Uluslararası ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uluslararası ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2017 Cuma

Erdoğan’ın Beyaz Saray açıklamasında gözden kaçan kritik nokta

Merakla beklenen ve büyük önem atfedilen Beyaz Saray buluşması nihayet gerçekleşti. Beyaz Saray’daki “kritik” Erdoğan-Trump görüşmesiyle ABD ilişkilerinde yeni bir sayfa açılmış olacaktı. Washington ziyareti arifesinde Erdoğan’ın Trump ile yapacağı görüşmeyi “virgül mertebesinde değil, nokta mertebesinde olacak” diye tarif etmesi, ayrıca “gerekirse başımızın çaresine bakarız” mesajı vermesi, bu görüşmenin önemini ve beklentileri iyice yükseltmişti. 
Kısa ikili özel toplantının ardından yapılan ortak basın toplantısındaki sözlerden ve daha sonra yapılan açıklamalardan Beyaz Saray ziyaretinden, iki ülkenin tutum ve ilişkilerinde kayda değer değişiklik yaratacak bir anlaşma çıkmadığı anlaşılıyor. Bu ziyaretle Türk tarafı, Suriye, PYD, Gülen, Rıza Zarrab davası konularındaki tavır, görüş ve taleplerini en üst düzeyde yüz yüze dile getirmiş oldu. Öyle anlaşılıyor ki ABD tarafı da, zaten bildiği bu hususları not etmekle yetindi. Herhangi bir değişiklik ortaya çıkmadı.

28 Nisan 2017 Cuma

Döviz rezervi, kriz yaratmaz ama krize de dayanamaz

Dış siyasetten kaynaklanan risk ve kırılganlık faktörlerimiz azalmak yerine artıyor. Bir tarafta Irak ve Suriye’de ucu nereye kadar uzanacağı belli olmayan yeni adımlar atılırken diğer yanda Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisi Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasını kararlaştırdı. Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesinin ardından Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin de askıya alınması gündemde. Hele hele bir de idam cezası yeniden getirilirse, müzakereler kesin olarak bilinmeyen bir süre için buz dolabına girecek.
Türkiye’nin AB müzakere sürecinde bir ülke olması, yabancıların Türkiye’ye yaklaşım ve kararlarında birincil derecede önemli faktörlerden birisi. Bu nedenle AB ile ilişkilerin giderek bozulması ve araya mesafe girmesi, Türkiye’ye bakışı fazlasıyla etkileyecek bir gelişme.
Bu olumsuz gidiş, kuşkusuz zaten yeterince yüksek olan dış kırılganlık düzeyini iyice artıracak. Global fon akımlarının gelişmekte olan ülkelere eskisi gibi akmadığı hatta geri çekildiği bir finansal ortamda, bölgesindeki jeopolitik risklere aşırı ölçüde bulaşmış olması yüzünden zaten yeterince sıkıntı yaşayan Türkiye’nin sıkıntıları, AB ile ilişkilerin bozulması ile daha da artacak.
Sorun dış kırılganlık olunca ilk bakılması gereken nokta, döviz rezervlerinin durumu olmak zorunda. Döviz rezervlerinin yeterlilik durumuna değişik parametrelerle baktığımızda şöyle bir görünümle karşı karşıya kalıyoruz:

21 Nisan 2017 Cuma

Dünya referandumu nasıl görüyor, bu ekonomiyi nasıl etkiler

Türkiye açısından devlet ve yönetim sistemini köklü bir şekilde değiştirecek olan tarihi anayasa referandumu, bıçak sırtı bir farkla, üstelik sonuçları tartışmalı bir şekilde sonuçlanmış gözüküyor.
Bu haliyle Türkiye’de siyaset yeni bir faza girmiş durumda. Siyasette artık yeni koşullar, yeni dengeler var.
Bu durum sadece iç politika açısından geçerli değil. Dış politika açısından da böyle. Anayasa değişikliği ve referandum sonuçları, dünyanın Türkiye’ye bakışını da değiştiriyor. Son yıllarda ortayı çıkan kaygı ve eleştiriler, artık bir eğilim tespiti düzeyinden bir kesin niteleme aşamasına geçmiş durumda.

