Maliye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maliye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2018 Salı

5 soruda McKinsey planının önü arkası


1- McKinsey ne tür işler yapıyor?
McKinsey, dünyanın en büyük ve en etkin yönetim danışmanlığı firmalarından birisi. Şirketlerden devletlere, kamu kurumlarına kadar farklı kesimlere yönetim danışmanlığı hizmetleri veriyor. Sadece ekonomi alanında şirketlerin stratejileri veya hükümetlerin ekonomi politikaları konusunda değil devlet yapısı, siyasi yönetim alanlarında da hizmet verdiği oluyor.
Bu çalışma sırasında hizmet verdiği şirketin veya kurumun tüm verilerini alıp kullanabiliyor.
Bu hizmetini milyon dolarlarla ifade edilen yüksek ücretlerle yapıyor.

2- McKinsey’in karnesi nasıl?
McKinsey, dünyanın en büyüklerinden, en deneyimlilerinden birisi olmasına karşın milyonlarca dolara sattığı reçetelerin başarısı garanti değil. Tam tersine tarihe geçmiş başarısız şirket operasyonlarında McKinsey’in imzası var.

7 Ağustos 2018 Salı

Merkez Bankası, enflasyonda topu Beştepe’ye attı

Merkez Bankası yılın ikinci enflasyon raporunu geçe hafta açıkladı. Raporun açıklanmasının ardından üzerinde en fazla konuşulan şey, doğal olarak Merkez Bankası’nın yılsonu enflasyon tahminini nisanda açıkladığı rapora göre 5 puan birden artırarak yüzde 13.4’e çıkarması oldu.
Ancak bu arada raporda Merkez Bankası’nın enflasyonun nedenleri ve mücadele yolları konusundaki analizlerinde büyük bir değişim olduğu noktası pek dikkat çekmedi. Bunda Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın da konuşmasında bu noktalara pek girmeyerek sadece raporda yer alan ilgili bir kutunun okunmasını tavsiye etmekle kalması da etkili oldu.
Merkez Bankası’nın temmuz raporu, adeta başka bir elden çıkmış denecek kadar öncekilerden farklı değerlendirmeler içeriyor ve bu değerlendirmeler eski raporlarda olduğu gibi örtük mesajlarla değil daha doğrudan ifadelerle yer alıyor.
Son enflasyon raporunda enflasyonun böylesine azgınlaşmasında genişlemeci maliye politikalarının etkili olduğu daha doğrudan, daha güçlü ve sık sık altı çizilerek ifade ediliyor.
Çözüm için de genişlemeci maliye politikalarının terk edilmesi gerektiği sık sık vurgulanıyor.
Nisan enflasyon raporunda Merkez Bankası’nın ortaya koyduğu çerçeve özetle şöyleydi:

17 Temmuz 2018 Salı

Enflasyon neden yüksek, nasıl düşer?

Haziran verileri, enflasyonun kontrolden çıkma noktasına geldiğini yakıcı bir şekilde ortaya koydu. Sorun artık patates, soğan açıklamalarıyla geçiştirilemeyecek kadar yakıcı ve yaygın bir hal almış durumda.
TÜFE yüzde 15’i geçerken tüm çekirdek enflasyon göstergeleri de yüzde 15 dolayına tırmandı. ÜFE’de yüzde 23.71’e, aramallarında yüzde 28.47’ye fırlayan enflasyon, ürkütücü tırmanışın süreceğini söylüyor.
Çoktan süreğen ve yapışkan bir hal almış bulunan enflasyon basit fiyat hareketleriyle, tekil faktörlerle açıklanamayacak ve çözülemeyecek bir sorun. Mevcut enflasyon ekonominin köklü yapısal hastalıklarının bir ürünü. Ama aynı zamanda o yapısal hastalıkları derinleştiren, büyüten bir karşı etkiye de sahip.
Ekonominin yapısal sorunları ile enflasyon, karşılıklı birbirlerini besleyerek bir kısır sarmal halinde büyümeye devam ediyor.
Yüksek ve kalıcı enflasyon, örneğin yüksek cari açık sorunundan kopuk bir sorun değil. Tersine yüksek cari açıktan da beslenen bir sorun. Yüksek cari açık, üretim ve rekabet gücünü artırmadan aşırı tüketimle hormonlu büyüme sevdasının bir sonucu.

