Para politikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Para politikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2018 Cuma

2014’ten ders alınsaydı Merkez bugün aynı duruma düşer miydi?

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK), dün bir kez daha yüksek ölçüde faiz artırmak zorunda kaldı. Merkez Bankası bir toplantı döneminde üç kez faiz artırmaya mecbur hale düştü. Üstelik üçünde de radikal sayılacak faiz artışlarına gitti.
PPK 25 Nisan’daki olağan toplantısında o zamanki etkin faiz olan geç likidite penceresi borç verme faizini 0.75 puan artırmıştı. Sonrasında kurlardaki hızlı çıkış karşısında uzun süre hareketsiz kalan Merkez Bankası, 23 Mayıs’ta olağanüstü toplanarak etkin faizi 3 puan birden artırmıştı. Ardından “sadeleşme” adı altındı 1 Haziran’dan geçerli olmak üzere etkin faiz dışındaki faizlerde de radikal artışlar yapıldı. 7 Haziran’daki olağan toplantıda da 1.25 puanlık bir artış daha geldi.
Böylece politika faizi olan haftalık repo ihale faizi yüzde 17.25’e, tavan faiz olan geç likidite borç verme faiz oranı ise yüzde 20.75’e çıktı. Nisan toplantısına göre tavan faiz 7.25 puan, politika faizi ise 9.75 puan yükselmiş oldu.
Kurlardaki ve faizlerdeki bu hızlı artışın temelinde yatan neden ekonomideki aşırı kırılganlıklar ve siyaset cephesindeki hukuk ve demokrasiye ilişkin kaygılar. Merkez Bankası’nın siyasi baskılar yüzünden zamanında ve etkin müdahalelerde bulunmaması sorunu daha alevli hale getiriyor.

17 Ekim 2017 Salı

Faizler neden yüksek, neden düşmüyor?

Çünkü enflasyon yüksek: Enflasyon çift haneli ve geleceği konusunda kimsenin pek umudu yok. Eylülde tüketici enflasyonu yüze 11.20’ye tırmanırken yurt içi üretici enflasyonu yüzde 16.28 oldu. Dünyanın mevcut koşullarında bu kabul edilebilir bir düzey değil. Türkiye’nin enflasyonu, benzer ülkelere göre de çok yüksek.
Enflasyon böyle yüksek ve geleceği belirsizken faizleri düşürmek mümkün değil. Bu koşullarda faizleri zorla düşürmeye kalkarsanız, tasarruflar dövize ve tüketime kayarak hem enflasyonu, hem faizleri yükseltir.
Çünkü bütçe açığı hızla artıyor: Anayasa referandumu öncesinde yapılan seçim harcamaları ile bütçe açığı adeta patlama yaptı. Geçen yılın ilk 8 ayında 4.87 milyar TL fazla veren bütçe bu yılın aynı döneminde 25.18 milyar TL açık verdi. 8 aylık faiz dışı fazla, yüzde 68’lik keskin bur düşüşle 40.31 milyar TL’den 12.99 milyar TL’ye düştü.
Bütçe açığının hızla artması Hazine’nin borçlanma ihtiyacını artırıyor. Hazine’nin daha fazla borçlanması, doğal olarak faizleri yukarı çekiyor.

8 Eylül 2017 Cuma

Enflasyonda çekirdeğin içi-dışı çok mu farklı?

Tek haneli enflasyon sefası bir ay sürebildi. Temmuzda yüzde 9.79'a gerileyen yıllık enflasyon ağustosta yüzde 10.68'e yükselerek yeniden çift haneli düzeye yerleşti.
Temmuzda yıllık enflasyon yüzde 10'un altında çıkınca, enflasyonda düşüşün süreceği umudunu vermeye çabalayan açıklamalar duymuştuk. Oysa gerek enflasyonun yapısal durumu, geçen yıldan gelen baz etkisi nedeniyle enflasyonun kısa sürede tekrar çift haneye çıkacağı belliydi.
Sayfadaki tablo enflasyonun nasıl ekonominin her alanına yayılmış yapısal bir sorun haline geldiğini açık bir şekilde gösteriyor.
Tablo Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) çekirdek enflasyon göstergelerini temel alarak hazırlandı. Birinci sütunlarda çekirdek enflasyon göstergesi sınıflamasına göre tanımlanmış tüketim kalemlerinin enflasyon oranı, ikinci sütunda ise o tanımın dışında kalan tüm kalemlerin ortalama enflasyonu yer alıyor.

