankanın, bir bankacının geç likidite penceresine başvurmak durumunda kalması, onun için yüz karasıdır, affedilmez mesleki beceriksizliktir.

14 Mart 2017 Salı

Hollanda krizi, ekonomiye nasıl bir fatura çıkartır?

Bir anda Hollanda ile de bir diplomatik krizimiz oluverdi. Rusya krizi hafızalarımızda taze olduğu için aklımıza ilk gelen birinci soru “Kriz ne kadar uzar, çok sürer mi?”, ikinci soru ise “Zaten kırılgan olan ekonomi bu krizden nasıl etkilenir?” oluyor.
Hollanda karşılıklı ekonomik ilişkilerde doğrudan yatırımlar, dış ticaret ve turizmde Türkiye ekonomisi açısından değişen oranlarda ancak küçümsenmeyecek paylara sahip. Bu paylar yatırımlar ve belirli sektörlerin dış ticaretinde ciddi boyutlara ulaşıyor.
Bu yüzden bu krizin tedirginlik yaratması da, ekonomiye faturasının da, ne kadar sürebileceğinin de merak edilmesi normal. Bunun için Hollanda ile ekonomik ilişkilerin hangi alanlarda ne düzeyde olduğuna bakmak gerekiyor. Bunu farklı boyutlarıyla aşağıda ele alacağız.

25 Kasım 2016 Cuma

Dövizdeki yangını faiz değil barış ve demokrasi söndürür

Merkez Bankası kritik faiz toplantısını dün yaptı ve kararını açıkladı. Merkez Bankası’nın saat 14:00’teki açıklamasını merakla beklerken gazetelerde ve haber sitelerinde şu haberleri okuduk:
• ABD Merkez Bankası (FED) faiz toplantısı tutanakları açıklandı. Tutanaklardan anlaşıldığı kadarıyla FED’in gelecek toplantıda faiz artıracağına kesin gözüyle bakabiliriz.
• Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poors’ kıdemli direktörü Frank Gill, Türkiye’nin “Trumpflasyon”un yarattığı riskten ön sırada etkileneceğini söyledi. Merkez Bankası’nın yoğun siyasi baskı altında olduğunu belirten Gill, “TCMB faizleri artırmak zorunda kalabilir” dedi.
• Adana Valiliği önünde patlama. 2 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi yaralandı. Canlı bomba ihtimali üzerinde duruluyor.
• Şırnak’ta el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu 1 asker şehit oldu, 2 asker ve 3 korucu yaralandı.
• Tutuklu bulunan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Kürt siyasetçi Ahmet Türk, tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Bütçe bir ayda övünecek halden, dövünecek hale geldi


Ekonomi yönetiminin en fazla övündüğü konuların başında bütçe dengesi geliyor. Mayıs ayı 4.6 milyar TL gibi az görülecek bir bütçe fazlası kaydedilmişti. 5 aylık bütçe dengesi de sadece 432 milyon liralık küçük bir açık gösteriyordu. 5 aylık bütçe de dengde sayılırdı.
Haziran ayına gelince manzara aniden değişti. Mayısta 4.6 milyar TL fazla veren bütçe, bir anda 6.3 milyar TL açık verdi. Oysa bütçe sadece mayıs ayında değil geçen yılın haziranında da 3.1 milyar lira fazla vermişti. Haziran ayındaki yüklü açıkla birlikte bütçe, yılın ilk yarısını da 6.7 milyar lira açıkla kapatmak durumunda kaldı.
Haziran ayına gelene kadar bütçe performansıyla övünen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bu kez sosyal güvenlik açıklarından, zorlu kış koşulları nedeniyle yapılan afet yardımlarından, yerel yönetimlere yapılan aktarımlardan, Devlet Demiryolları’nın yatırımları için verilen 1.9 milyar liradan yakındı. Hatta Maliye Bakanı Şimşek’in yakınmalarından vergi artışı sinyali çıkartanlar bile oldu.
Bütçenin bir anda ak iken karaya dönmesi, dışı dengede gözükse de içinin sağlam olmamasından kaynaklanıyor. Bütçenin üzerine oturduğu yapısal dengesizlikler, onu son derece kırılgan hale getiriyor. Bu durum da bütçeyi her rüzgardan aşırı ölçüde etkilenmesine yol açıyor.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İç talep, kısa vadeli dış borçları ateşledi


Yılın ilk çeyreğinde iç talep yerinde saymış ve büyümeye katkısı 1 puanın bile altına inmişti. Geçen iki yılda büyüme, sırtını tamamen iç talebe dayamıştı. İç talep, sıcak para ile balon gibi şişerken cari açık tehlikeli düzeylere çıkmıştı. Bu durum ekonomik yapıda büyük bir dengesizliğin göstergesiydi. Ancak ilk çeyrekte durumun tam tersine dönmesi ve iç talebin sert fren yapması da bir dengelenme değil yeni bir dengesizlik haliydi.
İlk çeyreğe damgasını vuran bu manzara, mart ayında sıcak para girişinin artmasıyla birlikte değişmeye başladı. Nisan ve mayıs verileri, iç talepteki hareketlenmenin sürdüğünü teyid etti. Özellikle mayıs ayına ilişkin sanayi üretimi ve dış ticaret verileri, iç talepte hızlı bir hareketlenmeye işaret ediyor.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

‘S&P ideolojisi’, kime rehberlik etti?