20 Ekim 2017 Cuma

Bütçedeki hasarı toparlamak zor

Anayasa referandumu sürecine paralel olarak devlet bütçesinde ortaya çıkan hızlı bozulma, bütçe dengesini ciddi ölçüde sarstı. Bütçedeki bozulma, ekonominin geneli için hayati önemde bir gelişme. Çünkü Türkiye’ye yönelen yabancı fonların önde gelen kriterlerinden birisi bütçe dengesi. Üstelik Türkiye’nin yabancı fonlara pazarlayacağı başka cazibe noktası da kalmadığı için bütçe dengesi tek silah haline gelmiş durumda.
Bu nedenle bütçe dengesindeki gidiş, yabancı fonların hassasiyetle takip ettiği bir nokta. Türkiye’nin dışarıdan fon çekmekte zorlandığı mevcut koşullarda, bütçe dengesi daha hassas bir konu haline geliyor.
Bütçedeki gelişmeleri yakından ve ayrıntılı değerlendirmek sadece kamu dengesi açısından değil ekonominin bütünü açısından eskiye göre daha önemli bir nokta. Bütçenin 9 aylık sonuçlarına bu gözle baktığımızda öne çıkan sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

15 Eylül 2017 Cuma

Bu makas, ekonomide yeni bir fay hattı demek

Sayfada iki grafik görüyorsunuz. Bu iki grafik bana göre ekonomide yeni bir risk odağının, yeni bir fay hattının oluşmakta olduğunu haber veriyor.
Birinci grafik yıllık toplam makine teçhizat yatırımlarının cari değeri ile yurtiçi krediler toplamının seyrini karşılaştırıyor. Karşılaştırmanın net görülebilmesi için 2009 yılı sonu değerleri her iki veri için de 100 kabul ederek bir endeks oluşturduk. Grafik bu endeks değerlerinin seyrini gösteriyor.
İkinci grafik yıllık toplam makine teçhizat yatırımlarının cari değerinin yurtiçi kredi hacmine oranının seyrini gösteriyor.

16 Mayıs 2017 Salı

Merkez Bankası kasasına el atma planının arkasında bu resim var

Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, geçen hafta toplanan Türkiye Bankalar Birliği Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, finans piyasalarında “banka senedi” adını verdikleri yeni bir araç çıkartmak için hazırlık yapıldığını açıkladı.. 
Bankalar verdikleri kredi kredilere karşılık olarak “banka senedi” çıkartıp satarak hem kaynak yaratmış, hem de kredi riskini başkalarına aktarmış olacaklar.
Aslında buraya kadar pek yeni bir şey yok. Çünkü bankalar, kredi gelirlerini karşılık göstererek yıllardır varlığa dayalı menkul kıymet (VDMK) çıkartabiliyorlar.
Yeni olan Merkez Bankası’nın, banka senetlerini likidite aracı olarak kullanabilecek olması. İşte burası çok kritik bir nokta.

9 Mayıs 2017 Salı

Merkez’den enflasyon itirafları

Merkez Bankası’nın son enflasyon raporunda “Enflasyon dinamiklerindeki değişim” başlıklı bir analiz kutusu yer alıyor. Bu çalışma, enflasyondaki yüksek seyrin belirleyicilerinin incelenmesini amaçlıyor. İnceleme 2006-16 arasındaki 11 yılı kapsıyor. 
Çalışma, bir yanıyla Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadeledeki başarısızlığının, diğer yanıyla enflasyonun nasıl ekonominin hücrelerine nüfuz etmiş yapısal bir sorun haline geldiğinin itirafı şeklinde.
Çalışmanın ortaya koyduğu sonuçlar şöyle:

7 Şubat 2017 Salı

IMF raporunun satır aralarında neler var?

Uluslararası Para Fonu (IMF) yıllık Türkiye raporunu yayınladı. Ekim ayındaki veri ve gözlemlere dayanan IMF raporu, Türkiye’nin aşırı dalgalı gündemi karşısında oldukça eskimiş bile sayılabilir. Buna rağmen IMF raporunu, son gelişmeleri de hesaba katarak okuduğunuzda ekonominin durumu ve geleceği konusunda hassas tespitler içerdiğini görüyoruz.
Raporun satır aralarından öne çıkan notları şöyle sıralayabiliriz:

24 Ocak 2017 Salı

Vergide yüz kızartan bu resmin sebebi ne?

