Çin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2016 Cuma

AB’ye karşı Şanghay Beşlisi planının ekonomik faturası sandığınızdan ağır olur

AB’ye karşı Şanghay Beşlisi düşüncesi, politik alanda olduğu gibi ekonomik alanda da büyük sarsıntılar yaratma riski taşıyan bir plan. AB’yle uzaklaşmanın ekonomide yaratacağı boşluğu Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) doldurma şansı yok.
ŞİÖ’nün ekonomik ilişkileri geliştirme hedefi olmakla birlikte henüz bir serbest ticaret anlaşması bile yok. Bu nedenle ŞİÖ’ye katılmanın ne kadar ekonomik ve ticari avantaj sağlayacağı net değil.

29 Kasım 2016 Salı

Şanghay Beşlisi’ne girmek sefa mı yoksa cefa mı getirir?

Türkiye’nin hızla değişip duran tartışma gündeminin şu günlerdeki alevli konularından birisi “Avrupa Birliği’ni (AB) boş verip Şanghay 5’lisine girme” tezi oldu. Bu konuyu Erdoğan 2012 ve 2013 yıllarında başbakan olarak da dillendirmişti, ancak bu kadar tartışma yaratmadan küllenip gitmişti. Bu kez daha alevli bir tartışmaya yol açmış gözüküyor. AB ve ABD ile ilişkilerin kötü gidiyor olması, bu kez tartışmanın hem iç hem de dış kamuoyunda daha fazla yankı bulmasına yol açtı.
Daha çok iç politikaya dönük ajitasyon amacı taşıyan bu ifade, laftan pratiğe dönüştürülmesi çok sorunlu bir düşünce.

24 Ocak 2011 Pazartesi

ABD-Çin zirvesinin galibi yine Çin oldu

Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, geçen hafta ABD’ye 4 günlük bir resmi ziyaret yaptı. Çin, bu zirveyi de, en başta ekonomik konular olmak üzere temel hiçbir konuda ABD’nin istediği tavizleri vermeden bitirmeyi becerdi. Zirve gündemindeki konuların çoğunda isteklerde bulunan taraf ABD idi. Hu, anlaşmazlık konularının karşılıklı güç gösterisine dönüşmesini önlerken, aynı zamanda temelde dişe dokunur bir taviz vermeden sadece güven verici mesajlarla durumu idare etme başarısını gösterdi.
Kulislerden sızan bilgilere göre ABD, zirvenin ardından ortak sonuç bildirgesi yayınlamaktan vazgeçmek ve Hu onuruna verilecek resmi akşam yemeğinin iptaline kadar her türlü zorlamaya başvurdu.

22 Ekim 2010 Cuma

Çin yine feyk attı

Çin'in 0.25 puanlık faiz artışı, ekonomi kitaplarında yazanın aksine kredileri frenlemez, olsa olsa daha da artmasına imkan hazırlar.

Çin Merkez Bankası salı günü sürpriz bir adım atarak gösterge niteliğindeki mevduat ve kredi faizlerini 0.25 puan artırdı. Bu artışla mevduat faizi yüzde 2.5 düzeyine, gösterge kredi faizi ise yüzde 5.56 düzeyine çıktı. Global kriz koşullarında Aralık 2008’de faiz indiren Çin, 2007’den bu yana ilk kez faiz artırdı.
Çin’in sürpriz adımı, doları yükseltirken ekonomileri emtia ihracatına bağlı olan Kanada, Avustralya ve Brezilya gibi ülkelerin paralarının değer yitirmesine yol açtı. Petrol son 8 ayın en sert düşüşünü yaşadı, rekorlar kıran altın değer kaybetti, borsalar düştü.
Piyasaların tepkisi böyle oldu, çünkü faiz artışının, Çin ekonomisinin yavaşlamasına ve yuan’ın değer kazanmasına yol açacağını inanılıyor. Faiz artışının böyle değerlendirilmesi ilk bakışta son derece normal ve ekonomi kitaplarında yazılanlara uygun. Bu nedenle tam da kritik G-20 zirvesi öncesinde Çin’in bu adımı bir yumuşama ve uzlaşma işareti olarak da algılandı. Oysa bu tür aldatıcı hamlelerde oldukça usta olan Çin’in faiz hamlesi de aslında olağan koşullarda beklenen normal sonuçları doğurmayacak. Hatta tam tersi sonuçlar doğurabilecek. Faizlerin artırılması, Çin’deki kredi genişlemesini frenlemek bir yana tam tersine daha da artmasına neden olabilecek.
Faiz artışının, nasıl olup da bu kadar ters bir sonuç doğurabileceğini anlamak için Çin’deki mevduat ve kredi piyasasının somut durumuna biraz daha yakından bakmak gerekiyor.