15 Ağustos 2017 Salı

Ödemeler dengesi, ‘Bu faiz düşmez’ diyor

Türkiye’nin en başta gelen yapısal ekonomik sorunlarından birisinin yüksek cari açık olduğu malum. Yüksek cari açıkla malul ekonominin en önemli sıkıntılarından birisi de doğal olarak cari açığın nasıl finanse edildiği, edileceği oluyor. Ekonomik büyümeden, enflasyona, Türk Lirası’nın değerinden Türk varlıklarının değerine kadar bir dizi piyasa ve ekonomi parametresini, bu yüzden hükümet ve ekonomi yönetiminden çok sıcak paranın gelgitleri belirliyor.
Dolayısıyla ödemeler dengesindeki gelişmeleri yakından izlemek ekonominin sağlığı ve gidişini değerlendirmek açısından önem taşıyor.
Ödemeler dengesinde yılın ilk yarısına ilişkin sonuçları geçen yıl ile karşılaştırdığımızda, ekonominin içinde bulunduğu durum ve karşı karşıya bulunduğu riskler konusunda önemli sonuçlara ulaşabiliyoruz. Burada öne çıkan sonuçlar ve mesajlar şöyle sıralanabilir:

4 Ağustos 2017 Cuma

Enflasyon cephesinde havalar değişti mi?

Temmuz ayında yıllık enflasyon 1.11 puan gibi kayda değer bir düşüşle yüzde 9.79’a geriledi. Enflasyon böylece 5 ay sonra küçük bir farkla da olsa çift haneli rakamların altına indi. Böylece mayısta başlayan düşüş üçüncü ayda da sürdü.
Şimdi merak edilen konu, yıllık enflasyon hızındaki bu düşüşün kalıcı olup olmayacağı.
Üç aydır süren düşüşün ne kadar güven verdiğini anlayabilmek için enflasyon verilerinin ayrıntılarına bakmak gerekiyor.
Çekirdek enflasyon göstergeleri ile enflasyonun alt kalemlerindeki hareketlere karışlaştırmalı olarak baktığımızda görünüm şöyle:

9 Haziran 2017 Cuma

Enflasyonun neresi hızlanıyor, neresi yavaşlıyor?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bu yıl Tüketici Fiyatı Endeksi'ni (TÜFE) dörtlü sınıflandırma düzeyinde de yayınlamaya başladı. Böylece 12 ana harcama kaleminin yanı sıra 43 ara kademe ve 91 alt kademe harcama kaleminin endekslerini ve enflasyon gelişmelerini incelememiz mümkün.
Sayfadaki tablolar 2016 ve 2017'nin ilk 5 aylık enflasyon hızlarını karşılaştırıyor. 91 alt kademe harcama kalemi içinde 5 aylık enflasyon hızı geçen yıla göre en fazla artan kalemler ile geçen yıla göre hızı en fazla düşen kalemler sıralanıyor.
Bu karşılaştırma bize enflasyon eğilimleri konusunda önemli bilgiler veriyor. Öne çıkan tespitleri şöyle sıralayabiliriz:

6 Haziran 2017 Salı

Enflasyonda şeytanın bacağı kırıldı mı?

Mayısta enflasyon yüzde 0.45 ile geçen yılın aynı ayındaki yüzde 0.58'lik düzeyden daha düşük çıktı. Böylece yıllık enflasyon nisana göre 0.15 puan gerileyerek yüzde 11.72 oldu.
Şimdi enflasyon yüzde 12'yi aşmadı diye seviniyoruz. Yetkililer, “Enflasyon artık yönünü aşağı çevirdi, yıl sonunda tek haneye inecek” mealinde memnuniyet ifade ediyorlar.
Gerçekten de enflasyonda şeytanın bacağı kırıldı mı? Yılsonunda enflasyonun tek haneye düşmesi garanti mi?

16 Mayıs 2017 Salı

Merkez Bankası kasasına el atma planının arkasında bu resim var

Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, geçen hafta toplanan Türkiye Bankalar Birliği Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, finans piyasalarında “banka senedi” adını verdikleri yeni bir araç çıkartmak için hazırlık yapıldığını açıkladı.. 
Bankalar verdikleri kredi kredilere karşılık olarak “banka senedi” çıkartıp satarak hem kaynak yaratmış, hem de kredi riskini başkalarına aktarmış olacaklar.
Aslında buraya kadar pek yeni bir şey yok. Çünkü bankalar, kredi gelirlerini karşılık göstererek yıllardır varlığa dayalı menkul kıymet (VDMK) çıkartabiliyorlar.
Yeni olan Merkez Bankası’nın, banka senetlerini likidite aracı olarak kullanabilecek olması. İşte burası çok kritik bir nokta.

12 Mayıs 2017 Cuma

Gıda enflasyonu ithalatla çözülecek kadar basit mi?

Çift haneye demir atan enflasyon, giderek daha yakıcı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Potansiyelin altında büyüme hızı, yüksek işsizlik oranı karşısında enflasyonun bu düzeylere çıkması, ekonomide kırılganlığı artırırken çözümü de zorlaştırıyor.
Buna karşın enflasyon sorununun çözümüne ilişkin politika tartışmaları, sorunun derinliği ve karmaşıklığına uymayan bir yaklaşımla yürüyor. Öncelikle yüksek enflasyonun temel nedeni işlenmemiş gıda fiyatlarındaki yüksek artıştan ibaretmiş gibi gösteriliyor. Gıdadaki fiyatlarındaki yüksek artış hızı, kuşkusuz yüksek enflasyona katkı yapıyor. Ancak genel olarak gıda, özel olarak işlenmemiş gıda dışındaki kalemlerdeki enflasyon da çok yüksek. Gıda dışındaki kalemlerin enflasyonu da yine çift haneli rakamlarda geziyor.
Bu durumda sadece gıdadaki yükselişe dikkat çekmek, ekonominin enflasyon üreten yapısal sorunlarını perdelemeye yarıyor.

28 Nisan 2017 Cuma

Döviz rezervi, kriz yaratmaz ama krize de dayanamaz

Dış siyasetten kaynaklanan risk ve kırılganlık faktörlerimiz azalmak yerine artıyor. Bir tarafta Irak ve Suriye’de ucu nereye kadar uzanacağı belli olmayan yeni adımlar atılırken diğer yanda Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisi Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasını kararlaştırdı. Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesinin ardından Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin de askıya alınması gündemde. Hele hele bir de idam cezası yeniden getirilirse, müzakereler kesin olarak bilinmeyen bir süre için buz dolabına girecek.
Türkiye’nin AB müzakere sürecinde bir ülke olması, yabancıların Türkiye’ye yaklaşım ve kararlarında birincil derecede önemli faktörlerden birisi. Bu nedenle AB ile ilişkilerin giderek bozulması ve araya mesafe girmesi, Türkiye’ye bakışı fazlasıyla etkileyecek bir gelişme.
Bu olumsuz gidiş, kuşkusuz zaten yeterince yüksek olan dış kırılganlık düzeyini iyice artıracak. Global fon akımlarının gelişmekte olan ülkelere eskisi gibi akmadığı hatta geri çekildiği bir finansal ortamda, bölgesindeki jeopolitik risklere aşırı ölçüde bulaşmış olması yüzünden zaten yeterince sıkıntı yaşayan Türkiye’nin sıkıntıları, AB ile ilişkilerin bozulması ile daha da artacak.
Sorun dış kırılganlık olunca ilk bakılması gereken nokta, döviz rezervlerinin durumu olmak zorunda. Döviz rezervlerinin yeterlilik durumuna değişik parametrelerle baktığımızda şöyle bir görünümle karşı karşıya kalıyoruz:

25 Nisan 2017 Salı

Enflasyonun boynu neden eğri?

Deveye sormuşlar “Boynun neden eğri?” diye. Deve cevap vermiş, “Nerem doğru ki?”
Bizim enflasyon hikayemiz de buna döndü. Hükümet yetkilileri de, temel görevi bu olan Merkez Bankası da bir noktayı gösterip, “Enflasyonun işte burası eğri” diyorlar, sanki geri kalan yerleri düzgünmüş gibi.
Uzun zamandır yüksek enflasyonun günah keçisi işlenmemiş gıda fiyatlarındaki artış olarak gösteriliyor. “Tarlada fiyatı şu kadar olan domates, markette vatandaşa bilmem kaç katına satılıyor” şeklindeki ajitasyonları sık işitiyoruz. Yetkili ağızlardan “TÜFE’de gıdanın ağırlığı başka ülkelere göre bizde çok yüksek. Bu yüzden vişne fiyatı bile enflasyonu fırlatıyor” türünden “bilimsel” açıklamalar dinliyoruz.

21 Mart 2017 Salı

Moody’s’i adam yerine koyalım mı, koymayalım mı?

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Türkiye’nin kredi notu görünüm değerlendirmesini “durağan”dan “olumsuz”a çevirdi. Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu 24 Eylül’de “yatırım yapılamaz” seviyeye düşürmüştü. O zaman yaptığı görünüm değerlendirmesi “durağan” şeklindeydi. Moody’s Türkiye’nin görünüm değerlendirmesini 6 ay içinde negatife çevirdi.
Görünümün olumsuz-negatif olması ise temel kredi notunun önümüzdeki dönemde düşme ihtimalinin daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Moody’s ya da diğer kredi notu derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerinin gerçekçi olmadığını düşünebilirsiniz. Verilen kredi derecelerinin, yaklaşan krizleri göremediğinin yığınla örneği vardır. Derecelendirme kuruluşlarının notlarında çıkar ilişkilerinin ya da siyasi oyunların etkili olduğunu düşünebilirsiniz. Enron skandalı başta olmak üzere bunun da bir dizi örneğini sıralamak mümkün.
Buna rağmen, kredi derecelendirme kuruluşlarının verdikleri notu ve değerlendirmelerini önemle dikkate almak zorundasınız. Birincisi uluslararası finans alemi bu kuruluşları temel alarak hareket ediyor. İkincisi kredi derecelendirme kuruluşlarının analizleri, öyle yabana atılacak sıradan analizler değildir. Arkasında ciddi bir profesyonel birikim vardır. Sizi uluslararası muadillerinizle karşılaştırarak yerinizi gösteren ölçümleri, kendi değerlendirmeniz için de önemlidir.

17 Mart 2017 Cuma

Merkez, basiretsiz bankacı faizini politika faizi haline getirdi

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) dünkü toplantısında temel faiz oranlarını değiştirmedi, sadece geç likidite penceresinde uyguladığı borç verme faizini 0.75 puan birden artırarak yüzde 11.75’e çıkardı. Bunun gerekçesini şöyle açıkladı:
Merkez Bankası mevcut durumun bir parasal sıkılaştırmayı gerektirdiğini kabul ediyor ve bunun için de diğer faizlere dokunmazken sadece geç likidite penceresindeki borç verme faizini yükseltiyor.