Sayfadaki grafikte temel vergi kalemlerinde toplanabilen vergi geliri miktarlarının, yıl içinde tahakkuk eden vergi tutarlarına oranının 1993 yılından 2015’e kadarki seyri görülüyor. Grafiğin ortaya koyduğu resim, devlet açısından pek de gurur verici bir resim değil. Asıl önemlisi son 10 yılda durumun sürekli kötüye gidiyor olması.
Toplam vergi gelirlerinin toplam tahakkuk miktarına oranı 1997’ye kadar küçük adımlarla yükselme eğiliminde olmuş. 1998 kriz döneminin etkisi ile iki yıllık gerilemeden sonra tahsilat oranları tekrar yükselmeye başlamış. Çarpıcı bir nokta 2001 krizi bile tahsilat oranlarında kayda değer bir gerileme yaratmamış, tahsilat oranları krize rağmen düzeyini korumuş.
2001 krizindeki duraklama sonrasında vergi tahsilat oranı, yine küçük adımlarla yükselmeye devam etmiş. 2004 yılında toplam vergi tahsilatının vergi tahakkuklarına oranı yüzde 93.57 düzeyine kadar çıkmış. Sonrasında ise tahsilat oranları adım adım ve sürekli düşmeye başlamış. 2012 ve 2013 yıllarında gözlenen küçük artışlar dışında tahsilat oranının yönü hep aşağıya doğru.

20 Ocak 2017 Cuma

2016 bütçe sonuçlarının röntgeni neler söylüyor?

Bütçe dengesi, Türkiye’nin sıcak paracılara satabildiği neredeyse tek ekonomik gösterge durumuna düştü. Ne cari açık, ne enfl asyon, ne de büyüme tarafında sıcak paracılara sunulabilecek bir hikaye yok. İçerideki ve dışarıdaki politik riskler ve hukuki ve siyasi öngörülebilirlik cephesi ise zaten sislerle, bulutlarla kaplı vaziyette.
Bu koşullarda “son kale” haline gelen bütçenin performansı daha da önem kazanıyor. “Son kale” de sadece bütçe dengesine bakıldığında durumu kurtarıyor gözükse de iç yapısında olumsuz gelişmeler öne çıkıyor ve yapısal sorunları sürüyor.
2016 bütçe sonuçlarına farklı açılardan baktığımızda şunları görüyoruz:

23 Nisan 2012 Pazartesi

Türkiye, sert inişte dünya üçüncülüğüne aday


Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın Washington’da yapılan ilkbahar toplantıları için hazırladığı raporlarda yer alan Türkiye’ye ilişkin değerlendirme ve tahminlerde kayda değer bir değişiklik yok. Türkiye tahminlerinde temelde bir değişiklik olmamakla birlikte IMF’nin Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’nda, Türkiye’nin yerini dünyanın 184 ülkesi ile karşılaştırmalı olarak görmek mümkün.
* Türkiye 2011’de dünyanın en hızlı büyüyen 15. ülkesi oldu. Hızlı büyüyen ülkeler arasında Çin ve Arjantin dışında önemli ülke yok sayılabilir. Diğerleri Eritre, Gana, Irak, Moğolistan, Katar, Türkmenistan, Ruanda, Zimbabve gibi ülkeler.
* IMF’ye göre Türkiye 2012’de, Katar ve Türkmenistan’dan sonra dünyanın ekonomisi en hızlı yavaşlayan üçüncü ülkesi olacak. IMF’ye göre Türkiye’nin büyüme hızı, 2012’de 6.2 puan düşerek yüzde 8.5’ten yüzde 2.3’e inecek. Katar'ın büyüme hızı 12.8 puan, Türkmenistan’ın büyüme hızı ise 7.7 puan düşecek. Buna rağmen 2012’de Türkmenistan’ın büyüme hızı yüzde 7, Katar’ınki yüzde 6 ile Türkiye’nin 2-3 katı olacak.

30 Ocak 2012 Pazartesi

IMF’nin Türkiye gözlüğü neden sürekli kararıyor?