FAİZ ARTIŞI KREDİLERİ NASIL ARTIRACAK?

Çin’de kredi piyasasının hem arz tarafının, hem de talep tarafının esnekliği yok. 0.25 puanlık bir faiz artışı, ne kredi almak isteyenler, ne de bankalar için caydırıcı olmaktan çok uzak. Kredi talebi o kadar güçlü ki, kredi hacmi üzerinde ancak 5-10 puanlık bir faiz artışı etkili olabilir. Şu anda bankalardan kredi alamayanlar, gayrı resmi piyasada yüzde 20 ile kredi alıyorlar. Yani piyasada yüzde 20 ile kredi almaya razı olanlar bile var.
Bireyler ve şirketlerde çok güçlü bir kredi talebi var. Çin bankaların bireylere verdiği konut kredilerine bazı kısıtlamalar getirerek bu alandaki genişlemeyi ve bir konut balonunun oluşmasını önlemeye çalışıyor. Şirketlere verilen kredileri etkileyecek cılız bir adım, yüzde 17’ye indirilmiş olan bankaların asgari rezerv oranının, kısa bir süre önce çok az yükseltilmesi oldu. Ancak bu önlemin de geçici olduğu baştan ilan edildi.
Bankalar, asgari rezerv oranının izin verdiği son yuan’larına kadar kredi vermeye çalışıyorlar. Verebilecekleri kredi miktarını artırabilmek için büyük bir mevduat çekme yarışı içindeler.
Mevduat faizlerinin, yüzde 3.5’e çıkan enflasyonun altında kalması, tasarruf sahiplerini harcamaya veya altın ve konut gibi yatırımlara yöneltiyor. Bu nedenle bir mevduat kaçışı yaşanıyor. Mevduat kaçışı da artık kredilerdeki genişlemeyi durduracak bir noktaya gelmişti.
Çin’in faiz artırımı, aslında işte bu tıkanıklığı aşmaya yönelik bir adım. Faiz artışı ile mevduatların yeniden artmaya başlaması amaçlanıyor. Bu da bankaların kredi hacmini artırmaya devam etmelerine imkan sağlayacak.
Sermaye hareketleri kısıtlı olduğu için faiz artırımının yuan’ın değer kazanmasına yol açmasını da bekleyemeyiz. Yuan’ın değeri yine Çin Merkez Bankası’nın istediği gibi yönetilmeye devam edecek.
Çin, tam da G-20 zirvesi öncesinde bu usta işi feyk hamle ile hem kendisine karşı artan baskıları oyalama, hem de kendi yolunda ilerlemeye devam etme şansı elde ediyor.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Sonunda Çin çarpmışa dönmeyelim

