Kur politikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kur politikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2018 Salı

Pansuman yetmez, köklü tedavi şart


Bayram tatiline girerken doların 7 TL sınırından 6 TL dolayına gerilemiş olmasına bakarak, sanki sorun halledilmiş, yangın söndürülmüş gibi bir hava yaratılmıştı. Tatil sonrasının ilk gününde kurların yine aşırı oynak ve yükselme eğiliminde olduğunu gördük.
Döviz piyasasında önemli bir araç olarak kullanılan swap işlemlerinde TL likiditesini aşırı ölçüde sıkan önlemlere rağmen kurlar hala yukarı ataklar yapmaya devam edebiliyor.
Çünkü kurlardaki aşırı oynaklık ve güçlü yükselme eğiliminin temel nedeni spekülatif ataklar değil. Temel neden dünyada para bolluğu tersine dönerken, ekonominin temel kırılganlıklarının aşırı boyuta ulaşmış olması. Ekonomimiz böylesine kırılgan hale getirilince her türlü dış oyunun etkisi kat kat fazla oluyor.

7 Ağustos 2018 Salı

Merkez Bankası, enflasyonda topu Beştepe’ye attı

Merkez Bankası yılın ikinci enflasyon raporunu geçe hafta açıkladı. Raporun açıklanmasının ardından üzerinde en fazla konuşulan şey, doğal olarak Merkez Bankası’nın yılsonu enflasyon tahminini nisanda açıkladığı rapora göre 5 puan birden artırarak yüzde 13.4’e çıkarması oldu.
Ancak bu arada raporda Merkez Bankası’nın enflasyonun nedenleri ve mücadele yolları konusundaki analizlerinde büyük bir değişim olduğu noktası pek dikkat çekmedi. Bunda Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın da konuşmasında bu noktalara pek girmeyerek sadece raporda yer alan ilgili bir kutunun okunmasını tavsiye etmekle kalması da etkili oldu.
Merkez Bankası’nın temmuz raporu, adeta başka bir elden çıkmış denecek kadar öncekilerden farklı değerlendirmeler içeriyor ve bu değerlendirmeler eski raporlarda olduğu gibi örtük mesajlarla değil daha doğrudan ifadelerle yer alıyor.
Son enflasyon raporunda enflasyonun böylesine azgınlaşmasında genişlemeci maliye politikalarının etkili olduğu daha doğrudan, daha güçlü ve sık sık altı çizilerek ifade ediliyor.
Çözüm için de genişlemeci maliye politikalarının terk edilmesi gerektiği sık sık vurgulanıyor.
Nisan enflasyon raporunda Merkez Bankası’nın ortaya koyduğu çerçeve özetle şöyleydi:

26 Haziran 2018 Salı

Vaatleri unutun, acı ilaca hazır olun

Tarihi bir seçimi geride bıraktık. Bu seçimle anayasa değişikliklerinin tamamı yürürlüğe girmiş oldu. Artık Türkiye yeni bir rejimle yönetilecek.
Tarihi önemdeki bu seçim aynı zamanda ani bir seçimdi. Ekonomideki kötü gidişat, seçimleri 16 ay erkene almaya ve sıkıştırılmış bir takvimle kısa sürede yapmaya zorladı.
Seçim kampanyaları sırasında iktidardan muhalefete türlü türlü vaatler ortaya döküldü. Vaatler birbiriyle yarışırken partilerin ekonomik ve sosyal programları neredeyse hiç konuşulmadı.
Oysa ekonominin içinde bulunduğu durum, vaatlerden çok partilerin bu sorunların üstesinden gelmek için nasıl bir politika çerçevesi, nasıl bir yol haritası önerdiklerini tartışmayı gerektiriyordu. Partiler, bu temel ihtiyaçtan uzak durmayı tercih ettiler ve vaat yarıştırma kolaycılığına kaçtılar.

17 Ekim 2017 Salı

Faizler neden yüksek, neden düşmüyor?

Çünkü enflasyon yüksek: Enflasyon çift haneli ve geleceği konusunda kimsenin pek umudu yok. Eylülde tüketici enflasyonu yüze 11.20’ye tırmanırken yurt içi üretici enflasyonu yüzde 16.28 oldu. Dünyanın mevcut koşullarında bu kabul edilebilir bir düzey değil. Türkiye’nin enflasyonu, benzer ülkelere göre de çok yüksek.
Enflasyon böyle yüksek ve geleceği belirsizken faizleri düşürmek mümkün değil. Bu koşullarda faizleri zorla düşürmeye kalkarsanız, tasarruflar dövize ve tüketime kayarak hem enflasyonu, hem faizleri yükseltir.
Çünkü bütçe açığı hızla artıyor: Anayasa referandumu öncesinde yapılan seçim harcamaları ile bütçe açığı adeta patlama yaptı. Geçen yılın ilk 8 ayında 4.87 milyar TL fazla veren bütçe bu yılın aynı döneminde 25.18 milyar TL açık verdi. 8 aylık faiz dışı fazla, yüzde 68’lik keskin bur düşüşle 40.31 milyar TL’den 12.99 milyar TL’ye düştü.
Bütçe açığının hızla artması Hazine’nin borçlanma ihtiyacını artırıyor. Hazine’nin daha fazla borçlanması, doğal olarak faizleri yukarı çekiyor.

15 Ağustos 2017 Salı

Ödemeler dengesi, ‘Bu faiz düşmez’ diyor

Türkiye’nin en başta gelen yapısal ekonomik sorunlarından birisinin yüksek cari açık olduğu malum. Yüksek cari açıkla malul ekonominin en önemli sıkıntılarından birisi de doğal olarak cari açığın nasıl finanse edildiği, edileceği oluyor. Ekonomik büyümeden, enflasyona, Türk Lirası’nın değerinden Türk varlıklarının değerine kadar bir dizi piyasa ve ekonomi parametresini, bu yüzden hükümet ve ekonomi yönetiminden çok sıcak paranın gelgitleri belirliyor.
Dolayısıyla ödemeler dengesindeki gelişmeleri yakından izlemek ekonominin sağlığı ve gidişini değerlendirmek açısından önem taşıyor.
Ödemeler dengesinde yılın ilk yarısına ilişkin sonuçları geçen yıl ile karşılaştırdığımızda, ekonominin içinde bulunduğu durum ve karşı karşıya bulunduğu riskler konusunda önemli sonuçlara ulaşabiliyoruz. Burada öne çıkan sonuçlar ve mesajlar şöyle sıralanabilir:

8 Ağustos 2017 Salı

Tüketim kalıbındaki değişime araba sevdası ve kur artışı damga vurdu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2016 yılına ait hane halkı tüketim harcaması verilerini açıkladı. Bu veriler hem gelir grupları arasındaki refah farkını, hem tüketim eğilimlerinin nasıl değiştiğini, hem de ekonomik gelişmelerin toplumsal gruplara etkilerini yansıtıyor.
2016 yılı verilerini bu gözle incelediğimizde öne çıkan sonuçları şöyle sıralayabiliriz.

9 Mayıs 2017 Salı

Merkez’den enflasyon itirafları

Merkez Bankası’nın son enflasyon raporunda “Enflasyon dinamiklerindeki değişim” başlıklı bir analiz kutusu yer alıyor. Bu çalışma, enflasyondaki yüksek seyrin belirleyicilerinin incelenmesini amaçlıyor. İnceleme 2006-16 arasındaki 11 yılı kapsıyor. 
Çalışma, bir yanıyla Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadeledeki başarısızlığının, diğer yanıyla enflasyonun nasıl ekonominin hücrelerine nüfuz etmiş yapısal bir sorun haline geldiğinin itirafı şeklinde.
Çalışmanın ortaya koyduğu sonuçlar şöyle:

28 Nisan 2017 Cuma

Döviz rezervi, kriz yaratmaz ama krize de dayanamaz

Dış siyasetten kaynaklanan risk ve kırılganlık faktörlerimiz azalmak yerine artıyor. Bir tarafta Irak ve Suriye’de ucu nereye kadar uzanacağı belli olmayan yeni adımlar atılırken diğer yanda Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisi Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasını kararlaştırdı. Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesinin ardından Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin de askıya alınması gündemde. Hele hele bir de idam cezası yeniden getirilirse, müzakereler kesin olarak bilinmeyen bir süre için buz dolabına girecek.
Türkiye’nin AB müzakere sürecinde bir ülke olması, yabancıların Türkiye’ye yaklaşım ve kararlarında birincil derecede önemli faktörlerden birisi. Bu nedenle AB ile ilişkilerin giderek bozulması ve araya mesafe girmesi, Türkiye’ye bakışı fazlasıyla etkileyecek bir gelişme.
Bu olumsuz gidiş, kuşkusuz zaten yeterince yüksek olan dış kırılganlık düzeyini iyice artıracak. Global fon akımlarının gelişmekte olan ülkelere eskisi gibi akmadığı hatta geri çekildiği bir finansal ortamda, bölgesindeki jeopolitik risklere aşırı ölçüde bulaşmış olması yüzünden zaten yeterince sıkıntı yaşayan Türkiye’nin sıkıntıları, AB ile ilişkilerin bozulması ile daha da artacak.
Sorun dış kırılganlık olunca ilk bakılması gereken nokta, döviz rezervlerinin durumu olmak zorunda. Döviz rezervlerinin yeterlilik durumuna değişik parametrelerle baktığımızda şöyle bir görünümle karşı karşıya kalıyoruz:

21 Mart 2017 Salı

Moody’s’i adam yerine koyalım mı, koymayalım mı?

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Türkiye’nin kredi notu görünüm değerlendirmesini “durağan”dan “olumsuz”a çevirdi. Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu 24 Eylül’de “yatırım yapılamaz” seviyeye düşürmüştü. O zaman yaptığı görünüm değerlendirmesi “durağan” şeklindeydi. Moody’s Türkiye’nin görünüm değerlendirmesini 6 ay içinde negatife çevirdi.
Görünümün olumsuz-negatif olması ise temel kredi notunun önümüzdeki dönemde düşme ihtimalinin daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Moody’s ya da diğer kredi notu derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerinin gerçekçi olmadığını düşünebilirsiniz. Verilen kredi derecelerinin, yaklaşan krizleri göremediğinin yığınla örneği vardır. Derecelendirme kuruluşlarının notlarında çıkar ilişkilerinin ya da siyasi oyunların etkili olduğunu düşünebilirsiniz. Enron skandalı başta olmak üzere bunun da bir dizi örneğini sıralamak mümkün.
Buna rağmen, kredi derecelendirme kuruluşlarının verdikleri notu ve değerlendirmelerini önemle dikkate almak zorundasınız. Birincisi uluslararası finans alemi bu kuruluşları temel alarak hareket ediyor. İkincisi kredi derecelendirme kuruluşlarının analizleri, öyle yabana atılacak sıradan analizler değildir. Arkasında ciddi bir profesyonel birikim vardır. Sizi uluslararası muadillerinizle karşılaştırarak yerinizi gösteren ölçümleri, kendi değerlendirmeniz için de önemlidir.

17 Mart 2017 Cuma

Merkez, basiretsiz bankacı faizini politika faizi haline getirdi

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) dünkü toplantısında temel faiz oranlarını değiştirmedi, sadece geç likidite penceresinde uyguladığı borç verme faizini 0.75 puan birden artırarak yüzde 11.75’e çıkardı. Bunun gerekçesini şöyle açıkladı:
Merkez Bankası mevcut durumun bir parasal sıkılaştırmayı gerektirdiğini kabul ediyor ve bunun için de diğer faizlere dokunmazken sadece geç likidite penceresindeki borç verme faizini yükseltiyor.

Buradan ne anlıyoruz? Geç likidite penceresinde uygulanan faiz, Merkez Bankası’nın temel aracı haline geldiğini/getirildiğini anlıyoruz.
Peki geç likidite penceresi nedir? Geç likidite penceresi, işini beceremeyen, piyasadaki likidite akışını riske sokan beceriksiz, basiretsiz bankacıları cezalandırma ve teşhir etme yeridir. Bir bankanın, bir bankacının geç likidite penceresine başvurmak durumunda kalması, onun için yüz karasıdır, affedilmez mesleki beceriksizliktir.

16 Aralık 2016 Cuma

FED düğmeye bastı, ekonominin nefesi daha da sıkışacak

ABD Merkez Bankası (FED) beklenen faiz artırımını nihayet yaptı. FED’in faiz artıracağı beklentisi bile global piyasalarda fon hareketlerinin yönünü etkisi altına almıştı. Şimdi beklentiler gerçeğe dönüşüyor. Üstelik FED’in açıklama ve raporlarında gelecekteki faiz artışları konusunda tahminlerden daha güçlü bir ton var.
FED’in yaptığı ekonomik analizler ve Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) üyelerinin büyüme, enfl asyon, işsizlik ve faiz artışı tahminleri, FED’in 2017 sonuna kadar üç adımda faizlerini toplamda 0.75 puan daha artıracağına işaret ediyor. Faiz artışını destekleyen ekonomik analizlerin tonu da, faiz tahminlerinin tonu da oldukça güçlü.

6 Aralık 2016 Salı

Dolar böyleyken Finansal İstikrar Raporu ne söylüyor?

Merkez Bankası geçen hafta son Finansal İstikrar Raporu’nu açıkladı. Merkez Bankası mayıs ve kasım aylarında olmak üzere yılda iki kez İstikrar Raporu yayınlıyor. Raporun amacı genel olarak ekonomi ve reel sektördeki, özel olarak da bankacılık sektöründeki finansal risklerin analizini yapmak.
Döviz kurlarının böyle alıp başını gittiği, aşırı yükselişe rağmen hala döviz tutanların satışa geçmediği ve pek de sakinleşme işareti vermediği bir dönem yaşıyoruz. Piyasalar böylesine hop oturur hop kalkarken, tansiyon ve nabız böylesine yükselmişken, Merkez Bankası’nın finansal sağlığı ölçme amacı taşıyan raporunda durumu nasıl gördüğü önemli.
Raporu baştan sona okuduğumuzda Merkez Bankası’nın piyasalarda pek bir “hop oturup hop kalkma” durumu görmediğini, finans piyasalarının ve reel sektörün kılcal damarlarını zorlayan “yüksek nabız ve yüksek tansiyonu” hissetmediği kanısına varıyorsunuz.

25 Kasım 2016 Cuma

Dövizdeki yangını faiz değil barış ve demokrasi söndürür

Merkez Bankası kritik faiz toplantısını dün yaptı ve kararını açıkladı. Merkez Bankası’nın saat 14:00’teki açıklamasını merakla beklerken gazetelerde ve haber sitelerinde şu haberleri okuduk:
• ABD Merkez Bankası (FED) faiz toplantısı tutanakları açıklandı. Tutanaklardan anlaşıldığı kadarıyla FED’in gelecek toplantıda faiz artıracağına kesin gözüyle bakabiliriz.
• Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poors’ kıdemli direktörü Frank Gill, Türkiye’nin “Trumpflasyon”un yarattığı riskten ön sırada etkileneceğini söyledi. Merkez Bankası’nın yoğun siyasi baskı altında olduğunu belirten Gill, “TCMB faizleri artırmak zorunda kalabilir” dedi.
• Adana Valiliği önünde patlama. 2 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi yaralandı. Canlı bomba ihtimali üzerinde duruluyor.
• Şırnak’ta el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu 1 asker şehit oldu, 2 asker ve 3 korucu yaralandı.
• Tutuklu bulunan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Kürt siyasetçi Ahmet Türk, tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

‘S&P ideolojisi’, kime rehberlik etti?


Geçtiğimiz hafta uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s (S&P) Türkiye’nin kredi derecesi görünümüne ilişkin değerlendirmesini “olumlu”dan “durağan”a çevirdi. S&P’nin Türkiye’nin döviz cinsi borçlanması için verdiği not “yatırım yapılabilir” düzeyin altındaydı. Burada bir değişiklik olmadı. S&P, sadece gidişatın yönüne ilişkin görüşünü değiştirdi. Daha önce gelişmelerin olumlu yönde olabileceğini ve Türkiye’nin notunun yükselme ihtimali olduğunu düşünüyordu. Şimdi ise durumda bir değişiklik olma itimalinin düşük olduğunu ve notun 1-1.5 yıl daha değişmeden kalacağını düşünüyor.
Özet olarak, asıl önemli olan notun kendisinde bir değişiklik yok. Sadece geleceğe ilişkin beklentide bir kademe bozulma var. Bu haliyle bakınca aslında çok da büyütülecek bir değişiklik değil. Ama hükümetin bu karara tepkisi çok büyük oldu. En sert tepkiyi de bizzat Başbakan Erdoğan verdi ve S&P’nin kararını “ideolojik” diye suçladı ve kuruluşu bir anlamda Türkiye ile olan sözleşmelerini iptal etmekle tehdit etti.
Tepkinin büyüklüğü, ekonominin dışarıdan kaynaklanan oynamalara ne kadar hassas hale gelmiş olduğunu da gözler önüne seriyor. Eskiden olsa bu küçük değişiklik, hükümeti bu kadar öfkelendirmezdi. 10 yıllık iktidarı boyunca S&P ile sözleşme imzalayıp kesintisiz çalışmış olan hükümetin, kurumun kararlarını alırken “ideolojik” davrandığını bugün dile getirmesi, kırılganlığın artmasından kaynaklanıyor.

30 Nisan 2012 Pazartesi

Para politikasının direksiyonu, sıcak paraya teslim


Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, yılın ikinci enflasyon raporunu açıkladı. Merkez Bankası’nın enflasyon raporu., genelde “Enflasyon tahmininde ve para politikasında değişiklik yok” şeklinde özetlendi. Aslında enflasyon raporu ve Başkan Başçı’nın sunumu, yüksek cari açık ve sıcak paraya aşırı bağımlı politikaların, ekonomiyi ne kadar kırılgan bir duruma düşürdüğünün itirafı şeklinde.
Merkez Bankası, enflasyon hedeflemesi politikasının temel aracı olarak sunulan politika faizini (haftalık repo ihalesi faizi) anlamsız ve değersiz hale getirmiş bulunuyor. Bunun yerine geniş bir faiz koridoru politikası izliyor. Fonlama faizini her gün, duruma göre düşürüyor da, aşırı ölçüde yükseltiyor da. Piyasaya verilen para miktarı da bir gün kısılıp, bir gün gevşetilebiliyor. Böylece faizler, günden güne yüzde 5 ile yüzde 11.5 arasında oynayabiliyor.
Başçı, Merkez Bankası’nın bu oynaklığının ölçüsünü ve yönünü “küresel fon akımlarının hareketin göre” ayarladıklarını söylüyor. Sıcak para gitmeye kalkarsa para politikası o gün sıkılaştırılıyor, geldiğinde ise gevşetiliyor. Bu aslında para politikasının rotasının, sıcak paranın gel-gitlerine teslim edildiğinin itirafından başka birşey değil.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Dış rekabet gücünde kalıcı hasarın resmi

Geçen hafta yayınlanan 2011 yılı dış ticaret verileri, sadece ihracattaki tarihi rekoru tescil etmedi. Dikkatler sadece dış ticaretteki artışa çekilmeye çalışılsa da ithalat ve dış ticaret açığında da tarihi rekorlar kırıldı. Üstelik ithalat ve dış ticaret açığındaki artış, ihracat artışını açık ara geride bırakıyor.
2011’de ihracat yüzde 18.50 artarken ithalat yüzde 29.80, dış ticaret açığı ise yüzde 47.75 arttı. Dış ticaret açığındaki bu artış, 2010’daki yüzde 85’lik artışın üzerine geliyor. Dış ticaret açığı, iki yılda yüzde 173’lük bir artışla neredeyse üçe katlanmış durumda.
Burada sorun sadece genel hatlarıyla artan dış ticaret açığı, cari açık ve dış borç sorunu da değil. Arka tarafta Türkiye’nin dış rekabat gücünde iki yılda ciddi bir aşınma olduğu da dış ticaret verilerinden anlaşılıyor.

30 Ocak 2012 Pazartesi

IMF’nin Türkiye gözlüğü neden sürekli kararıyor?