Hükümetin “Türkiye’yi yeterince tanımayan birkaç acemi uzmanın subjektif değerlendirmelerinin Türkiye’nin imajına zarar vermesine izin vermeyiz. Ancak katılmadığımız bu subjektif yorumları değiştirirlerse raporun yayınlanmasına izin veririz” diyerek açıklanmasını aylardır engellediği IMF heyetinin Türkiye raporu açıklandı. İlginç bir şekilde Cuma gecesi Türkiye saatiyle gece yarısı saat 12.00’de açıklanan bu raporun, Türk hükümetinin sansüründen geçmiş hali mi, yoksa orijinal hali mi olduğunu bilemeyiz. Belki de IMF’nin G-20 toplantısı için hazırladığı son rapora göre oldukça iyimser kaldığı için hükümet artık buna razı olmuştur. Çünkü IMF’nin açıklanması engellenen Kasım 2011 tarihli raporunda 2012’de Türkiye’nin büyüme hızının yüzde 2’ye düşeceği öngörüsü yer alıyor. G-20 için bu ay hazırlanan son raporda ise Türkiye’nin büyüme tahmini yüzde 0.4’e düşürüldü.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Bütçenin dışı parlak ama içi eski tas, eski hamam

2011 yılı bütçesi bütçe açığında ciddi bir düşüş, faiz dışı bütçe fazlasında önemli bir artışla kapandı. Bütçe açığı yüzde 56.49 gibi keskin bir düşüşle 40.1 milyar liradan 17.44 milyar liraya indi. Faiz dışı bütçe fazlası ise üçe katlanarak 8.22 milyar liradan 24.77 milyar liraya yükseldi.
Bütçe gelirleri, yüzde 16.35 artarak 254.28 milyar liradan 295.86 milyar liraya yükseldi. Buna karşın bütçe giderlerindeki artış, hedefleri biraz aşmakla birlikte yüzde 6.44’te tutuldu. Bütçe giderleri 294.36 milyardan 313.3 milyar liraya çıktı.
Kuşkusuz bu sonuç, kamu dengelerine ve borç yüküne olumlu bir katkı yapacak ve dünyada öne çıkan kamu borçları sorunu alanında Türkiye’nin farklı bir yere konmasını sağlayacaktır.
Buraya kadar çok parlak bir görünüm var. Ancak bütçe performansının ayrıntılarına girdiğimizde aynı manzarayı görmüyoruz. Dış görünümü geçip bütçenin içine yakından bakınca, yapısal sorunların aynen sürdüğünü görüyoruz. Yani bütçenin dışı parlak görünse de içi eski tas eski hamam.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Ekonomi yönetimi, “yalancı çoban” durumuna düştü

Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi, cari açık belası ve enflasyon karşısında yaratıcı politikalar uyguladıklarını her fırsatta ısrarla tekrarlayıp duruyorlar. İzlenen ekonomi politikaları, amaçladığı sonuçlara hala ulaşamamış olmasına rağmen bu ısrar sürüyor.
Son dönem izlenen politikaların ana yükünü üzerine alan Merkez Bankası’nın izlediği politikalar, başlarda ihtiyatlı, ancak iyimser umutla karşılandı. Piyasa aktörleri, tam olarak ikna olmasalar da, “Merkez Bankası’nın elinde bizim bildiğimizden çak daha fazla veri var. Mutlaka bir bildikleri vardır. Proaktif davranıyorlar, bu da iyi bir şey” diye iyimser bir toleransla karşıladılar.
Ancak Merkez Bankası’nın banka ekonomistleriyle yaptığı son aylık toplantıya katılan uzmanların aktardığı izlenimler, artık havanın tersine dönmekte olduğunu haber veriyor. Merkez Bankası Başkanı’nın söylemlerinin her toplantıda farklı olması kafaları karıştırmış ve güveni zedelemiş gözüküyor. “Bu yıl enflasyonun yükselmesi, baz etkisiyle gelecek yılki enflasyonun düşük çıkmasına katkı yapar” gibi izahatlar yapan Merkez Bankası Başkanı, olan güveni de kendi elleriyle yok ediyor.