Buradan ne anlıyoruz? Geç likidite penceresinde uygulanan faiz, Merkez Bankası’nın temel aracı haline geldiğini/getirildiğini anlıyoruz.
Peki geç likidite penceresi nedir? Geç likidite penceresi, işini beceremeyen, piyasadaki likidite akışını riske sokan beceriksiz, basiretsiz bankacıları cezalandırma ve teşhir etme yeridir. Bir bankanın, bir bankacının geç likidite penceresine başvurmak durumunda kalması, onun için yüz karasıdır, affedilmez mesleki beceriksizliktir.

10 Şubat 2017 Cuma

IMF’ye göre en büyük 10 banka son 5 yılda yanlış yaptı

Uluslararası Para Fonu (IMF) 4. Madde kapsamında yaptığı denetimler sonucu olan Türkiye ülke raporuyla birlikte Finansal Sistem İstikrar Değerlemesi raporunu da yayınladı. Finansal istikrar dışında ekonominin genelini değerlendiren ülke raporunda yer alan önemli tespitleri geçen yazımızda ele almıştık. Bugün de IMF’nin finansal istikrar cephesindeki manzarayı nasıl değerlendirdiğine bakacağız.
Bu cephedeki tespitler önemli çünkü döviz kurları ile hop oturup hop kalktığımız şu günlerde, finansal istikrar alanındaki kırılganlıklar ekonominin seyrini hızla ve geniş çaplı şekilde etkileyebilecek durumda.

7 Şubat 2017 Salı

IMF raporunun satır aralarında neler var?

Uluslararası Para Fonu (IMF) yıllık Türkiye raporunu yayınladı. Ekim ayındaki veri ve gözlemlere dayanan IMF raporu, Türkiye’nin aşırı dalgalı gündemi karşısında oldukça eskimiş bile sayılabilir. Buna rağmen IMF raporunu, son gelişmeleri de hesaba katarak okuduğunuzda ekonominin durumu ve geleceği konusunda hassas tespitler içerdiğini görüyoruz.
Raporun satır aralarından öne çıkan notları şöyle sıralayabiliriz:

3 Şubat 2017 Cuma

Enflasyon raporu beni neden korkuttu?

Merkez Bankası yılın ilk enflasyon raporunu açıkladı. Bu rapor, içinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Bizi korkutan soruların nasıl yanıt bulduğunu, böylesine fırtınalı bir ortamda deniz feneri rolü oynaması gereken Merkez Bankası’nın ne ölçüde güven verebildiğini görmek açısından bu rapor, kritik önemdeydi.
Malum Türkiye politik, jeopolitik ve ekonomik açıdan kritik bir süreçten geçiyor. Yüksek ve oynak kurların ekonominin, şirketlerin, bankaların ve vatandaşın başına ne boyutta belalar saracağı kestirilemiyor. Yüksek kurların bir türlü makul düzeye inmeyen enflasyonu nerelere taşıyacağı büyük bir soru işareti. Kredi notu üç büyük derecelendirme kuruluşu tarafından da yatırım yapılabilir düzeyin altına indirilmiş. Yabancı fonların ve yatırımcıların gözü, dünyanın en kırılgan ülkelerinden birisi haline gelen Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu şoklar karşısında nasıl bir ekonomi politikası izleyeceğinde.

31 Ocak 2017 Salı

Kredi notu neden düştü, nasıl yükselir?

Fitch’in de diğerlerine katılmasıyla üçüncü önemli kredi derecelendirme kuruluşu da Türkiye’nin kredi notunu, yatırım yapılabilir sınıfından düşürdü. Standard and Poors’ (S&P) ve Moody’s Türkiye’nin kredi notunu daha önce düşürmüştü. Türkiye’nin kredi notunu “spekülatif” kategorisine düşüren ilk kuruluş olan S&P, son yaptığı değerlendirme ile Türkiye’nin kredi notuna ilişkin olası gelişme yönünü de “durağan”dan “olumsuz”a indirdi. Yani önümüzdeki dönemde notun daha da düşmesi ihtimali güçlü.
Kredi derecelendirme kuruluşlarını “şeytan”, “düşman” ilan etmek veya “vız gelir, tırıs gider”, “yok hükmündedir” gibi laflar, taraftar grubunda moral bozulmasını frenlemekte bir nebze işe yarasa da ekonominin karşı karşıya bulunduğu durumun vahametini değiştirmez.
Kaldı ki Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir düzeyden düşüren sadece yabancılar da değil. Uzun zamandır özel sektör yatırımlarının yerinde sayması ve ekonomik güven endeksinin global kriz dönemindeki düzeyine kadar düşmüş olması, içerideki ekonomik aktörlerin de Türkiye’nin kredi notunu düşürmüş olduğunu gösteriyor.