Geçen hafta  Çin Başbakanı  Ven Jibao’nun ziyareti sırasında Çin ile ekonomik ilişkileri geliştirmeye yönelik “müjdeler” verildi. Bu müjdelerden birisi karşılıklı ticarette Türk Lirası ve yuan’ın kullanılacak olması, ikincisi Çin’in Türk tahvilleri alma kararı idi.
Her iki adım da Çin’in son dönemde izlediği global stratejinin doğrudan bir parçası. Bu nedenle iki adımın da Çin’e yarayacağını söyleyebiliriz. Ancak aynı şeyi Türkiye açısından da söylemek, o kadar kolay değil. En azından iki adımın da her durumda Türkiye lehine işleyeceğini söyleyemeyiz. Çin’den yaptığımız ithalat, ihracatımızın 7.3 katı ve Çin’in elinde Türkiye’nin milli gelirinin 3 katı kadar döviz rezervi var. Yani ipler Çin’in elinde olacak. Bu yüzden “Çin çarpmışa dönmemek için” dikkatli olmak gerekiyor.
Çin, birbiriyle iç içe geçmiş ve birbirini destekleyen bir dizi operasyonu bir arada yürütüyor. Bunlardan birisi yuan’ı adım adım bir uluslararası rezerv para birimi haline getirmek ve doların bu alandaki egemenliğini zayıflatmak. Yuan ile ticaretin artırılması bu stratejinin bir parçası. Dış ticaretin yuan ile yapılması, Çin’in bu ülkelerle olan ticari ilişkilerinin daha hızlı gelişmesine yardımcı olduğu gibi, Çin’in bu ekonomiler üzerindeki etkisini de artıracak.
Çin’in Asya ve Avrupa ülkelerindeki tahvil yatırımları da aynı stratejinin parçası. Çin bu yolla elindeki 2.4 trilyon dolarlık döviz rezervi içindeki dolar ağırlığını yavaş yavaş azaltıyor. Bu, bir yönüyle doların egemenliğini zayıflatan bir rol oynuyor. Asıl önemlisi ise Çin bunu, dünya ekonomisini etkilemede bir silah olarak kullanıyor. Giderek daha fazla savaş diliyle konuşan dünya ekonomisinde, 2.4 trilyon dolarlık bir döviz rezervine sahip olmak, savaşta atom bombasına sahip olmak gibi bir şey.
Çin bu döviz rezervlerini kullanarak kısa bir süre önce Japonya ve Güney Kore ekonomilerini, deyim yerindeyse allak bullak etti. Çin bu iki ülkede yüklü tahvil alımları yaptı. Bu operasyon iki ülkenin de para birimlerinin hızla değer kazanmasına yol açtı. Won ve Japon Yeni’nin değer kazanması, dış ticarette iki rakibi karşısında Çin’i daha avantajlı hale getiriyor. Çin, rakip ülkelerin paralarının değerini yükselterek, dolaylı olarak kendi parasının değerini düşürmüş oluyor. Bu operasyon aynı zamanda, Japon şirketlerinin yatırımlarını Çin’e yöneltmeye zorluyor.
Çin’in Türk tahvilleri alması, dozajı farklı da olsa aynı sonucu yaratır. Çin’in döviz rezervlerinin binde biri ile bile TL’nin değerini ve faizleri istediği gibi oynatabilir. Zaten değerli olan TL’nin bu yolla iyice değerlenmesi ve faizlerin aşırı ölçüde düşmesi, ekonominin kırılganlıklarını iyice artırabilir.
Dış ticarette yuan ve TL’nin kullanılması ise duruma göre farklı etkiler yaratabilir. Türkiye’nin ithalatında TL’yi daha fazla kullanması Türkiye’nin yararına olacaktır. Ancak ikili ticarette yuan kullanımının daha fazla payı olacağı da açık. Türkiye ticaret açığının yüzde 22’sini Çin’e karşı veriyor. Bu açığın dolarla değil de yuan ile ödenmesinin çok büyük bir farkı yok. Çin’in yuan’ın değerini kendisi belirlediği için, belirsizlikleri daha fazla olduğu için riskleri daha fazla bile olabilir. 

Çin ile dış ticaretin seyri

Çin ile dış ticaret (bin $)
Toplam ihracatın ithalatı karşılama oranı (%)
Çin'in toplam dış ticaretteki payı (%)

İthalat
İhracat
Ticaret açığı
İhracatın ithalatı karşılama oranı (%)
İthalat
İhracat
Ticaret açığı
1996
556,492
65,115
491,377
11.7
53.2
1.28
0.28
2.41
1997
787,457
44,375
743,082
5.6
54.1
1.62
0.17
3.33
1998
846,134
38,447
807,687
4.5
58.7
1.84
0.14
4.26
1999
894,813
36,649
858,164
4.1
65.4
2.20
0.14
6.09
2000
1,344,731
96,010
1,248,721
7.1
51.0
2.47
0.35
4.67
2001
925,620
199,373
726,247
21.5
75.7
2.24
0.64
7.22
2002
1,368,317
268,229
1,100,087
19.6
69.9
2.65
0.74
7.10
2003
2,610,298
504,626
2,105,672
19.3
68.1
3.76
1.07
9.53
2004
4,476,077
391,585
4,084,492
8.7
64.8
4.59
0.62
11.88
2005
6,885,400
549,764
6,335,636
8.0
62.9
5.90
0.75
14.63
2006
9,669,110
693,038
8,976,073
7.2
61.3
6.93
0.81
16.61
2007
13,234,092
1,039,523
12,194,569
7.9
63.1
7.78
0.97
19.42
2008
15,658,210
1,437,204
14,221,007
9.2
65.4
7.75
1.09
20.33
2009
12,676,466
1,599,115
11,077,351
12.6
72.5
9.00
1.57
28.57
2010 (8 ay)
10,670,659
1,451,246
9,219,413
13.6
63.5
9.29
1.99
21.99


6 Eylül 2010 Pazartesi

ABD, Pekin’den yine eli boş döner mi?

Uluslararası ekonomi gündemini ve birçok alandaki gelişmeyi Çin belirlemeye başladı. Son günlerin en sıcak konularından birisi olan Japon Yeni’nin hızla değerlenmesi olayının arkasında Çin vardı. Bu hafta da Pekin’de başlayan ABD-Çin görüşmeleri gündeme damga vuracak. 
ABD Ulusal Ekonomik Konsey Başkanı Lawrence Summers ile Uusal Güvenlik Bakan Yardımcısı Danışmanı Thomas Donilon, ekonomik ve siyasi sorunları görüşmek için Pekin’de görüşmelere başladılar. Görüşmeler çarşamba gününe kadar sürecek. Aynı gün, Başkan Obama da Cleveland’da yeni ekonomi paketini açıklayacak.
Gündemde kritik önemde diplomatik konular da var. Ancak asıl bilek güreşi, ekonomi alanında yaşanacak. ABD, uzun zamandan beri Çin’e yuan’ın değeri, pazarlarını dışa açma, finansal sistemi serbestleştirme, iç tüketimi artırma ve telif hakları konusunda baskı yapıyor. Çatışmanın en can alıcı noktası da yuan’ın değerinin yükseltilmesi.
Hazirandaki G-20 zirvesi öncesinde ABD Hazine Bakanı Geithner, Pekin ziyaretinden eli boş dönmüştü. Bu kez görüşmeler daha kritik bir dönemde yapılıyor. Çünkü bir tarafta Çin, çok yönlü adımlarla kendi pozisyonunu güçlendirirken, diğer yanda ABD yönetiminin eli boş dönmeye tahammül gücü iyice azalmış durumda.
Yüksek işsizlik ve kötü ekonomik gidiş, Obama’ya desteği fazlasıyla aşındırdı. 2 Kasım’daki seçimlerde Demokratlar, bunun faturasını ödeyecek. Bu koşullarda Obama’nın, Senato’daki Çin’e yaptırım tasarılarını önlemesi mümkün gözükmüyor. Obama, İran’a yaptırım konusunda Çin’in desteğini alabilme gerekçesini göstererek Demokrat senatörleri ikna etmiş ve önceki tasarıyı durdurmuştu.
Çin, son G-20 toplantısından bu yana çok önemli adımlar arttı. Önce parasının değerini dolara bağlı olmaktan çıkartarak açıklamadığı bir döviz sepetine bağladı. Bu manevra Çin’e yönelik eleştirileri bir süreliğine gündemden düşürdü. Ama pratikte umulan sonucu doğurmadı. Aradan geçen üç ay içinde yuan, dolar karşısında sadece binde 3 değerlendi.
Çin bu arada tüm ülkelerle dış ticarette yuan’ın kullanılmasının yolunu açtı. Bunu desteklemek üzere yabancı bankalarda yuan mevduat hesabı açılmasına ve yabancıların Çin tahvil piyasasında işlem yapmalarına izin verdi. Bu adımlar, uzun vadede yuan’ı uluslararası bir rezev para birimi haline getirmeye yöneliyor.
Çin, döviz rezervleri içinde doların payını azaltırken de bir taşla birkaç kuş vuruyor. Euro yatırımları, eurodaki düşüşü durdurarak Çin’in Avrupa pazarındaki fiyat avantajının aşınmasını önlüyor. Won ile yen’e yaptığı yatırımlar, bu paraların değerini artırarak dış pazarlarda Japonya ve Kore ile rekabette avantaj sağlıyor. Ayrıca Japonya’da üretim maliyetinin göreli olarak artması, Japon şirketleri Çin’e yatırım yapmaya yönlendiriyor.
Çin’in kararlı adımlarına bakılırsa, şimdi de kolay teslim olmayacağı görülüyor. Çin, ticari misilleme tehdidine rağmen, çok büyük tavizler veremez. Çünkü yuan’ın değerinde hızlı bir artış, ülke içinde büyük iflaslara kadar uzanacak sıkıntılar yaratabilir. Ama ABD’nin de bu kez eli boş dönmeye pek tahammülü yok. Çin’in az bir tavizle de ABD yönetiminin gündemdeki ticari misillemeleri durdurması mümkün olmayabilir. ABD-Çin bilek güreşi, önümüzdeki dönemde dünya ekonomisi için daha büyük stres alanı haline gelecek.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Çin’in santranç oyunu altına yarıyor

Global krizde ekonomik aktörler arasında en fazla suçlananlar Wall Street bankerleri olduysa, krize çare tartışmaları sırasında en fazla baskı ile karşılaşan da Çin oldu. Çin’den global dengesizliklerin yeni krizler doğurmasını önleme gerekçesiyle ticaret fazlasını azaltması ve parasının değerini yükseltmesi isteniyor.
Çin, bir satranç oyuncusu ustalığı ile bu baskılara rağmen kendi rotasında ilerliyor. Parasının değerini dolar yerine bir döviz sepetine bağlayarak baskıların hafiflemesini sağlarken, 2.5 trilyonu bulan döviz rezervleri içinde doların ağırlığını yavaş yavaş azaltıp, yatırımlarını çeşitlendirmeye başladı.
Çin’in bu çerçevedeki stratejik adımlarından birisi de altın piyasasındaki rolünü güçlendirmek. Çin’in bu alanda yaptıkları sadece altın rezervlerini artırmakla sınırlı değil. Çin hem kendi vatandaşlarını altına daha fazla yatırım yapmaya yönlendiriyor, hem de Çinli şirketleri dünyanın her yerinde büyük ölçekli yatırımlarla altın şirketlerini satın almaya teşvik ediyor. Çin Sanayi ve Ticaret Bankası ile Dünya Altın Konseyi, Çin’de tasarruf sahiplerinin altına yatırımlarının artırılması için ortak çalışmalar yürütüyorlar.
Çin hükümeti, hisse senedi ve emlak piyasasında şişen fiyatlara karşı tasarruf sahiplerine altına yatırımı tavsiye ediyor. Çin Merkez Bankası da bankaları vatandaşların ülke çapında altına yatırımlarını artırmaları için daha fazla enstrüman çıkarmaya teşvik ediyor, bunun için düzenlemeler yapıyor.  Bu adımlar, daha fazla bankaya altın ithalatı ve ihracatı izni verilerek, yabancı şirketlere Çin’de altın ticareti yapma yolunu açarak güçlendiriliyor.
Çin’deki altın yatırımları, halkın geleneksel olarak altın kullanımının yüksek olduğu Hindistan’la karşılaştırıldığında çok düşük düzeyde. Ancak Çin’deki altın tüketimi hızlı bir artış gösteriyor. Çinlilerin altın alımları iki yılda 4’e katlanarak 2009’da 73 tona çıktı. Şangay Altın Borsası’nın işlem hacmi bu yılın ilk yarısında yüzde 59’luk bir sıçrama yaptı. Çin’in dünya altın ticaretindeki payı, 7 yılda ikiye katlanarak yüzde 11’e çıktı. Dünyanın en büyük altın üreticisi olan Çin’in, geçen yılki üretimi 313 ton olmasına karşın altın talebi 420 ton düzeyindeydi. Dünya Altın Konseyi, Çin’in altın talebinin gelecek on yılda ikiye katlanacağını tahmin ediyor.
Hisse senedi ve emlak piyasasında şişen fiyalarda yaşanacak gerilemelerin, Çin hükümetinin de desteği ile altına talebi artırması bekleniyor. Ayrıca gerek ücretlerin artması, gerekse uluslararası gelişmelerin etkisi ile Çin’de enflasyonun artmaya başlamasının da altına yönelişi güçlendireceği tahmin ediliyor. Çin’de geleneksel olarak halk enflasyona karşı korunma aracı olarak gümüşü kullanıyor. Ancak finansal alanda yapılan son düzenlemelerin kolaylaştırıcı etkisi ile enflasyona karşı korunma aracı olarak altının gümüşün yerini alması mümkün.
Global krizin patlak vermesiyle merkez bankaları ve hükümetlerin piyasalara saçtıkları paralar, altın fiyatlarına destek veren önemli bir kaldıraç rolü oynamıştı. 1.3 milyar Çinli potansiyel yatırımcının altına ilgisinin artması ise altına kalıcı desteklerdeen birisini oluşturmaya aday gözüküyor.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Çin’in yuan operasyonu neyi değiştirecek?