21 Ocak 2011 Cuma

Seçim ekonomisi hızlı başladı

Bütçe sonuçları ile Hazine nakit dengesi verileri, seçim ekonomisinin aralıkta hızlı bir başlangıç yaptığını gösteriyor. Maliye Bakanı, aralıktaki bütçe açığı patlamasını “Aralık bütçelerinin kaderi” diyerek geçiştirmeye çalışıyor. Ancak bütçe açığında bu kez yaşanan artış, önceki yılların çok çok üzerinde.
Yıllık açığın yüzde 40.7’si tek başına aralık ayında gerçekleşti. Aralık bütçe açığı, diğer 11 ay ortalamasının 7.5 katı.

20 Aralık 2010 Pazartesi

IMF, sıcak para konusunda ne öneriyor?

IMF heyetinin izleme görüşmeleri sonrasında yaptığı değerlendirme cuma gecesi açıklandı. Değerlendirmenin omurgasını finansal istikrar sorunu oluşturuyor. Merkez Bankası’nın son raporları ve kararlarında finansal istikrar sorunu, enflasyonla mücadeleden daha fazla öne çıkmıştı. IMF de içinde bulunduğumuz koşullarda, birinci sorunun finansal istikrarın sağlanması-korunması olduğunu, fiyat istikrarının korunabilmesi için de bunun şart olduğunu söylüyor. Merkez Bankası’nın son politika değişiklikleri temelde IMF’nin bu yaklaşımı ile paralellik taşıyor.
IMF, ekimde yüzde 5.4 olan 2011 yılına ilişkin milli gelire oranla cari açık tahminini, iki ay bitmeden yüzde yüzde 6.5’e yükseltti. IMF, sıcak para girişindeki artışın, özellikle Avrupa’daki sorunların piyasalarda yarattığı dalgalanmaların etkisini artırarak finansal istikrarı sarsmasından çekiniyor. IMF, “Dış kaynak kullanımı azaltılmalı, fiyat balonlarının oluşumu önlenmeli yoksa sıcak para çıkmaya başladığında sarsıntı büyük olur” uyarısını yapıyor.
Finansal istikrarsızlığa karşı ön tedbirler alınmasını isteyen IMF’nin tesbit ve önerileri üç ana başlıkta şöyle özetlenebilir:

2 Ekim 2010 Cumartesi

Merkez Bankası mali kuralda ağız değiştirdi

Mali kural, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) tutanaklarına ilk kez nisan toplantısında girdi. PPK,  mali kuralı üç yıllık süreçte faizlerin tek hanede kalmasının şartı olarak görüyordu. Bu duruş, nisan tutanağında “Kurul, Orta Vadeli Plan’da yer alan hedeflerin, başta mali kuralın yasalaşması ve uygulanmaya başlanması olmak üzere kurumsal ve yapısal iyileştirmeler yoluyla sağlanması halinde, tahmin ufku boyunca politika faizinin tek hanede kalmasının mümkün olduğunu düşünmektedir” şeklindeki güçlü bir ifade ile yerini aldı.
Aradan geçen süre içinde mali kuralın önce gecikeceği, sonra da tamamen gündemden çıktığı anlaşıldı. Bu durum, seçimler yaklaşırken mali disiplin konusunda kaygı yarattı.
Merkez Bankası’nın çok önem verdiği mali kuralın tamamen gündemden çıkmasının ardından yaptığı ilk PPK toplantısında bu konuda nasıl bir değerlendirme ve tutum sergileyeceği önemliydi. PPK tutanağında bu sorunun yer alış biçimi, Merkez Bankası’nın mali disipline bakışını ve gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini göstermesinin yanı sıra, politika bağımsızlığına ilişkin duruş ve üslubunu da sergileyecekti.
Örneğin Merkez Bankası, mali kuralın çıkmamasını kaygı verici bulduğunu belirtip mali disiplinden sapma görürse para politikasını sıkılaştırarak tepki vereceğini açıklayarak “şahin” bir duruş sergileyebilirdi. Ya da mali disipline yaptığı vurguyu eskisi gibi sürdürerek “tepkisiz” kalabilirdi. Üçüncü bir ihtimal olarak da hükümetin mali kuraldaki gevşemesine paralel bir “yumuşama” içine girebilirdi. PPK tutanakları karşılaştırıldığında, Merkez Bankası’nın mali disiplin konusundaki duruşunun, üçüncü ihtimale daha yakın olduğu görülüyor.
Mali kural, temmuz PPK tutanağında da nisandaki güçlü ifadelerle yer aldı. Ağustos ayında mali kuralın ertelendiği açığa çıkınca, PPK da duruşunu, çok hafif bir yumuşamayla “önemli olan, mali disiplinin sürmesidir” şeklinde değiştirdi. Ancak PPK, bu koşullarda güncel mali disiplin uygulamasının önem kazandığını vurguladı ve “Mali disiplinin dolaylı vergi oranı artışları yerine kurumsal ve yapısal iyileştirmeler yoluyla sağlanması halinde, tahmin ufku boyunca politika faizinin tek hanede kalmasının mümkün olduğu”nu belirtti.
Başbakan’ın mali kuralı gündemden kaldıran açıklamasının ardından yapılan eylül toplantısında ifadeler biraz daha yumuşadı. PPK eylül tutanağında konu, “Merkez Bankası’nın dengeleyici politika izleme esnekliğinin korunması ve piyasa faizlerinin düşük düzeylerde kalıcı olması bakımından, mali disiplinin kurumsal ve yapısal iyileştirmeler yoluyla güçlendirilerek devam etmesi büyük önem taşımaktadır” ifadesiyle yer aldı.
Burada ağustosa göre iki önemli fark bulunuyor: Ağustosta mali disiplin korunursa “faizlerin tahmin ufku boyunca tek hanede kalmasının mümkün olduğu” şeklinde net bir ifade yer almıştı. Eylülde “tek haneli faiz”in yerini daha gevşek bir “düşük faiz” ifadesi aldı. “Tahmin ufku boyunca” net tarifinin yerini ise “kalıcı olması için” gibi daha muğlak bir ifade aldı. Ağustos tutanağı ile ikinci önemli fark ise, mali disiplinin dolaylı vergi artışıyla sağlanmaması uyarısının eylülde tamamen çıkartılması oldu.
Seçimler yaklaşırken ve Merkez Bankası’nda da başkan değişikliği gündemdeyken, Merkez Bankası’nın politika bağımsızlığı alanında sergileyeceği duruş ve vereceği sinyallerin önemi daha da artıyor. Bu yüzden Merkez Bankası’nın, mali kural ve mali disiplin konusundaki ifadelerinde son iki ayda gözlenen yumuşama kritik nitelik taşıyor.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Merkez, mali kuralı teğet geçecek mi?

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK), eylül toplantısında likidite yönetimi açısından önemli bir adım atarak çıkış stratejisinin son adımını başlattı. PPK toplantısını kritik kılan ikinci konu ise, bu toplantının mali kuralın tamamen gündemden düştüğünün, bizzat Başbakan tarafından açıklanmasından sonra yapılan ilk toplantı olmasıydı. Merkez Bankası enflasyon raporlarında, mali kuralı faizlerin orta vadede tek haneli kalabilmesinin koşullarından birisi olarak değerlendiriyordu.
PPK’nın toplantı sonrasındaki kısa açıklamasında mali kural konusunda herhangi bir ima yer almadı. Toplantı açıklamalarında şimdiye değin maliye politikalarındaki gidişe hiç değinilmediği için bu normal karşılanabilir. Gelecek hafta açıklanacak olan toplantı tutanaklarında Merkez Bankası’nın bu konuda vereceği ya da vermeyeceği tepki, büyük önem taşıyor. Tutaklar yayınlandığında Merkez Bankası’nın mali kuralı teğet geçip geçmediğini göreceğiz.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Dünya değişti, IMF reçetesi 40 yıldır değişmedi


Geçtiğimiz hafta IMF’nin 4. Madde kapsamında hazırladığı Türkiye raporu açıklandı. IMF raporunun mali kuralın gecikmeden yasalaştırılması isteği dışındaki önerileri pek tartışma gündemine gelmedi. IMF, bütçeden para politikasına, bankacılıktan çalışma yaşamına kadar değişik alanlarda çeşitli reçeteler ortaya koyuyor.
IMF’nin değişik sorunlar için ortaya koyduğu çözüm önerileri içinde en somut olanlarının emek kesiminin aleyhine düzenlemeler olması dikkat çekiyor. IMF, cari açığı Türkiye ekonomisinin en fazla risk oluşturan sorunu olarak görüyor. Buna karşı önerdiği çözüm ise asgari ücretin düşürülmesi, işten çıkarmaların kolaylaştırılması.
IMF ve reçeteleri, 1970’ten bu yana 40 yıldır Türkiye’nin en temel gündemlerinden birisi oldu. 40 yılda sayısız stand-by anlaşması, sayısız IMF reçetesi gördük, geçirdik. Bu süre içinde dünya altüst oldu; Sovyet bloku dağıldı; iletişim, bilişim ve diğer teknolojik gelişmeler sosyal hayatı ve ekonomiyi bambaşka yerlere getirdi; finans piyasaları bir başka boyut ve hız kazandı; dünya ekonomisi, çok uluslu dev şirketlerin yönetiminde yeniden yapılandı; dünya tarihinin en kapsamlı ve karmaşık krizlerinden birisinin içine yuvarlandı...
Herşey altüst olurken ve boyut değiştirirken IMF reçetelerinin değişmediğini görmek, müthiş bir çelişki ama şaşırtıcı değil. 1970’te de reçetenin özü, krizin faturasını emek kesiminin sırtına yıkmaya dayanıyordu, 2010’da da...
İşte IMF’nin 2010 yılında önümüze koyduğu reçete:
ÇALIŞMA YAŞAMI – “Asgari ücret, Türkiye’nin eşi olan ülkelere göre çok yüksek.” IMF’nin Türkiye’nin eşi olarak gördüğü ülkeler ise Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Baltık ülkeleri. “Asgari ücret düşürülmeli. Doğu, Güneydoğu gibi daha yoksul bölgelerde daha düşük bölgesel asgari ücret uygulanmalı. Kıdem tazminatı düşürülmeli. Emeklilik yaşının yükseltilmesinde geçiş süreci hızlandırılmalı. İşgücü piyasası esnekleştirilmeli, yani işten çıkarmalar kolaylaştırılmalı, taşeronlaştırma ve geçici istihdam benzeri uygulamalar geliştirilmeli.” Sözkonusu esneklik uygulamalarının çalışanların sosyal haklarını ve örgütlenme imkanlarını zaafa uğratacağı biliniyor.
MALİYE POLİTİKASI –Mali kural yasası gecikmeden çıkartılmalı ve 2011 bütçesinde uygulanmalı. 2010’daki gelir artışı, tasarruf edilmeli. Mali kural, yıliçi düzeltici önlemler, bütçe hazırlık ödeneklerinin daha muhafazakar tutulması ve yerel yönetimlerle koordinasyona ilişkin mekanizmalarla güçlendirilmeli. Krize karşı alınan mali destek programları geri çekilmeli.” IMF ayrıca mali kural formülündeki orta vadeli büyüme hızının yüzde 5, değil 4 olmasını daha uygun buluyor. Bu da bütçenin, mali kural tasarısının öngördüğünden bile daha az büyüme dostu olması, yatırım ve kamu çalışanlarının maaşları konusunda daha tutucu olması anlamına geliyor
PARA POLİTİKASI –Piyasadaki fazla likidite çekilmeli ve geniş bir parasal sıkılaştırmaya gidilmeli. Günlük döviz alım ihalelerinde miktar yükseltilmeli.” Bunları Merkez Bankası zaten uygulamaya sokmuş bulunuyor. IMF uzmanları, Merkez Bankası’nın faiz artırımına başlamasını da öneriyor, ancak bu öneriye IMF direktörlerinin çoğunluğu katılsa da tamamı katılmıyor.
BANKACILIK –Kriz döneminde gevşetilen kredi ve likidite kuralları hızla sıkılaştırılmalı, denetim sistemi güçlendirilmeli, bankalar daha güçlü bir stres testinden geçirilmeli.”


10 Eylül 2010 Cuma

‘Yetmez ama evet’çi IMF nasıl bertaraf oldu?

Temmuz ayında  tamamlanan IMF 4. Madde uzman raporu, nihayet açıklandı. Tesadüfe bakın ki açıklama, Başbakan Erdoğan’ın NTV’deki programda gece yarısından sonra mali kural tasarısı konusunda “Son sözü ben söylerim. Tam IMF’den kurtulmuşken içimizde ikinci bir IMF yaratmaya gerek yok” diye özetlenebilecek açıklamasından sadece saatler sonra yapıldı. IMF raporu, sanki Başbakan’ın sözleri üzerine apar topar açıklandı gibi bir görüntü doğdu.
Başbakan’ın NTV’deki sözleri, IMF raporunu deyim yerindeyse, yayınlanmadan geçersiz hale getirdi. Çünkü 85 sayfalık IMF raporunun tamamı mali kural yasasının bu yıl çıkacağı ve 2011’den itibaren uygulanacağı varsayımına dayanıyor. 85 sayfalık raporda 86 kez mali kurala atıf yapılıyor. Tablolar, grafikler, içindekiler gibi sayfalar hariç geriye kalan toplam 47 sayfalık metinin her sayfasında hemen hemen 2 kez mali kural lafı geçiyor. Mali kuralı çektiğiniz zaman, neredeyse geleceğe dönük tüm varsayımlar da çöküyor.
IMF yönetimi, mali kural yasasının Meclis’in tatile girmesinden once çıkmamasına bozulmuş ama hala çıkartılacağı umudunu, hatta 2011 bütçesinde uygulanacağı hayalini koruyor. “Yasa gecikirse fırsat kaçırırsınız” türü zayıf uyarılarla, kendince hükümeti yasayı daha fazla geciktirmemesi için zorlamaya çalışıyor.
IMF “ekonomi politikasının yeni anayasası” olarak sunulan mali kuralı hararetle destekliyor. Mali kuralın, Türkiye’deki kurumsal çerçeveye Merkez Bankası bağımsızlığı ve enflasyon hedeflemesi gibi büyük bir katkı olacağını vurguluyor. IMF mali kuralı güçlendirecek bazı ek adımların gerektiğini belirterek, önerilerini “Bütçe gidişatıyla ilgili dikkatli bir tahmin yöntemi geliştirin. Yıl içi düzeltici önlemler alalmak için sistem kurun. Merkezi yönetimle yerel yönetimler arasındaki koordinasyonu geliştirin. Bütçe hazırlıklarında tahminlerin tutucu yapılmasını sağlayın. 2010 yılında bütçe gelirlerinde gerçekleşen artışı, harcamalarda kullanmayın, borç azaltmakta kullanın” şeklinde sıralıyor.  Kısacası IMF ekonominin yeni anayasasına “yetmez ama alkışlarla evet” diyor.
IMF’de kuvvetli bir inancın doğmasını sağlayanın, hükümet ve ekonomi yönetimi olduğu, rapordaki ifadelerden anlaşılıyor. Örneğin ekonomi yöneticileri, “Avrupa’daki kötü gidiş bizi fazla etkilemez. Çünkü mali kuralı çıkarınca, eşimiz olan diğer gelişen ülkelerden ayrışacağız. Yabancı fonlar bize gelecek, bu da büyümemizi destekleyecek” demişler.  “Zamanlaması ve hızı yerinde bir çıkış stratejisi uyguluyoruz. Mali kural da bunun bir parçası olacak” demişler.
Başbakan Erdoğan’ın son noktayı koymasıyla da IMF raporu, daha açıklandığı gün anlamsız hale gelirken, Türkiye de uluslararası alanda “takiyyeci” durumuna düşmüş oldu. “Yetmez ama evetçi IMF”nin sosyalist başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın, Başbakan Erdoğan’ın son çıkışını duyunca, nasıl bir hayal kırıklığı ve aldatılmışlık duygusu yaşadığını tahmin etmek zor değil.
IMF Başkanı’nın işi Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’a göre çok kolay sayılır. Çünkü Merkez Bankası’nın da tüm gelecek stratejileri ve faizlerin uzun süre tek haneli kalacağı öngörüsü de mali kuralın çıkacağı varsayımına dayanıyor. Merkez Bankası bağımsızlığı ve enflasyon hedeflemesinin de ucundan kıyısından eleştirilmeye başlandığı şu günlerde, mali kuralın temelli rafa kalkması, Yılmaz’ın kalbini şimdiden sıkıştırmaya başlamıştır.