6 Ocak 2017 Cuma

Enflasyonu gıda düşürdü devlet yükseltti

2016 yılı enflasyonu, Merkez Bankası ve hükümetin daha ekim ayında yapmış oldukları tahmini bile 1 puan aşarak yüzde 8.53 olarak açıklandı. Enflasyon hedefinin tutturulmasından vazgeçtik, sadece birkaç ay öncesinde yapılan tahminler bile bu kadar açık farkla şaşıyor.
Merkez Bankası, her faiz toplantısından sonra yaptığı açıklamada enflasyon konusunda pek de korkulacak bir gelişme olmadığını, işlerin giderek rayına oturmakta olduğu mesajını verip duruyor. Ama yılsonu enflasyonu üç yıldır yüzde 8’in üzerine çakılmış vaziyette.
Sayfadaki tabloda çekirdek enflasyon göstergelerinin sınıfl amasına uygun olarak belirli tüketim kalemleri ile onların dışında kalanların enflasyon oranları ve enflasyona katkıları 2015 ile karşılaştırmalı olarak yer alıyor. Bu tablonun ortaya koyduğu resmin öne çıkan noktaları şöyle:

16 Aralık 2016 Cuma

FED düğmeye bastı, ekonominin nefesi daha da sıkışacak

ABD Merkez Bankası (FED) beklenen faiz artırımını nihayet yaptı. FED’in faiz artıracağı beklentisi bile global piyasalarda fon hareketlerinin yönünü etkisi altına almıştı. Şimdi beklentiler gerçeğe dönüşüyor. Üstelik FED’in açıklama ve raporlarında gelecekteki faiz artışları konusunda tahminlerden daha güçlü bir ton var.
FED’in yaptığı ekonomik analizler ve Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) üyelerinin büyüme, enfl asyon, işsizlik ve faiz artışı tahminleri, FED’in 2017 sonuna kadar üç adımda faizlerini toplamda 0.75 puan daha artıracağına işaret ediyor. Faiz artışını destekleyen ekonomik analizlerin tonu da, faiz tahminlerinin tonu da oldukça güçlü.

6 Aralık 2016 Salı

Dolar böyleyken Finansal İstikrar Raporu ne söylüyor?

Merkez Bankası geçen hafta son Finansal İstikrar Raporu’nu açıkladı. Merkez Bankası mayıs ve kasım aylarında olmak üzere yılda iki kez İstikrar Raporu yayınlıyor. Raporun amacı genel olarak ekonomi ve reel sektördeki, özel olarak da bankacılık sektöründeki finansal risklerin analizini yapmak.
Döviz kurlarının böyle alıp başını gittiği, aşırı yükselişe rağmen hala döviz tutanların satışa geçmediği ve pek de sakinleşme işareti vermediği bir dönem yaşıyoruz. Piyasalar böylesine hop oturur hop kalkarken, tansiyon ve nabız böylesine yükselmişken, Merkez Bankası’nın finansal sağlığı ölçme amacı taşıyan raporunda durumu nasıl gördüğü önemli.
Raporu baştan sona okuduğumuzda Merkez Bankası’nın piyasalarda pek bir “hop oturup hop kalkma” durumu görmediğini, finans piyasalarının ve reel sektörün kılcal damarlarını zorlayan “yüksek nabız ve yüksek tansiyonu” hissetmediği kanısına varıyorsunuz.