Reel sektör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Reel sektör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2019 Salı

Krizden ilk darbeyi hangi sektörde kimler yedi?


Ekonomide küçülmeye doğru giden durgunluğun ilk vurduğu alanların nereler olduğunu incelemeye bu yazımızda da devam ediyoruz. Bu yazıda hangi sektörlerde, hangi mesleklerin ve hangi sınıfların daha fazla etkilendiğine bakacağız. Eylül dönemi istihdam verilerinin bu pencereden ortaya çıkardığı sonuçlar şöyle:
* En fazla istihdam kaybı olan sektörler içinde başı idari ve destek hizmet faaliyetleri çekiyor. Bu sektörde istihdam kaybı, 636 bin ve yüzde 40 ile şiddetli bir kriz halini şimdiden almış durumda. Bu sektördeki istihdam kaybı, tamamen ücret ve yevmiye ile çalışanlardan oluşuyor. Ücretli yevmiyeli istihdam kaybı, 642 kişi ve yüzde 46’yı buluyor. Bu sektörde hizmet ve satış elemanlarında 176 bin kişi ve yüzde 37, büro hizmetlilerinde 94 bin ve yüzde 42.3’lük bir istihdam kaybı var.
* İnşaattaki 223 bin kişi ve yüzde 10’luk istihdam kaybının 182 bini ücretli ve yevmiyeli çalışan emekçilerden, 42 bini de işverenlerden oluşuyor. İşini kaybeden işverenlerin oranının yüzde 25’i aşması, sektörde iflasların ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor.
* Tarımdaki istihdam kaybı 264 bin ile inşaattan daha fazla olmasına karşın oransal olarak yüzde 4.5 ile daha düşük düzeyde.  Tarımdaki istihdam kaybının büyük bölümünü 159 bin kişi ile ücretsiz aile çalışanları oluşturuyor. Ücretli ve yevmiyeli çalışanlardaki istihdam kaybı ise 91 bin kişi.
* Konaklama ve yiyecek içecek sektöründe toplam istihdamda 71 bin ve yüzde 4.3’lük bir artış olmasına karşın işveren olarak çalışan sayısının 22 bin kişi ve yüzde 17 azalması dikkat çekiyor. Turist sayısındaki artışla iyi bir yıl geçirdiği düşünülen sektörde, işveren sayısındaki ciddi düşüş, durumun o kadar da parlak olmadığının bir işareti.
* Kendi hesabına çalışan esnaflarda en fazla istihdam kaybı, ulaştırma ve depolama ile elektrik, gaz, su ve kanalizasyon hizmetlerinde.
* Yoğun işten çıkarmalara maruz kalan ilk meslek grubu nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanlar. Bu gruptaki istihdam kaybı tarımda 191 bin, idari ve destek hizmetlerde 216 bin, inşaatta 66 bin kişi. Bu üç sektörlerdeki şiddetli istihdam kaybının bir bölümü, kısmen imalat sektöründeki 65 bin kişilik artışla, ama esas olarak da başta kamu yönetimi, savunma ve sosyal güvenlikteki 126 bin kişilik artış olmak üzere kamu ağırlıklı sektörlerdeki niteliksiz eleman istihdamı artışı ile telafi edilmiş durumda.