Geçtiğimiz hafta uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s (S&P) Türkiye’nin kredi derecesi görünümüne ilişkin değerlendirmesini “olumlu”dan “durağan”a çevirdi. S&P’nin Türkiye’nin döviz cinsi borçlanması için verdiği not “yatırım yapılabilir” düzeyin altındaydı. Burada bir değişiklik olmadı. S&P, sadece gidişatın yönüne ilişkin görüşünü değiştirdi. Daha önce gelişmelerin olumlu yönde olabileceğini ve Türkiye’nin notunun yükselme ihtimali olduğunu düşünüyordu. Şimdi ise durumda bir değişiklik olma itimalinin düşük olduğunu ve notun 1-1.5 yıl daha değişmeden kalacağını düşünüyor.
Özet olarak, asıl önemli olan notun kendisinde bir değişiklik yok. Sadece geleceğe ilişkin beklentide bir kademe bozulma var. Bu haliyle bakınca aslında çok da büyütülecek bir değişiklik değil. Ama hükümetin bu karara tepkisi çok büyük oldu. En sert tepkiyi de bizzat Başbakan Erdoğan verdi ve S&P’nin kararını “ideolojik” diye suçladı ve kuruluşu bir anlamda Türkiye ile olan sözleşmelerini iptal etmekle tehdit etti.
Tepkinin büyüklüğü, ekonominin dışarıdan kaynaklanan oynamalara ne kadar hassas hale gelmiş olduğunu da gözler önüne seriyor. Eskiden olsa bu küçük değişiklik, hükümeti bu kadar öfkelendirmezdi. 10 yıllık iktidarı boyunca S&P ile sözleşme imzalayıp kesintisiz çalışmış olan hükümetin, kurumun kararlarını alırken “ideolojik” davrandığını bugün dile getirmesi, kırılganlığın artmasından kaynaklanıyor.

30 Nisan 2012 Pazartesi

Para politikasının direksiyonu, sıcak paraya teslim


Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, yılın ikinci enflasyon raporunu açıkladı. Merkez Bankası’nın enflasyon raporu., genelde “Enflasyon tahmininde ve para politikasında değişiklik yok” şeklinde özetlendi. Aslında enflasyon raporu ve Başkan Başçı’nın sunumu, yüksek cari açık ve sıcak paraya aşırı bağımlı politikaların, ekonomiyi ne kadar kırılgan bir duruma düşürdüğünün itirafı şeklinde.
Merkez Bankası, enflasyon hedeflemesi politikasının temel aracı olarak sunulan politika faizini (haftalık repo ihalesi faizi) anlamsız ve değersiz hale getirmiş bulunuyor. Bunun yerine geniş bir faiz koridoru politikası izliyor. Fonlama faizini her gün, duruma göre düşürüyor da, aşırı ölçüde yükseltiyor da. Piyasaya verilen para miktarı da bir gün kısılıp, bir gün gevşetilebiliyor. Böylece faizler, günden güne yüzde 5 ile yüzde 11.5 arasında oynayabiliyor.
Başçı, Merkez Bankası’nın bu oynaklığının ölçüsünü ve yönünü “küresel fon akımlarının hareketin göre” ayarladıklarını söylüyor. Sıcak para gitmeye kalkarsa para politikası o gün sıkılaştırılıyor, geldiğinde ise gevşetiliyor. Bu aslında para politikasının rotasının, sıcak paranın gel-gitlerine teslim edildiğinin itirafından başka birşey değil.

23 Nisan 2012 Pazartesi

Türkiye, sert inişte dünya üçüncülüğüne aday


Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın Washington’da yapılan ilkbahar toplantıları için hazırladığı raporlarda yer alan Türkiye’ye ilişkin değerlendirme ve tahminlerde kayda değer bir değişiklik yok. Türkiye tahminlerinde temelde bir değişiklik olmamakla birlikte IMF’nin Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’nda, Türkiye’nin yerini dünyanın 184 ülkesi ile karşılaştırmalı olarak görmek mümkün.
* Türkiye 2011’de dünyanın en hızlı büyüyen 15. ülkesi oldu. Hızlı büyüyen ülkeler arasında Çin ve Arjantin dışında önemli ülke yok sayılabilir. Diğerleri Eritre, Gana, Irak, Moğolistan, Katar, Türkmenistan, Ruanda, Zimbabve gibi ülkeler.
* IMF’ye göre Türkiye 2012’de, Katar ve Türkmenistan’dan sonra dünyanın ekonomisi en hızlı yavaşlayan üçüncü ülkesi olacak. IMF’ye göre Türkiye’nin büyüme hızı, 2012’de 6.2 puan düşerek yüzde 8.5’ten yüzde 2.3’e inecek. Katar'ın büyüme hızı 12.8 puan, Türkmenistan’ın büyüme hızı ise 7.7 puan düşecek. Buna rağmen 2012’de Türkmenistan’ın büyüme hızı yüzde 7, Katar’ınki yüzde 6 ile Türkiye’nin 2-3 katı olacak.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Ekonomide iniş yumuşak mı, sert mi olacak?


Şubat ayı sanayi büyümesi beklentilerin üzerinde geldi. Sanayi üretiminde yıllık artış yüzde 4.43 oldu. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi endeksi, bir önceki aya göre yüzde 0.66 arttı. Bunun ardından açıklanan ödemeler dengesi verileri, cari açıkta bir gerilemenin yanısıra, sermaye hareketleri cephesinde döviz girişinde bir artış olduğunu gösterdi. Bu veriler, ilk bakışta ekonomide yumuşak iniş senaryosuyla uyumlu gelişmeler olarak yorumlandı.
Ancak verilere biraz daha ayrıntıya girerek bakınca, yumuşak iniş senaryosundan çok emin olmamak gerektiği ortaya çıkıyor. Ekonomide sert bir iniş olasılığı hiç de az değil. Mevcut verileri alt alta sıralayarak resme biraz daha yakından bakalım: