Ödemeler dengesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ödemeler dengesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2019 Salı

Ekonomide dengelenmenin değil krizin tablosu


Mart ayı ödemeler dengesi verileri açıklandı. Aylık cari açık 589 milyon dolar, 12 aylık cari açık ise 12.83 milyar dolar. Bu rakamlar mevcut ekonomik büyüklüklere göre ekonomi tarihimizde az görülen düşük düzeylerde.
Erdoğan yönetimi bu rakamları “ekonomide dengelenme” ve bir “başarı” olarak gösterme gayreti içinde.
Ödemeler dengesinde neyin, nasıl değiştiğine yakından bakalım ve buna “ekonomide dengelenme” denebilir mi görelim:

26 Şubat 2019 Salı

2018 ödemeler dengesi, 2019 için ne mesaj veriyor?


* Cari açık: Cari açık 2017’ye göre yüzde 41.64 azaldı ve 19.71 milyar dolarlık bir iyileşme ile 47.35 milyar dolardan 27.63 milyar dolara indi. Bu sonuçta özellikle ağustos-kasım aylarını kapsayan 4 ayda cari işlemler dengesinin fazla vermesi belirleyici oldu.
Cari işlemler fazlası verilen ayların, temmuzda başlayan kur şokunu izleyen aylar olması ve ekonominin daralmaya başladığı aylar olması cari açıktaki “düzelme”nin niteliğini de ortaya koyuyor.
Cari açıktaki düşüş, ekonomide yapısal bir düzelmeden değil, tam tersine performans kaybından kaynaklanıyor. Cari açıktaki azalma, aşırı boyuta ulaşan dış dengesizlikleri azaltan bir etki yaratmakla birlikte, bir ekonomik sağlık işareti değil.

13 Kasım 2018 Salı

5 ayda 20 milyar $ ‘yerli sıcak para’ dışarı kaçtı



Ağustos’ta patlama yapan “yerli sıcak para” kaçışı, eylülde de sürmüş. Merkez Bankası’nın açıkladığı ödemeler dengesi verileri, Ağustos’ta patlama yapan sıcak para kaçışının Eylül’de de sürdüğünü ortaya koydu.
“Yerli sıcak para”daki kaçış eğilimi seçimlerin hemen öncesinde Mayıs ayında baş gösterdi. Seçim ayı olan Haziran’da belirgin bir güç kazanan kaçış, Ağustos’ta patlama yaptı. Seçim sonrasına damga vuran bu eğilim, eylülde de sürdü.
Yurtiçinde yerleşiklerin yurt dışında yaptıkları hisse senedi ve tahvil yatırımları ile yurtdışına mevduat olarak çıkardıkları kaynakların toplamından oluşan “yerli sıcak para” mayıs öncesinde yurtiçine para girişi şeklinde bir rota izlemişti. Mayıs ayında bu eğilim tersine döndü ve “yerli sıcak para” yurtdışına kaçmaya başladı.
Mayıs ayında yurtdışına 2.75 milyar dolarlık bir “yerli sıcak para” çıkışı yaşandı. Seçim ayı olan Haziran’da bu miktar 2.58 milyar olarak düzeyini korudu. Temmuz’da 249 milyon dolara inerek bir duraklama gösteren “yerli sıcak para” çıkışı, Ağustos’ta tam bir patlama yaparak 11.42 milyar dolara fırladı. Eyül’deki “yerli sıcak para” çıkışı 3.1 milyar dolar oldu.
Böylece 5 aylık “yerli sıcak para” kaçışı 20.11 milyar doları buldu. Bunun 1.67 milyar doları yurtdışında yapılan hisse senedi, tahvil yatırımı şeklinde gerçekleşti. 18.43 milyar dolar ile asıl aslan payını ise yurtdışındaki bankalarda açılan mevduat hesaplarına gitti.
Mayıs’tan Eylül’e 5 ay temposunu koruyarak süren “yerli sıcak para” kaçışı ekonomik güven kaybının bir sonucu ve görüntüsü.

30 Ekim 2018 Salı

Bunca döviz sıkıntısında bankalar 10 milyar doları neden dışarı çıkardı?