23 Ekim 2018 Salı

KOBİ'ler ve esnaf, depremi yaşamaya başladı


İster kriz diye adlandırın, ister siyaset gereği başka sözcüklerle tanımlayın, Türkiye ekonomisi, tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşamaya doğru sürükleniyor. Üstelik bu daha önce yaşadıklarımızdan çok farklı yaşanacak. Önceki krizler kamunun açıkları-borçlarının, bankacılık sisteminin açıkları üzerine patlak vermişti.
Bugün ise şirketler dünyasını saran bir borç sorunu ile karşı karşıyayız. İzlenen ekonomi politikaları, şirketler dünyasını aşırı borçlanmayla zehirlemiş durumda.
Bugünkü krize çözümler üretmek eskisinden çok daha zor olacak. Çünkü kamu ve bankacılıktan kaynaklanan krizlere göre çok daha yaygın, karmaşık, içiçe geçmiş sorunlar yumağı ile karşı karşıyayız. Bu yüzden kriz eskisinden uzun sürebilecek, tahribatı daha yaygın ve uzun süreli olabilecek.
Krizin bu karakteri nedeniyle şirketler alemindeki gelişmeler, süreçte birinci derecede izlenmesi gereken alan haline geldi.
Bankacılık tarafında kredi hacmi ve batık kredi oranlarına ilişkin veriler daha hararetle izlenecek. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) derlediği kurulan ve kapanan şirket verileri de bu süreçte, tarihinde olmadığı kadar fazla ilgi görmeye başlayacak.
En son TOBB verilerini bu gözle incelediğimizde sarsıntının, kurulan/kapanan şirket verilerine yansımaya başladığını görüyoruz. Rakamlar, olası depremi gerçek kişi ticaret işletmelerinin, yani KOBİ'ler ve esnafın, yılın 3. çeyreğinde sert bir şekilde yaşamaya başladığına işaret ediyor.

24 Temmuz 2018 Salı

Bu resim, sanayi devlerini çok zorlayacak

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasını da yayınladı. Birinci ve İkinci 500 büyük sanayi kuruluşları verilerini topluca değerlendirdiğimizde ciro ve kar cephesinde 2017 yılı iyi gözükse de borç ve bilanço dengelerinde ciddi risklerin biriktiği görülüyor:
* Üretimden satışlar Birinci 500’de yüzde 33.19, İkinci 500’de yüzde 30.95, İSO-1000’de yüzde 32.87 arttı. Net satışları Birinci 500 yüzde 32.61, İkinci 500 yüzde 31.03 ve İSO-1000 yüzde 32.39 artırdı.
* Brüt katma değeri Birinci 500 yüzde 19.63, İkinci 500 yüzde 34.52, İSO-1000 yüzde 21.20 artırdı.
* Vergi öncesi karı Birinci 500 yüzde 58.69, İkinci 500 yüzde 67.15, İSO-1000 yüzde 59.57 artırdı.
* Bu oranlar yüzde 15.47 olan Yurtiçi ÜFE artışı ve yüzde 15.82 olan 12 aylık ortalama ÜFE artışının çok üzerinde. Bunda 2016’nın kötü bir yıl olmasına bağlı baz etkisinin yanında bol kepçe teşvikler ile iç talebi canlandırmaya yönelik ekonomi politikalarının payı var.

1 Haziran 2018 Cuma

Sanayi devlerinin karnesi gözüktüğü kadar parlak mı?



İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) 2017 yılı en büyük 500 sanayi kuruluşu araştırması (İSO- 500) sonuçları açıklandı. Bu saygın araştırma, hem sanayi devlerinin hem de sektörün gidişatı hakkında değerli bilgiler ortaya koyuyor.
Satışlar ve karlar cephesinden baktığımızda sanayi devlerinin oldukça başarılı bir yıl geçirdikleri söylenebilir. Bu veriler TÜİK’in yeni hesaplamasına göre yüzde 7.4 olan sanayi büyümesi ve yüzde 8.8 olan imalat sanayii büyümesi ile paralellik gösteriyor.
İSO-500’ün üretimden satışları geçen yıl yüzde 33.2 artmış. Bu oran, yüzde 7 olan 2015 yılı artışı ve yüzde 8.8 olan 2016 yılı artışına göre kayda değer bir performans. İSO-500’ün üretimden satışlarındaki reel artış da yüzde 19 gibi önceki yılların çok üzerinde bir düzeye çıkmış. Sanayi devlerinin üretimden satışlarındaki reel artış 2016’da sadece binde 2 olmuş, 2015’te ise reel olarak yüzde 1.7 azalmıştı.
İSO-500 listesinde yer alan şirketlerin toplam vergi öncesi karlarındaki artış da yüzde 40.7 gibi yüksek bir düzeye ulaşmış. Sanayi devlerinin vergi öncesi kar artışı 2016’da yüzde 33.2, 2014’te yüzde 4.5 olmuştu.
Bunlar karnenin parlak yüzü. Ama karne bundan ibaret değil. Karnenin bir de kaygı veren yüzü var. Karnenin ikinci yüzünde ise şunlar var: 

12 Eylül 2017 Salı

Bu büyümeye ne kadar sevinebiliriz?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yeni serisi ile yaptığı hesaplamayla yılın 2. çeyreğinde büyümenin yüzde 5.05 olduğunu açıkladı. Yılın ilk çeyreğine ilişkin daha önce yüzde 4.96 olarak açıklanan büyüme hızı da yüzde 5.24’e yükseltildi. Böylece ilk yarı büyüme hızı yüzde 5.14 oldu.
Yeni milli gelir hesabının bir güven sorunu olduğu açık. Ekonominin en kapsayıcı verisi olan gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) hesaplarına tam olarak güvenememek tüm ekonomi aktörleri ve analizcileri için büyük bir dert.
Buna karşın, her ne kadar soru işaretlerimiz devam ediyor olsa da, büyüme verilerinin ekonominin gidişatı hakkında neler söylediğini, rakamların ne anlama geldiğini analiz etmeye çalışmaktan başka çaremiz de yok.
TÜİK’in 2. çeyrek GSYİH verilerini incelediğimizde şu noktaların altını çizmek gerekiyor:

25 Ağustos 2017 Cuma

Sanayinin devleri, ihracattan çok ithalata sırtını dayıyor

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) girişim özelliklerine göre dış ticaret istatistikleri, sanayimizdeki çarpıcı bir çelişkiyi gözler önüne seriyor.
İnsan verilerden bağımsız olarak düşününce sanayi sektöründe faaliyet gösteren girişimlerin ihracatının ithalatından fazla olduğunu kabul eder. Ayrıca sanayinin dev şirketlerinin dış ticarette fazla vermesi gerektiğini, en azından dış ticaret açığındaki payının belirleyici düzeyde olmayacağını düşünür.
Ancak TÜİK verileri, bizdeki durumun her iki noktada da tam tersi olduğunu söylüyor. Bu noktada çarpıcı iki çelişkiyle karşı karşıyayız:

22 Ağustos 2017 Salı

Şirketler cephesinde nabız iyi atmıyor

Kurulan ve kapanan şirket istatistikleri, ekonomideki canlılığın veya durgunluk ve krizin iyi göstergelerinden birisidir.
Kapanan şirketlerin azalması, kurulan şirket sayısının hızlı artması ekonomideki canlılığın bir göstergesi sayılır. Tersi, yani kapanan şirket sayısının hızlı artması, kurulan şirket sayısının yavaş artması, ekonomide durgunluk veya krizin işaretidir. Kurulan şirket sayısının kapananlara oranı da tamamlayıcı bir gösterge olarak değerlendirilebilir.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) Ticaret Sicili Gazetesi’nden derlediği istatistiklere göre yılın ilk 7 ayı sonunda şirketler cephesinde nabzın pek de iyi atmadığını ortaya koyuyor.
TOBB verilerine göre yılın ilk 7 ayındaki kurulan ve kapanan şirket sayılarını, sektörleri de dikkate alarak geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırdığımızda ortaya şöyle bir manzara çıkıyor:

25 Temmuz 2017 Salı

Cirosu dev, teknolojisi cüce sanayi

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) en büyük birinci ve ikinci 500 sanayi kuruluşu araştırmalarında yer alan firmaların sektörel dağılımına baktığımızda teknoloji düzeyi açısından hiç de iç açıcı bir durum olmadığını görüyoruz. Sanayi devlerinin yoğunlaştığı sektörlere teknoloji düzeyi açısından baktığımızda, sanayinin 1. ligi ile 2. ligi arasında çok büyük fark olmadığı da ortaya çıkıyor.
Sanayinin 1. ligi ile 2. liginin sektör ve teknoloji yapısı açısından incelediğimizde şöyle bir manzara görüyoruz:

4 Temmuz 2017 Salı

Sanayi son 20 yılda ne kadar kabuk değiştirdi?

Bu köşedeki son yazıda yabancı kontrollü girişimlerin imalat sanayii üretiminde 2013 sonrasında orta ve yüksek teknolojili üretimin payı azalırken düşük teknolojili üretimin payının ciddi bir hızla arttığına işaret etmiştik.
Bu tespit ışığında sanayi üretiminin son yıllarda nasıl bir dönüşüm yaşadığına ya da yaşamadığına bakmakta yarar var.
Sanayi üretiminde katma değeri ve teknolojisi yüksek sektörlerin payı, artıyor mu, artıyorsa hangi alanlarda ve ne ölçüde artıyor?
İstanbul Sanayi Odası’nın sanayinin en büyük 500 kuruluşu araştırması bu soruların yanıtını ararken bize bir fikir verebilir. Sanayi devleri arasında yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli sektörlerden gelenlerin sayısı mı artıyor yoksa düşük teknolojili emek yoğun sektörlerin mi?
Sayfadaki tablo son 20 yıldaki gelişmeyi 5’er yıllık aralıklarla karşılaştırıyor. Bu tablonun ortaya koyduğu resim pek parlak ve umut verici değil. Tam tersine özellikle son 5 yıldaki seyir, yabancı kontrollü girişimlerde görülen olumsuz eğilimle örtüşen yönlere sahip.

30 Haziran 2017 Cuma

Bu iki grafik nasıl bir tehlikeyi haber veriyor?

Sayfada iki grafik görüyorsunuz. Sütun grafik, sanayi ve hizmet sektörlerindeki yabancı kontrollü girişimlerin toplam üretim içindeki payının seyrini gösteriyor. Çizgi grafik ise yabancı kontrollü imalat sanayi üretimi içinde farklı teknoloji düzeylerinin payının nasıl değiştiğini gösteriyor.
Bu iki basit grafik, ekonomi ve toplum açısından önemli bir tehlikenin sinyallerini veriyor.

27 Aralık 2016 Salı

Yeni milli gelire mi inanacağız, sektör endekslerine mi?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yeni milli gelir hesabının ortaya çıkardığı önemli sorunlardan birisi de TÜİK’in reel sektör üretim, ciro ve dış ticaret endeksleri ile gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) verileri arasındaki paralelliğin, bağıntının kopmuş olması.
Sayfadaki grafiklerde TÜİK’in reel sektör ve dış ticaret endeksleri ile eski ve yeni GSYİH serilerinin ilgili kalemlerinin seyirlerini görüyorsunuz. Aradaki paralellik ve ayrışmayı net görebilmek için tüm verileri, TÜİK’in yeni GSYİH hesabının baz yılı olan 2009 değeri 100 olacak şekilde endeksleştirdik.
Tüm grafiklerde hem eski hem de yeni GSYİH serisi ile reel sektör endeksi 2009-2010’a kadar paralel bir eğilimle hareket ederken sonrasında yeni GSYİH serisi, hızla yukarı doğru kopmaya başlıyor. Buna karşın eski GSYİH serisi, ilgili reel sektör endeksi ile hala aynı eğilim içinde seyretmeye devam ediyor.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Konut piyasasında tekleme işaretleri


Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayınladığı konut satış istatistikleri ile Merkez Bankası’nın konut fiyat endeksinin gidişatı, konut piyasasında tekleme işaretleri vermeye başladı. Bunun en belirgin göstergesi geçen yılın son çeyreğinde yüzde 21.9 olan konut satışları yıllık artış hızının, ilk çeyrekte 5.5’e kadar düşmesi oldu. TÜİK’in kullandığı 26 istatistiki bölgenin 14’ünde konut satışları, geçen yılın ilk çeyreğindeki düzeyin bile altına düştü.
Konut satışlarındaki düşüşte yüzde 60 ile Kars, Ağrı, Ardahan, Iğdır bölgesi başı çekiyor. Bunu yüzde 35.3’lük düşüşle, depremden etkilenen Van, Bitlis, Hakkari, Muş bölgesi izliyor. Konut satışlarındaki düşüşte yüzde 18.7 ile Çankırı, Kastamonu, Sinop bölgesi üçüncü sırada yer alıyor. Nüfus hareketleri ve konut projeleri açısından canlı bir yer olan büyük kentlerden Ankara’da da satışların yüzde 8.9 düşmesi dikkat çekici bir gelişme. Ankara’da konut satışlarındaki yıllık artış hızı, bir önceki çeyrekte yüzde 17.4 düzeyindeydi.

3 Nisan 2012 Salı

Sıcak parayla hormonlu büyüme, cari açığa çifte rekor kırdırdı


2011 yılı büyüme hızı ise geçen yıla göre sadece 0.67 puan azalarak yüzde 8.49 oldu. Böylece Türkiye, bütün fren çabalarına rağmen dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında kalmaya devam etti. Sıcak parayla şişirilen yüksek büyüme, cari açığın da çifte rekor kırmasına yol açtı. Cari açık hem miktar olarak, hem de milli gelire oranı açısından tarihinin en yüksek düzeyine çıktı. Cari açık 2011’de yüzde 65.4 ve 30.5 milyar dolar artarak 77.2 milyar dolar ile 2010’daki rekorunu açık ara ile yeniledi. Cari açığın milli gelire oranı da yüzde 10 ile tarihin en yüksek düzeyine çıktı.
Cari açığın milli gelire oranı 2010’a göre 3.6 puan birden arttı. Yılın son çeyreğine ait cari açığın milli gelire oranı da bir önceki çeyreğe göre 1.1 puan artarak yüzde 8.9’a yükseldi.

10 Mart 2012 Cumartesi

Çalışanlar, üretim ve cirodaki artıştan payını alamadı

Ekonomi iki yıldır üst üste çok hızlı büyüme kaydetti. Türkiye, büyüme hızında 2010’da olduğu gibi 2011’de de dünyada ilk sıralarda yer aldı. Bu büyüme istihdamda da önemli bir artışı beraberinde getirdi. Ancak hızlı büyümeyi sırtlayan çalışanların, büyümeden paylarını yeterince aldıklarını söylemek zor. Hatta çalışanlar aleyhine olan bu dengesizlik 2010 yılına göre daha da arttı.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıklaığı üretim, ciro, istihdam, çalışılan saat ve ücret-maaş endekslerinin 2011 yılındaki seyrini karşılaştırdığımızda, çalışanlar aleyhine olan bu dengesizliği görebiliyoruz. Sanayi sektörleri için bu endekslerin tamamı elimizde. Ticaret ve hizmet sektörleri ile inşaat sektöründe yılın son çeyreğine ilişkin veriler henüz açıklanmadı. Ancak yılın ilk üç çeyreğine ilişkin verilere baktığımızda, bu sektörlerdeki girişi de görmek mümkün.

5 Mart 2012 Pazartesi

Ekonomik kriz tekelleşmeyi nasıl etkiledi?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), sanayi ve hizmet sektörlerinde yoğunlaşmaya ilişkin 2009 yılı verilerini yayınladı. Bu veriler, sektörleri yoğunlaşma düzeyleri bakımından karşılaştırmamıza imkan veriyor.
Sektördeki ilk 4 girişimin sektör cirosunun yüzde 70’ten fazlasına sahip olması durumunda sektördeki yoğunlaşma, yani tekelleşme “çok yüksek”, yüzde 50-70 arasındaysa “yüksek” kabul ediliyor. Bu oran yüzde 30-50 arasındaysa yoğunlaşma düzeyi “orta”, yüzde 30”dan düşük ise “düşük” sayılıyor.
TÜİK 2009 yılı araştırmasında, 2008 yılında kullandığı sektör sınıflamasını değiştirdiği için iki yılın verilerini karşılaştırmada güçlükler var. Ancak yine de birçok alt sektör büyük ölçüde çakıştığı için 2008 ve 2009 yılları arasındaki değişimi anlamak mümkün.
Verileri incelediğimizde 2009’daki ekonomik krizin, sektörlerdeki yoğunlaşma eğilimini farklı şekillerde etkilediği görülüyor.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Dış ticarette KOBİ’ler fazla, devler açık veriyor

Dış ticarette küçük işletmeler fazla verirken, dev şirketler dev boyutta açık veriyorlar. 2009 yılında 50’den az kişinin çalıştığı küçük işletmeler,  toplam 10.32 milyar dolar dış ticaret fazlası verdi. 250 ve daha fazla insan çalıştıran dev işletmeler  ise 42.89 milyar dolar dış ticaret açığı verdi. Çalışan sayısı 50-249 kişi arasında olan orta işletmelerin açığı ise 5.47 milyar dolar oldu. Böylece 50’den fazla kişi çalıştıran işletmeler toplam 48.36 milyar dolar dış ticaret açık vermesine rağmen, küçük işletmeler sayesinde toplam açık 37.84 milyar dolara indi.

1 Haziran 2009 Pazartesi

Bankaların sağlık reçetesi, reel sektörü hasta ediyor

Merkez Bankası’nın hesapladığı Bankacılık Sektörü Finansal Sağlamlık Endeksi, bankaların ilk çeyreğinde krize rağmen finansal sağlamlıklarını artırdıklarını ortaya koydu. Ancak finansal sağlamlık endeksinin alt bileşenlerine bakınca, bankaların sağlıklı kalma reçetesinin reel sektörü daha fazla hasta ettiği de görülüyor. Öte yandan reel sektördeki hastalığı derinleştirmesi ve yaygınlaştırması halinde bankaların sağlık reçetesinin, ters teperek hastalığı bankacılığa sıçratma ihtimali de var.
Finansal Sağlamlık Endeksi krize rağmen 2008 sonunda 2007 yılı seviyesini korumuştu. Mart sonunda ise Finansal Sağlamlık Endeksi 0.1 puan yükselerek 118.6 oldu. Finansal Sağlamlık Endeksi’nin bu performansında, Karlılık Endeksi ile Sermaye Yeterliliği Endeksi’nin yükselmesi ve Faiz Riski Endeksi’nin gerilemesi etkili oldu.

KREDİYİ KIS, BONOYA KOŞ
DÜŞÜK FAİZİ KREDİYE YANSITMA

Endeksin alt bileşenlerine göre bankaların finansal sağlamlık reçetelerinin birinci ayağını, Merkez Bankası faizlerinin düşmesine paralel olarak mevduat faizlerini aşağı çekerken bunu kredi faizlerine fazla yansıtmamak oluşturdu. Bankaların yılın ilk çeyreğindeki kar artışının mevduat faizlerini düşürürken kredi faizlerini yüksek tutmalarından kaynaklandığını, son Finansal İstikrar Raporu’nda Merkez Bankası da tesbit etti.
Mevduat faizlerini düşürüp kredi faizlerini yüksek tutunca, bankaların net faiz geliri yılın ilk çeyreğinde önemli bir artış gösterdi. Bu da bankaların Karlılık Endeksi’nin 2007’nin bile üzerine çıkmasını sağladı. 2007 sonunda 108.1 olan Karlılık Endeksi, 2008 sonunda özellikle geri dönmeyen kredilerin etkisi ile 106.3’e gerilemişti. Mart sonunda bu endeks, 2.6 puanlık hızlı bir çıkışla 108.9 puana yükseldi.
Bankaların bu uygulaması reel sektörü, ekonomi küçülür ve karlılık azalırken yüksek olanlı reel faiz ödemek zorunda bıraktı. Bankaların karını artıran bu formül, reel sektörün karlılığını daha da azalttı ve işsizliğe katkıda bulundu.
Bankaların reçetesinin ikinci ayağını, kredileri kısarken, Hazine bonosu ve devlet tahvilinin portföydeki ağırlığını artırmak oldu. Bu uygulama, bankaların başta sermaye yeterliliği olmak üzere aktif kalitesi ve likidite endekslerini olumlu yönde etkiledi. Ayrıca Hazine kağıtlarına yatırım, faizlerdeki düşüş sayesinde banka karlarını artırarak Karlılık Endeksi’ni de yükseltti.

GERİ TEPME İHTİMALİ DE VAR

Bankaların reel kesimi hastalandıran sağlık reçetesinin, geri tepme ihtimali hiç de düşük değil. Bankaların kredileri kısması ve faizlerini yüksek tutması, batık kredi miktarını ve oranını artırarak, bankaların karlılığını ve sağlığını tehdit eder hale gelmesi de mümkün. Gerek bireysel kredilerde, gerekse firma kredilerinde, geri ödenmeyen kredi miktar ve oranlarındaki artış giderek hızlanıyor.
Batık kride miktarı eylül ayına gore bireysel kredilerde yüzde 63 artarak nisanda 5.9 milyar liraya, firma kredilerinde ise yüzde 41 artarak 11.7 milyar liraya ulaştı. Bireysel kredilerde batık oranı nisan itibarıyla yüzde 4.8’e ulaştı. Bu oran taşıt kredilerinde yüzde 8’e, kredi kartında yüzde 8.7’ye kadar çıktı. Firma kredilerindeki batık oranı 7 ayda yarı yarıya artarak nisanda yüzde 4.6’yı buldu. Bu oran kobi kredilerinde yüzde 5.9’u aştı.
Tüketici kredilerinin yarıdan fazlasının düşük gelir gruplarına ait olması ve kriz koşullarının kredi kartı kullanımını artırması, bu alanda batık kredi riskinin hızla büyüme ve yaygınlaşması riskinin yüksek olduğunu gösteriyor. Benzer bir durum firma kredilerinde batık oranının KOBİ’lerde daha yüksek olmasıyla yaşanıyor. Tekstil, gıda, tarım, ticaret ve metal eşya gibi krizden fazlaca etkilenen ve finansman zorlukları çeken sektörlerde batık kredi oranı hızla artıyor. Bu sektörlerin banka kredilerinden aldığı pay da azalıyor. Kredi daralması ve yüksek faiz maliyetleri, krizden en fazla etkilenen bu sektörlerdeki batık kredi miktarının hızla artmasına yol açabilir.

FİNANSAL SAĞLAMLIK ENDEKSİ NASIL YÜKSELDİ?

Merkez Bankası’nın Finansal Sağlamlık Endeksi’nin alt bileşenlerinde yılın ilk çeyreğinde gözlenen gelişmeler şöyle oldu:
· Aktif Kalitesi Endeksi: 2008 yılında düzeyini koruyan endeks, 2009’un ilk 3 ayında batık kredilerin artması yüzünden 1.2 puan düşerek 120.8’e geriledi.
· Likidite Endeksi: Başta merkez bankasından alacaklar olmak üzere bankaların likit varlıklardaki azalış sonucu 85.9’a geriledi.
· Kur Riski Endeksi: Bilanço içi açık pozisyonun özkaynaklara oranı küçüldüğü için 2008’de yükselen endeks, mart itibarıyla 128.4 puan seviyesini korudu.
· Faiz Riski Endeksi: 1 aya kadar kısa vadeli varlıklar ile pasifler arasındaki farkın, özvarlıklara oranının yükselmesiyle 2.5 puan düşerek 123.3 puana indi.
· Kârlılık Endeksi: İlk çeyrekte aktif ve özvarlık karlılığının artması sayesinde 2.6 puan birden artarak 108.9 düzeyine çıktı.
· Sermaye Yeterliliği Endeksi: Bono portföyü ve karlardaki artışın da etkisiyle 2 puanlık bir artış kaydederek 144.3’e yükseldi.

Bankacılık Sektörü Finansal Sağlamlık Endeksi
2007 2008 Mar.09 Gelişme yönü
Aktif Kalitesi Endeksi 121.9 122 120.8 Olumsuz
Likidite Endeksi 79.3 86.2 85.9 Olumsuz
Kur Riski Endeksi 127.3 128.4 128.4 Durağan
Faiz Riski Endeksi 128.3 125.8 123.3 Olumlu
Kârlılık Endeksi 108.1 106.3 108.9 Olumlu
Sermaye Yeterliliği Endeksi 146.3 142.3 144.3 Olumlu
FİNANSAL SAGLAMLIK ENDEKSİ 118.5 118.5 118.6 Olumlu