Çin, geçen hafta başta ABD olmak üzere tüm G-20 üyesi ülkelere “postasını koydu” ve “Paramızın değeri bizim işimiz, sizi ilgilendirmez. Zirve toplantısında paramızın değerinin tartışılmasını kabul etmeyiz” dedi. Bu açıklamanın daha mürekkebi kurumadan da dolara bağlı “sabit kur” rejimini kaldırıp “yönetilen dalgalı kur” sistemine geçeceğini ilan etti. Çin 2005-2008 yılları arasında uyguladığı sisteme geri dönüyor. Yuan’ın değeri artık dolara karşı değil, bir döviz sepetine karşı sabit olacak. Yuan’ın değeri bu sepete göre belirlenecek ve gün içinde bunun en fazla binde 5 altına inmesine veya üzerine çıkmasına izin verilecek.
Çin’in açıklaması, başta ABD olmak üzere diğer üyeler ve IMF tarafından alkışlarla karşılandı. Çin’in artık yuan’ın değerini artıracağı, bunun da ihracatını azaltıp, ithalatını artırarak dünya ekonomisine nefes aldıracağı şeklinde değerlendirmeler yapıldı. Ancak gerçek durum, yuan kararı üzerine büyük hayaller kurmanın yersiz olduğunu gösteriyor.

OBAMA’YI KURTARIR, ABD’Yİ KURTARAMAZ

Çin’in yeni döviz kuru rejiminin olası etkileri ve neleri değiştirip, neleri değiştiremeyeceği şöyle özetlenebilir:

G-20 ZİRVESİ: Toronto’daki liderler zirvesi için Güney Kore’de yapılan hazırlık taplantısı başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Şimdi liderler zirvesi, “global dengesizlikleri giderme yolunda ilerleme sağladık” diye görüntüyü kurtarma şansı elde edecek.

OBAMA: Obama yönetiminin bu zirveden dört temel beklentisi vardı: Ekonomiyi canlandırma desteklerinin sürdürülmesi, bankalara global vergi getirilmesini kapsayan finansal reformlar, Almanya, Japonya vc Çin’in iç talebi canlandırmaları ve Çin’in parasının değerini artırması. Çin’in bu adımı ile, Obama zirveden eli tamamen boş dönmekten kurtulacak ve iç kamuoyundan gelen baskıları biraz hafifletecek.

YUAN’IN DEĞERİ:  Çin, “Yuan’ın değerinde geniş çaplı bir artışın zemini kalmadı” diyerek, yeni rejime bir revalüasyonla başlama yolunu baştan kapattı. Çin’in yuan’ın değerini yavaş bir tempoda artırması bekleniyor. Çin’in yuan’ın hızla değer kazanmasını izin vermeyeceği açık. Hızlı bir artış, Çin’de iflaslar ve işsizlik dalgası gibi, global ekonomiyi sarsacak tam tersi sonuçlar doğurabilir. Piyada yapılan analizlere göre yuan 3 ayda en çok yüzde 2, ilk 6 ayda yüzde 3 ve 1 yılda yüzde 5-6 kadar değerlenebilir. Bu arada euro’nun değeri fazla düştüğü durumlarda, yuan’ın dolar karşısındaki değerinin düştüğünü görmek de sürpriz olmaz.

GLOBAL DENGESİZLİKLER:  Yuan’ın değerlenmesi, global dengesizlikleri çözmez, çünkü sorunun temel kaynağı yuan değil. Çin’in dev bir ticaret fazlası, ABD’nin de dev bir ticaret açığı var. Bu da global dengesizlik olarak tarif ediliyor. Çin’in ABD karşısında 150 milyar doları bulan bir ticaret fazlası var. Oysa ABD hariç tutulduğunda Çin’in G-20 ülkeleri ve AB’nin tamamı ile dış ticareti dengede. Yuan’ın değerinin artması, ABD’nin sorununu çözmez. Çünkü, Çin’den ithal ettiği ayakkabı, giysi, oyuncak ve elektronik eşyayı, zaten ABD kendisi üretmiyor. Bunları Çin’den almazsa, başka ülkelerden alacak ve ticaret açığı bu ülkelere kayacak. Bu dengesizliğin asıl nedeni, ABD’nin milli gelirinin yüzde 2.5’ini bulan tasarruf açığı, yani ABD’nin kazandığından fazlasını harcama alışkınlığı. Bunu çözmek için de başkalarının parasının değeriyle oynamak yerine vergileri ve faizleri artırması gerekiyor.