18 Nisan 2017 Salı

Siyasetin yakın geleceği ve sıcak para

Türkiye, referandum sonrasında, içinden bir türlü çıkamadığı belirsizlikler ortamının yeni bir fazına girerken, gelişmeleri etkileyecek faktörlerden birisi de sıcak para hareketleri olacaktır.
Bu noktada son yıllardaki politik dalgalanmalar karşısında sıcak para ve genel olarak yabancı yatırımların nasıl hareket ettiğine bakmakta yarar var. Sayfadaki grafiklerde 2013 ve sonrasındaki süreçte cari açık ile sıcak para, doğrudan yatırımlar, kaynağı belirsiz para girişi ve yerlilerin yurt dışına çıkardığı para miktarının 12 aylık toplamlara göre seyrini görüyorsunuz.
Kuşkusuz sıcak para, sadece içerideki politik ve ekonomik gelişmelerden etkilenmiyor, dünyadaki politik ve ekonomik gelişmelerden de etkileniyor. Buna rağmen grafiklerin politikadaki gelişmelerden fazlasıyla etkilendiği de ortada. Grafikteki hareketleri önemli politik gelişmelerin olduğu tarihlere göre incelediğimizde ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor:

14 Nisan 2017 Cuma

Ne olacak bu Uganda’nın hali?

Uganda tarihi iç savaşlar, kabile çatışmaları ve darbeler tarihi şeklinde ilerledi. Son 31 yıldır ülkeyi Başkan Yoweri Museveni yönetiyor. Destekçilerinin Şapkalı İhtiyar Adam diye andıkları Museveni 72 yaşında.
Halk, İdi Amin ve sonrasında onu deviren ama kendileri de baskıcı rejimlere dönüşen iktidarlardan bıkmıştı. Museveni, bir umut rüzgarı estirmiş ve ciddi bir halk desteğini arkasına almıştı. İstikrar, barış, kalkınma, yatırım ve refah vaad ediyordu.
İktidarı ele geçirdiğinde Afrika’da yeni kuşak yöneticileri temsilcisi olacağını, demokratik olacağını ve geçmişin yeteneksiz ve yolsuzluğa bulanmış elitleri ile hiç bir ilişkisinin olmayacağını ilan etmişti. Museveni 1986’da yemin töreninde Afrika ülkelerinin sorunlarının liderlerin koltuklarını bırakmamasından kaynaklandığını söylemiş ve kendisinin hiçbir zaman böyle olmayacağına söz vermişti.

21 Mart 2017 Salı

Moody’s’i adam yerine koyalım mı, koymayalım mı?

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Türkiye’nin kredi notu görünüm değerlendirmesini “durağan”dan “olumsuz”a çevirdi. Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu 24 Eylül’de “yatırım yapılamaz” seviyeye düşürmüştü. O zaman yaptığı görünüm değerlendirmesi “durağan” şeklindeydi. Moody’s Türkiye’nin görünüm değerlendirmesini 6 ay içinde negatife çevirdi.
Görünümün olumsuz-negatif olması ise temel kredi notunun önümüzdeki dönemde düşme ihtimalinin daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Moody’s ya da diğer kredi notu derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerinin gerçekçi olmadığını düşünebilirsiniz. Verilen kredi derecelerinin, yaklaşan krizleri göremediğinin yığınla örneği vardır. Derecelendirme kuruluşlarının notlarında çıkar ilişkilerinin ya da siyasi oyunların etkili olduğunu düşünebilirsiniz. Enron skandalı başta olmak üzere bunun da bir dizi örneğini sıralamak mümkün.
Buna rağmen, kredi derecelendirme kuruluşlarının verdikleri notu ve değerlendirmelerini önemle dikkate almak zorundasınız. Birincisi uluslararası finans alemi bu kuruluşları temel alarak hareket ediyor. İkincisi kredi derecelendirme kuruluşlarının analizleri, öyle yabana atılacak sıradan analizler değildir. Arkasında ciddi bir profesyonel birikim vardır. Sizi uluslararası muadillerinizle karşılaştırarak yerinizi gösteren ölçümleri, kendi değerlendirmeniz için de önemlidir.