Hükümetin “Türkiye’yi yeterince tanımayan birkaç acemi uzmanın subjektif değerlendirmelerinin Türkiye’nin imajına zarar vermesine izin vermeyiz. Ancak katılmadığımız bu subjektif yorumları değiştirirlerse raporun yayınlanmasına izin veririz” diyerek açıklanmasını aylardır engellediği IMF heyetinin Türkiye raporu açıklandı. İlginç bir şekilde Cuma gecesi Türkiye saatiyle gece yarısı saat 12.00’de açıklanan bu raporun, Türk hükümetinin sansüründen geçmiş hali mi, yoksa orijinal hali mi olduğunu bilemeyiz. Belki de IMF’nin G-20 toplantısı için hazırladığı son rapora göre oldukça iyimser kaldığı için hükümet artık buna razı olmuştur. Çünkü IMF’nin açıklanması engellenen Kasım 2011 tarihli raporunda 2012’de Türkiye’nin büyüme hızının yüzde 2’ye düşeceği öngörüsü yer alıyor. G-20 için bu ay hazırlanan son raporda ise Türkiye’nin büyüme tahmini yüzde 0.4’e düşürüldü.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Hani krediler %25 artarsa cari açık düşecekti?

Ekonomi yönetiminin 2011’de dayandığı temel tezlerden birisi, “Kredi hacmindeki yıllık artış yüzde 25’e çekilirse cari açığın de milli gelire oranla yüzde 5.4 düzeyine inecek” şeklindeydi. Merkez Bankası’nın yaptığı bir modellemeye göre kredi hacmi artış hızındaki her 5 puanlık artış, cari açığın milli gelire oranını 2.1 puan artırıyordu. Bu hesaba göre 2011 yılı orta vadeli program hedefi olan yüzde 4.5’lik büyüme hızı baz alındığında kredi hacmindeki artış yüzde 25 olursa cari açığın milli gelire oranı yüzde 5.4 olacaktı. Eğer kredilerdeki artış yüzde 20’u bulursa cari açığın milli gelire oranı yüzde 7.5’e çıkacaktı.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Merkez Bankası Başkanı Başçı’nın rüyası hayırlı bir rüya mı?

Politika hataları yüzünden cari açık-kur artışı- enflasyon üçgenine sıkışan Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, her hafta yeni bir iddia ortaya atarak kararlı ve güçlü görünme çabasına girdi. Bunu yaparken bir önce söyledikleriyle tutarlı olma kaygısı da taşımıyor. Para programında 2012 yılında güniçi repo ihalelerini hangi durumlarda yapacağını açıklamasından birkaç gün sonra daha farklı bir güniçi repo ihalesi taktiğini ortaya atabiliyor. İstanbullu sanayicilere “TL bir tek doları yenemez. TL’nin değerini artık euro ile karşılaştırmak gerek” diyor. Bir hafta sonra Bursa’da  dönüyor ve “TL doları da yenecek” iddiasını ortaya atıyor.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Enflasyon, hedefi ikiye katladı: % 10.45

•    2012 enflasyonu, yüzde 5.5’lik hedefi 4.95 puan aşarak yüzde 10.45 oldu.  Enflasyon, 37 ayın en yüksek düzeyine tırmandı.  Sağlık ve haberleşme dışındaki tüm alanlarda enflasyon, yıllık hedefin çok üzerine çıktı.

Son üç ayda atağa kalkan enflasyon, 2011’i enflasyon hedefini neredeyse ikiye katlayarak bitirdi. Yüzde 10.45’e tırmanan yıllık enflasyon, yüzde 5.5 olan hedefi 4.95 puan aştı. 22 ay sonra yeniden çift haneye çıkan enflasyon, Kasım 2008’den bu yana son 37 ayın en yüksek düzeyine de ulaştı.
Aralık ayı enflasyonu da yüzde 0.58 ile beklentilerin üzerine çıktı. Aralık enflasyonu beklentisi, Merkez Bankası anketine göre yüzde 0.38, CNBC-e’nin anketine göre ise yüzde 0.50 idi.
TÜFE’yi oluşturan 12 kalemin sağlık ve haberleşme dışındaki 10 alanın tamamında yıllık enflasyon yüzde 5.5 hedefinin üzerine çıktı. 9 çekirdek enflasyonunun tamamı da enflasyon hedefini açık arayla aştı. Çekirdek enflasyonlar içinde en düşük artışı gösteren I Endeksi bile yüzde 8.12 yükseldi.