Ağustos’ta cari denge 2.59 milyar dolar fazla verdi. Bu bir rekor. Türkiye ekonomisi, genelde krize girip küçülürken cari fazla verir. Ağustos’taki, krizde olanlardan da kat kat fazla.
Ağustos’taki cari fazlada, turizm ve taşımacılık fazlasının geçen yıla göre artmış olmasının bir katkısı var. Ancak asıl etken geçen yıl 4.35 milyar dolar olan dış ticaret açığının bu yıl 1.28 milyar dolara kadar düşmüş olması.
Dış ticaret açığındaki bu düşüşte kurlardaki hızlı çıkış ve belirsizlik yüzünden bekletilen ithalatın bir etkisi var. Bu etkinin ne boyutta ve ne kadar kalıcı olacağını sonraki ayların verilerinde göreceğiz.
Eğer ithalattaki daralma böyle sürerse, ekonomide şiddetli bir küçülmenin göstergesi olacak.
Ağustos ayı ödemeler dengesinin şaşırtıcı tek yönü cari dengenin bu kadar yüksek fazla vermesi değildi. Şaşırtıcı olan ikinci nokta, 2.59 milyar dolarlık cari fazlaya rağmen döviz rezervlerinin bir ayda 8.08 milyar dolar birden erimesiydi. Rekor cari fazla verilen Ağustos, garip bir şekilde 2018’in en fazla rezerv eriyen ayı oldu.
Şaşırtıcı noktalar bununla da bitmiyor.


 

28 Ağustos 2018 Salı

Pansuman yetmez, köklü tedavi şart


Bayram tatiline girerken doların 7 TL sınırından 6 TL dolayına gerilemiş olmasına bakarak, sanki sorun halledilmiş, yangın söndürülmüş gibi bir hava yaratılmıştı. Tatil sonrasının ilk gününde kurların yine aşırı oynak ve yükselme eğiliminde olduğunu gördük.
Döviz piyasasında önemli bir araç olarak kullanılan swap işlemlerinde TL likiditesini aşırı ölçüde sıkan önlemlere rağmen kurlar hala yukarı ataklar yapmaya devam edebiliyor.
Çünkü kurlardaki aşırı oynaklık ve güçlü yükselme eğiliminin temel nedeni spekülatif ataklar değil. Temel neden dünyada para bolluğu tersine dönerken, ekonominin temel kırılganlıklarının aşırı boyuta ulaşmış olması. Ekonomimiz böylesine kırılgan hale getirilince her türlü dış oyunun etkisi kat kat fazla oluyor.

17 Temmuz 2018 Salı

Enflasyon neden yüksek, nasıl düşer?

Haziran verileri, enflasyonun kontrolden çıkma noktasına geldiğini yakıcı bir şekilde ortaya koydu. Sorun artık patates, soğan açıklamalarıyla geçiştirilemeyecek kadar yakıcı ve yaygın bir hal almış durumda.
TÜFE yüzde 15’i geçerken tüm çekirdek enflasyon göstergeleri de yüzde 15 dolayına tırmandı. ÜFE’de yüzde 23.71’e, aramallarında yüzde 28.47’ye fırlayan enflasyon, ürkütücü tırmanışın süreceğini söylüyor.
Çoktan süreğen ve yapışkan bir hal almış bulunan enflasyon basit fiyat hareketleriyle, tekil faktörlerle açıklanamayacak ve çözülemeyecek bir sorun. Mevcut enflasyon ekonominin köklü yapısal hastalıklarının bir ürünü. Ama aynı zamanda o yapısal hastalıkları derinleştiren, büyüten bir karşı etkiye de sahip.
Ekonominin yapısal sorunları ile enflasyon, karşılıklı birbirlerini besleyerek bir kısır sarmal halinde büyümeye devam ediyor.
Yüksek ve kalıcı enflasyon, örneğin yüksek cari açık sorunundan kopuk bir sorun değil. Tersine yüksek cari açıktan da beslenen bir sorun. Yüksek cari açık, üretim ve rekabet gücünü artırmadan aşırı tüketimle hormonlu büyüme sevdasının bir sonucu.

12 Haziran 2018 Salı

Piyasa neden büyümeye değil de cari açığa bakıyor?

Ekonomi için önemli iki veri, ilk çeyrek büyümesi ile nisan ayı ödemeler dengesi rakamları dün aynı anda açıklandı. İlk çeyrek büyüme verisi, sadece hızına bakarsak, yüzde 7.4 gibi parlak bir sonuç ortaya koydu. Ödemeler dengesi verisi ise kötü bir resim çizdi. Nisan ayı cari açığı 5.4 milyar dolar olurken, 12 aylık cari açık 57 milyar doları aştı.
Piyasalar üzerinde parlak büyüme rakamları değil de ödemeler dengesi verileri daha etkili oldu. Peş peşe yapılan radikal faiz artırımları sonrasında gerileyerek daha sakin bir seyir izleyen döviz kurları yeniden hızlı bir çıkış yaptı.
Cari açık ve ödemeler dengesi cephesindeki korkular, büyümenin yaratması beklenen sevinci neden anında boğabildi?

17 Ekim 2017 Salı

Faizler neden yüksek, neden düşmüyor?

Çünkü enflasyon yüksek: Enflasyon çift haneli ve geleceği konusunda kimsenin pek umudu yok. Eylülde tüketici enflasyonu yüze 11.20’ye tırmanırken yurt içi üretici enflasyonu yüzde 16.28 oldu. Dünyanın mevcut koşullarında bu kabul edilebilir bir düzey değil. Türkiye’nin enflasyonu, benzer ülkelere göre de çok yüksek.
Enflasyon böyle yüksek ve geleceği belirsizken faizleri düşürmek mümkün değil. Bu koşullarda faizleri zorla düşürmeye kalkarsanız, tasarruflar dövize ve tüketime kayarak hem enflasyonu, hem faizleri yükseltir.
Çünkü bütçe açığı hızla artıyor: Anayasa referandumu öncesinde yapılan seçim harcamaları ile bütçe açığı adeta patlama yaptı. Geçen yılın ilk 8 ayında 4.87 milyar TL fazla veren bütçe bu yılın aynı döneminde 25.18 milyar TL açık verdi. 8 aylık faiz dışı fazla, yüzde 68’lik keskin bur düşüşle 40.31 milyar TL’den 12.99 milyar TL’ye düştü.
Bütçe açığının hızla artması Hazine’nin borçlanma ihtiyacını artırıyor. Hazine’nin daha fazla borçlanması, doğal olarak faizleri yukarı çekiyor.

3 Ekim 2017 Salı

Bu OVP ekonomi aktörlerine pusula olabilir mi?

Orta vadeli programların (OVP) ortaya çıkış amacı, hem kamuda çalışan teknokratlara hem de özel kesime üç yıllık bir yol haritası sunmaktır. Kamudaki teknokratlar, herhangi bir konuda bir karar alırken, bu üç yıllık yol haritasına bakarak karar alacaklardır. Özel kesimdeki işadamları, yatırımcılar, yöneticiler, ekonomistler, hatta aileler de ekonomik kararlarını alırken hükümetin üç yıllık hedeflerine ve programını bilerek daha doğru kararlar alabileceklerdir.
Kağıt üzerinde amaç böyle. Kağıt üzerindeki bu amaç gerçek hayata ne kadar yansıyabildi, yansıyabiliyor? Ekonomi aktörleri gerçekten kararlarına alırken hükümetin OVP’de ilan ettiği program ve hedefleri, kendileri için bir pusula olarak alıyorlar mı, alabiliyorlar mı? OVP metinleri, ekonomik bir karar alırken, ekonomik bir strateji oluştururken ilk bakılan temel bir metin oluyor mu?

29 Eylül 2017 Cuma

Bulutlu havada pembe OVP

Hükümet önümüzdeki üç yılın ekonomik strateji ve hedeflerini içeren orta vadeli programı (OVP) açıkladı. Hedefler çok pembe bir tablo çiziyor. Bakınca kağıt üzerinde çok güzel gözüküyor.
Ama ortaya konan çerçevenin kedi iç tutarlılığına, gerçek hayatla olan tutarlılığına ve hedeflerin gerçekleşme ihtimaline bakmaya kalktığınızda çizilmeye çalışılan pembe manzaranın yerini bulutlar alıyor.
OVP”ye göre dolar kuru bu yılı 3.58 TL ortalama ile tamamlayacak. Yıllık ortalama kur 2018’de 3.73, 2019’da 3.92, 2020’de 4.02 TL olacak. 2017’de yüzde 18.5 artan ortalama dolar kuru, gelecek yıl yüzde 4.2, 2019’da yüzde 5, 2020’de ise sadece yüzde 2.7 artacak.
Üstelik kur artış hızları OVP’nin oldukça pembe enflasyon tahminlerinin bile altında kalacak. Yani önümüzdeki üç yılda TL değerlenecek. Hem de FED’in faizleri artırdığı ve piyasadan para çekmeye başladığı bir süreçte...

25 Ağustos 2017 Cuma

Sanayinin devleri, ihracattan çok ithalata sırtını dayıyor

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) girişim özelliklerine göre dış ticaret istatistikleri, sanayimizdeki çarpıcı bir çelişkiyi gözler önüne seriyor.
İnsan verilerden bağımsız olarak düşününce sanayi sektöründe faaliyet gösteren girişimlerin ihracatının ithalatından fazla olduğunu kabul eder. Ayrıca sanayinin dev şirketlerinin dış ticarette fazla vermesi gerektiğini, en azından dış ticaret açığındaki payının belirleyici düzeyde olmayacağını düşünür.
Ancak TÜİK verileri, bizdeki durumun her iki noktada da tam tersi olduğunu söylüyor. Bu noktada çarpıcı iki çelişkiyle karşı karşıyayız:

15 Ağustos 2017 Salı

Ödemeler dengesi, ‘Bu faiz düşmez’ diyor

Türkiye’nin en başta gelen yapısal ekonomik sorunlarından birisinin yüksek cari açık olduğu malum. Yüksek cari açıkla malul ekonominin en önemli sıkıntılarından birisi de doğal olarak cari açığın nasıl finanse edildiği, edileceği oluyor. Ekonomik büyümeden, enflasyona, Türk Lirası’nın değerinden Türk varlıklarının değerine kadar bir dizi piyasa ve ekonomi parametresini, bu yüzden hükümet ve ekonomi yönetiminden çok sıcak paranın gelgitleri belirliyor.
Dolayısıyla ödemeler dengesindeki gelişmeleri yakından izlemek ekonominin sağlığı ve gidişini değerlendirmek açısından önem taşıyor.
Ödemeler dengesinde yılın ilk yarısına ilişkin sonuçları geçen yıl ile karşılaştırdığımızda, ekonominin içinde bulunduğu durum ve karşı karşıya bulunduğu riskler konusunda önemli sonuçlara ulaşabiliyoruz. Burada öne çıkan sonuçlar ve mesajlar şöyle sıralanabilir:

28 Nisan 2017 Cuma

Döviz rezervi, kriz yaratmaz ama krize de dayanamaz

Dış siyasetten kaynaklanan risk ve kırılganlık faktörlerimiz azalmak yerine artıyor. Bir tarafta Irak ve Suriye’de ucu nereye kadar uzanacağı belli olmayan yeni adımlar atılırken diğer yanda Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisi Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasını kararlaştırdı. Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesinin ardından Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin de askıya alınması gündemde. Hele hele bir de idam cezası yeniden getirilirse, müzakereler kesin olarak bilinmeyen bir süre için buz dolabına girecek.
Türkiye’nin AB müzakere sürecinde bir ülke olması, yabancıların Türkiye’ye yaklaşım ve kararlarında birincil derecede önemli faktörlerden birisi. Bu nedenle AB ile ilişkilerin giderek bozulması ve araya mesafe girmesi, Türkiye’ye bakışı fazlasıyla etkileyecek bir gelişme.
Bu olumsuz gidiş, kuşkusuz zaten yeterince yüksek olan dış kırılganlık düzeyini iyice artıracak. Global fon akımlarının gelişmekte olan ülkelere eskisi gibi akmadığı hatta geri çekildiği bir finansal ortamda, bölgesindeki jeopolitik risklere aşırı ölçüde bulaşmış olması yüzünden zaten yeterince sıkıntı yaşayan Türkiye’nin sıkıntıları, AB ile ilişkilerin bozulması ile daha da artacak.
Sorun dış kırılganlık olunca ilk bakılması gereken nokta, döviz rezervlerinin durumu olmak zorunda. Döviz rezervlerinin yeterlilik durumuna değişik parametrelerle baktığımızda şöyle bir görünümle karşı karşıya kalıyoruz:

18 Nisan 2017 Salı

Siyasetin yakın geleceği ve sıcak para

Türkiye, referandum sonrasında, içinden bir türlü çıkamadığı belirsizlikler ortamının yeni bir fazına girerken, gelişmeleri etkileyecek faktörlerden birisi de sıcak para hareketleri olacaktır.
Bu noktada son yıllardaki politik dalgalanmalar karşısında sıcak para ve genel olarak yabancı yatırımların nasıl hareket ettiğine bakmakta yarar var. Sayfadaki grafiklerde 2013 ve sonrasındaki süreçte cari açık ile sıcak para, doğrudan yatırımlar, kaynağı belirsiz para girişi ve yerlilerin yurt dışına çıkardığı para miktarının 12 aylık toplamlara göre seyrini görüyorsunuz.
Kuşkusuz sıcak para, sadece içerideki politik ve ekonomik gelişmelerden etkilenmiyor, dünyadaki politik ve ekonomik gelişmelerden de etkileniyor. Buna rağmen grafiklerin politikadaki gelişmelerden fazlasıyla etkilendiği de ortada. Grafikteki hareketleri önemli politik gelişmelerin olduğu tarihlere göre incelediğimizde ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor:

21 Mart 2017 Salı

Moody’s’i adam yerine koyalım mı, koymayalım mı?

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Türkiye’nin kredi notu görünüm değerlendirmesini “durağan”dan “olumsuz”a çevirdi. Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu 24 Eylül’de “yatırım yapılamaz” seviyeye düşürmüştü. O zaman yaptığı görünüm değerlendirmesi “durağan” şeklindeydi. Moody’s Türkiye’nin görünüm değerlendirmesini 6 ay içinde negatife çevirdi.
Görünümün olumsuz-negatif olması ise temel kredi notunun önümüzdeki dönemde düşme ihtimalinin daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Moody’s ya da diğer kredi notu derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerinin gerçekçi olmadığını düşünebilirsiniz. Verilen kredi derecelerinin, yaklaşan krizleri göremediğinin yığınla örneği vardır. Derecelendirme kuruluşlarının notlarında çıkar ilişkilerinin ya da siyasi oyunların etkili olduğunu düşünebilirsiniz. Enron skandalı başta olmak üzere bunun da bir dizi örneğini sıralamak mümkün.
Buna rağmen, kredi derecelendirme kuruluşlarının verdikleri notu ve değerlendirmelerini önemle dikkate almak zorundasınız. Birincisi uluslararası finans alemi bu kuruluşları temel alarak hareket ediyor. İkincisi kredi derecelendirme kuruluşlarının analizleri, öyle yabana atılacak sıradan analizler değildir. Arkasında ciddi bir profesyonel birikim vardır. Sizi uluslararası muadillerinizle karşılaştırarak yerinizi gösteren ölçümleri, kendi değerlendirmeniz için de önemlidir.

7 Şubat 2017 Salı

IMF raporunun satır aralarında neler var?

Uluslararası Para Fonu (IMF) yıllık Türkiye raporunu yayınladı. Ekim ayındaki veri ve gözlemlere dayanan IMF raporu, Türkiye’nin aşırı dalgalı gündemi karşısında oldukça eskimiş bile sayılabilir. Buna rağmen IMF raporunu, son gelişmeleri de hesaba katarak okuduğunuzda ekonominin durumu ve geleceği konusunda hassas tespitler içerdiğini görüyoruz.
Raporun satır aralarından öne çıkan notları şöyle sıralayabiliriz:

31 Ocak 2017 Salı

Kredi notu neden düştü, nasıl yükselir?

Fitch’in de diğerlerine katılmasıyla üçüncü önemli kredi derecelendirme kuruluşu da Türkiye’nin kredi notunu, yatırım yapılabilir sınıfından düşürdü. Standard and Poors’ (S&P) ve Moody’s Türkiye’nin kredi notunu daha önce düşürmüştü. Türkiye’nin kredi notunu “spekülatif” kategorisine düşüren ilk kuruluş olan S&P, son yaptığı değerlendirme ile Türkiye’nin kredi notuna ilişkin olası gelişme yönünü de “durağan”dan “olumsuz”a indirdi. Yani önümüzdeki dönemde notun daha da düşmesi ihtimali güçlü.
Kredi derecelendirme kuruluşlarını “şeytan”, “düşman” ilan etmek veya “vız gelir, tırıs gider”, “yok hükmündedir” gibi laflar, taraftar grubunda moral bozulmasını frenlemekte bir nebze işe yarasa da ekonominin karşı karşıya bulunduğu durumun vahametini değiştirmez.
Kaldı ki Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir düzeyden düşüren sadece yabancılar da değil. Uzun zamandır özel sektör yatırımlarının yerinde sayması ve ekonomik güven endeksinin global kriz dönemindeki düzeyine kadar düşmüş olması, içerideki ekonomik aktörlerin de Türkiye’nin kredi notunu düşürmüş olduğunu gösteriyor.

6 Aralık 2016 Salı

Dolar böyleyken Finansal İstikrar Raporu ne söylüyor?

Merkez Bankası geçen hafta son Finansal İstikrar Raporu’nu açıkladı. Merkez Bankası mayıs ve kasım aylarında olmak üzere yılda iki kez İstikrar Raporu yayınlıyor. Raporun amacı genel olarak ekonomi ve reel sektördeki, özel olarak da bankacılık sektöründeki finansal risklerin analizini yapmak.
Döviz kurlarının böyle alıp başını gittiği, aşırı yükselişe rağmen hala döviz tutanların satışa geçmediği ve pek de sakinleşme işareti vermediği bir dönem yaşıyoruz. Piyasalar böylesine hop oturur hop kalkarken, tansiyon ve nabız böylesine yükselmişken, Merkez Bankası’nın finansal sağlığı ölçme amacı taşıyan raporunda durumu nasıl gördüğü önemli.
Raporu baştan sona okuduğumuzda Merkez Bankası’nın piyasalarda pek bir “hop oturup hop kalkma” durumu görmediğini, finans piyasalarının ve reel sektörün kılcal damarlarını zorlayan “yüksek nabız ve yüksek tansiyonu” hissetmediği kanısına varıyorsunuz.

2 Aralık 2016 Cuma

AB’ye karşı Şanghay Beşlisi planının ekonomik faturası sandığınızdan ağır olur

AB’ye karşı Şanghay Beşlisi düşüncesi, politik alanda olduğu gibi ekonomik alanda da büyük sarsıntılar yaratma riski taşıyan bir plan. AB’yle uzaklaşmanın ekonomide yaratacağı boşluğu Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) doldurma şansı yok.
ŞİÖ’nün ekonomik ilişkileri geliştirme hedefi olmakla birlikte henüz bir serbest ticaret anlaşması bile yok. Bu nedenle ŞİÖ’ye katılmanın ne kadar ekonomik ve ticari avantaj sağlayacağı net değil.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İç talep, kısa vadeli dış borçları ateşledi


Yılın ilk çeyreğinde iç talep yerinde saymış ve büyümeye katkısı 1 puanın bile altına inmişti. Geçen iki yılda büyüme, sırtını tamamen iç talebe dayamıştı. İç talep, sıcak para ile balon gibi şişerken cari açık tehlikeli düzeylere çıkmıştı. Bu durum ekonomik yapıda büyük bir dengesizliğin göstergesiydi. Ancak ilk çeyrekte durumun tam tersine dönmesi ve iç talebin sert fren yapması da bir dengelenme değil yeni bir dengesizlik haliydi.
İlk çeyreğe damgasını vuran bu manzara, mart ayında sıcak para girişinin artmasıyla birlikte değişmeye başladı. Nisan ve mayıs verileri, iç talepteki hareketlenmenin sürdüğünü teyid etti. Özellikle mayıs ayına ilişkin sanayi üretimi ve dış ticaret verileri, iç talepte hızlı bir hareketlenmeye işaret ediyor.