14 Mart 2017 Salı

Hollanda krizi, ekonomiye nasıl bir fatura çıkartır?

Bir anda Hollanda ile de bir diplomatik krizimiz oluverdi. Rusya krizi hafızalarımızda taze olduğu için aklımıza ilk gelen birinci soru “Kriz ne kadar uzar, çok sürer mi?”, ikinci soru ise “Zaten kırılgan olan ekonomi bu krizden nasıl etkilenir?” oluyor.
Hollanda karşılıklı ekonomik ilişkilerde doğrudan yatırımlar, dış ticaret ve turizmde Türkiye ekonomisi açısından değişen oranlarda ancak küçümsenmeyecek paylara sahip. Bu paylar yatırımlar ve belirli sektörlerin dış ticaretinde ciddi boyutlara ulaşıyor.
Bu yüzden bu krizin tedirginlik yaratması da, ekonomiye faturasının da, ne kadar sürebileceğinin de merak edilmesi normal. Bunun için Hollanda ile ekonomik ilişkilerin hangi alanlarda ne düzeyde olduğuna bakmak gerekiyor. Bunu farklı boyutlarıyla aşağıda ele alacağız.

31 Ocak 2017 Salı

Kredi notu neden düştü, nasıl yükselir?

Fitch’in de diğerlerine katılmasıyla üçüncü önemli kredi derecelendirme kuruluşu da Türkiye’nin kredi notunu, yatırım yapılabilir sınıfından düşürdü. Standard and Poors’ (S&P) ve Moody’s Türkiye’nin kredi notunu daha önce düşürmüştü. Türkiye’nin kredi notunu “spekülatif” kategorisine düşüren ilk kuruluş olan S&P, son yaptığı değerlendirme ile Türkiye’nin kredi notuna ilişkin olası gelişme yönünü de “durağan”dan “olumsuz”a indirdi. Yani önümüzdeki dönemde notun daha da düşmesi ihtimali güçlü.
Kredi derecelendirme kuruluşlarını “şeytan”, “düşman” ilan etmek veya “vız gelir, tırıs gider”, “yok hükmündedir” gibi laflar, taraftar grubunda moral bozulmasını frenlemekte bir nebze işe yarasa da ekonominin karşı karşıya bulunduğu durumun vahametini değiştirmez.
Kaldı ki Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir düzeyden düşüren sadece yabancılar da değil. Uzun zamandır özel sektör yatırımlarının yerinde sayması ve ekonomik güven endeksinin global kriz dönemindeki düzeyine kadar düşmüş olması, içerideki ekonomik aktörlerin de Türkiye’nin kredi notunu düşürmüş olduğunu gösteriyor.

13 Aralık 2016 Salı

Teşvik artınca işler düzelecek mi?

Merakla beklenen Ekonomik Koordinasyon Kurulu (EKK) kararları açıklandı. EKK kararlarının özellikle dövizdeki tırmanışa karşı önlemler içereceği beklentisi yaygındı. Çünkü dövizdeki hızlı tırmanış ve aşırı oynaklık, ekonominin en can alıcı sorunu haline gelmiş durumda. Ancak EKK kararları arasında bu beklentiyi karşılayabilecek hemen hiçbir şey yoktu.
Bunun yerine EKK kararlarında reel ekonomiye yönelik yeni teşvik önlemleri öne çıktı.
Hükümetin sık sık reel kesime yönelik yeni bir destek paketi açıklıyor hale gelmesi dikkat çekici bir gelişme. Adeta bir önceki paketin mürekkebi kurumadan bir yenisi hazırlanıyor, ya da daha doğru bir deyimle bir yenisine ihtiyaç duyuluyor.
Bu durum aynı zamanda açıklanan destek paketlerinin, özel sektör yatırımlarında ve istihdamda arzulanan canlanmayı yaratmaya yetmediğinin bir kanıtı. Paketler istenen hareketi yaratmayınca bir yenisiyle canlanma sağlanmayı çalışılıyor.

2 Aralık 2016 Cuma

AB’ye karşı Şanghay Beşlisi planının ekonomik faturası sandığınızdan ağır olur

AB’ye karşı Şanghay Beşlisi düşüncesi, politik alanda olduğu gibi ekonomik alanda da büyük sarsıntılar yaratma riski taşıyan bir plan. AB’yle uzaklaşmanın ekonomide yaratacağı boşluğu Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) doldurma şansı yok.
ŞİÖ’nün ekonomik ilişkileri geliştirme hedefi olmakla birlikte henüz bir serbest ticaret anlaşması bile yok. Bu nedenle ŞİÖ’ye katılmanın ne kadar ekonomik ve ticari avantaj sağlayacağı net değil.

29 Kasım 2016 Salı

Şanghay Beşlisi’ne girmek sefa mı yoksa cefa mı getirir?

Türkiye’nin hızla değişip duran tartışma gündeminin şu günlerdeki alevli konularından birisi “Avrupa Birliği’ni (AB) boş verip Şanghay 5’lisine girme” tezi oldu. Bu konuyu Erdoğan 2012 ve 2013 yıllarında başbakan olarak da dillendirmişti, ancak bu kadar tartışma yaratmadan küllenip gitmişti. Bu kez daha alevli bir tartışmaya yol açmış gözüküyor. AB ve ABD ile ilişkilerin kötü gidiyor olması, bu kez tartışmanın hem iç hem de dış kamuoyunda daha fazla yankı bulmasına yol açtı.
Daha çok iç politikaya dönük ajitasyon amacı taşıyan bu ifade, laftan pratiğe dönüştürülmesi çok sorunlu bir düşünce.

25 Kasım 2016 Cuma

Dövizdeki yangını faiz değil barış ve demokrasi söndürür

Merkez Bankası kritik faiz toplantısını dün yaptı ve kararını açıkladı. Merkez Bankası’nın saat 14:00’teki açıklamasını merakla beklerken gazetelerde ve haber sitelerinde şu haberleri okuduk:
• ABD Merkez Bankası (FED) faiz toplantısı tutanakları açıklandı. Tutanaklardan anlaşıldığı kadarıyla FED’in gelecek toplantıda faiz artıracağına kesin gözüyle bakabiliriz.
• Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poors’ kıdemli direktörü Frank Gill, Türkiye’nin “Trumpflasyon”un yarattığı riskten ön sırada etkileneceğini söyledi. Merkez Bankası’nın yoğun siyasi baskı altında olduğunu belirten Gill, “TCMB faizleri artırmak zorunda kalabilir” dedi.
• Adana Valiliği önünde patlama. 2 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi yaralandı. Canlı bomba ihtimali üzerinde duruluyor.
• Şırnak’ta el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu 1 asker şehit oldu, 2 asker ve 3 korucu yaralandı.
• Tutuklu bulunan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Kürt siyasetçi Ahmet Türk, tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.

15 Eylül 2015 Salı

Aylan bebeği kim öldürdü?

Tüm dünya 2 hafta önce minik cesedi Bodrum sahiline vuran Aylan Kürdi’nin bebek masumiyetiyle karşılaştığı vahşet karşısında sarsıldı. Batı kamuoyunun insafsız kuralları bile Aylan bebeğin vicdanlarda yarattığı tepki sonucu esnemek zorunda kaldı. Bu esnemenin oluk oluk kanayan bu yaraya ne kadar merhem olacağı şüpheli. 
Yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan ve sonu belli olmayan bir trajedinin içine sürüklenen Suriyeli mültecilere insani yardımın yaygınlaşması ve artırılması, tüm dünya için acil bir insanlık görevi. Ancak milyonlarca masum insanı böyle acımasız bir hayata sürükleyen savaşın gerçek neden ve suçlularını da ortaya çıkarmak aynı ölçüde önemli. 
Suriye’deki iç savaş dışarıdan bakınca ya bir mezhep savaşı ya da Esad’ın baskıcı rejimine karşı özgürlük ve demokrasi yanlılarının başkaldırısı olarak görülüyor. Son olarak buna çığırından çıkmış IŞİD vahşetini de ekleyebiliriz. Bunlar biraz da işin bize gösterilmek istenen yanı. 
Bize gösterilmek istenen yanın ardında aslında büyük bir global enerji savaşı var. Ve bu savaş, milyonlarca Suriyelinin hayatını karartma pahasına, kirli bir savaş haline geldi.