ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2017 Cuma

Erdoğan’ın Beyaz Saray açıklamasında gözden kaçan kritik nokta

Merakla beklenen ve büyük önem atfedilen Beyaz Saray buluşması nihayet gerçekleşti. Beyaz Saray’daki “kritik” Erdoğan-Trump görüşmesiyle ABD ilişkilerinde yeni bir sayfa açılmış olacaktı. Washington ziyareti arifesinde Erdoğan’ın Trump ile yapacağı görüşmeyi “virgül mertebesinde değil, nokta mertebesinde olacak” diye tarif etmesi, ayrıca “gerekirse başımızın çaresine bakarız” mesajı vermesi, bu görüşmenin önemini ve beklentileri iyice yükseltmişti. 
Kısa ikili özel toplantının ardından yapılan ortak basın toplantısındaki sözlerden ve daha sonra yapılan açıklamalardan Beyaz Saray ziyaretinden, iki ülkenin tutum ve ilişkilerinde kayda değer değişiklik yaratacak bir anlaşma çıkmadığı anlaşılıyor. Bu ziyaretle Türk tarafı, Suriye, PYD, Gülen, Rıza Zarrab davası konularındaki tavır, görüş ve taleplerini en üst düzeyde yüz yüze dile getirmiş oldu. Öyle anlaşılıyor ki ABD tarafı da, zaten bildiği bu hususları not etmekle yetindi. Herhangi bir değişiklik ortaya çıkmadı.

16 Aralık 2016 Cuma

FED düğmeye bastı, ekonominin nefesi daha da sıkışacak

ABD Merkez Bankası (FED) beklenen faiz artırımını nihayet yaptı. FED’in faiz artıracağı beklentisi bile global piyasalarda fon hareketlerinin yönünü etkisi altına almıştı. Şimdi beklentiler gerçeğe dönüşüyor. Üstelik FED’in açıklama ve raporlarında gelecekteki faiz artışları konusunda tahminlerden daha güçlü bir ton var.
FED’in yaptığı ekonomik analizler ve Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) üyelerinin büyüme, enfl asyon, işsizlik ve faiz artışı tahminleri, FED’in 2017 sonuna kadar üç adımda faizlerini toplamda 0.75 puan daha artıracağına işaret ediyor. Faiz artışını destekleyen ekonomik analizlerin tonu da, faiz tahminlerinin tonu da oldukça güçlü.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Avrupa ve ABD merkez bankalarında neden ses var, görüntü yok?


Geçen haftaya ABD Merkez Bankası (FED) ile Avrupa Merkez Bankası’nın (FED) toplantıları damga vurdu. Finans piyasaları büyük bir umutla, iki merkez bakasından da yeni bir parasal genişleme planı açıklamalarını bekliyordu. Özellikle Avrupa Merkez Bankası’nın parasal genişleme planı açıklamasına neredeyse kesin gözüyle bakılıyordu. Çünkü ECB Başkanı Mario Draghi, kısa bir süre önce yaptığı açıklamada “Euro’yu korumak için ne gerekiyorsa yapılacağını” söylemiş ve “İnanın bana, yapacaklarımız yeterli olacaktır” diye de eklemişti.
Ancak beklentiler boş çıktı. Her iki merkez bankası da yeni hiçbir plan veya önlem açıklamadılar. Draghi’nin “ne gerekiyorsa yapılacak” sözü açık bir çek olarak kabul edilmiş ve piyasalar coşmuştu. Ama Draghi’nin çeki karşılıksız çıktı ve piyasalar aldığından fazlasını geri verdi.
İlginç olan bir nokta da her iki merkez bankasının da ekonomik durum değerlendirmelerinde durumun kötküye gittiğini tesbit etmelerine rağmen bir adım atmamış olmalarıydı. Oysa ekonomik durum hakkında bu tahlilleri yapan merkez bankalarının, buna karşı bir şey de yapmaları beklenirdi. Dünyanın en güçlü iki merkez bankasını, neden umut veriyor ama iş harekete geçmeye gelince duruyorlar?

24 Ocak 2011 Pazartesi

ABD-Çin zirvesinin galibi yine Çin oldu

Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, geçen hafta ABD’ye 4 günlük bir resmi ziyaret yaptı. Çin, bu zirveyi de, en başta ekonomik konular olmak üzere temel hiçbir konuda ABD’nin istediği tavizleri vermeden bitirmeyi becerdi. Zirve gündemindeki konuların çoğunda isteklerde bulunan taraf ABD idi. Hu, anlaşmazlık konularının karşılıklı güç gösterisine dönüşmesini önlerken, aynı zamanda temelde dişe dokunur bir taviz vermeden sadece güven verici mesajlarla durumu idare etme başarısını gösterdi.
Kulislerden sızan bilgilere göre ABD, zirvenin ardından ortak sonuç bildirgesi yayınlamaktan vazgeçmek ve Hu onuruna verilecek resmi akşam yemeğinin iptaline kadar her türlü zorlamaya başvurdu.

5 Kasım 2010 Cuma

FED sorun çözmüyor, yaratıyor

ABD Merkez Bankası FED, piyasaların beklediği kararı nihayet verdi ve 8 ay içinde 600 milyar dolarlık devlet tahvili alımı yapacağını açıkladı. FED, daha önce almış olduğu vadesi dolan konut kredisine dayalı kağıtların vadesi gelenlerden alacağı paranın anaparasını da hazine kağıtlarına yatırmaya devam edeceğini belirtti. Bununla birlikte FED, gelecek 8 ayda 850-900 milyar dolarlık tahvil alımı yapacak ve bankalara 600 milyar dolar daha ek para pompalayacak.
FED’e göre bu parasal genişleme, piyasada faizleri düşürecek, faizlerin düşmesi tüketimi harekete geçirecek, tüketim üretimi ve yatırımları canlandıracak, canlanan yatırımlar istihdamı artıracak. FED’in yaklaşımına göre parasal genişleme iki yolla daha tüketimi harekete geçirecek. Birincisi borsalar yükseldiği için yatırımlarının değeri yükselen vatandaşların buna güvenerek tüketimlerini artıracakları düşünülüyor. İkincisi parasal genişleme enflasyon beklentisini yükselteceği için, tüketicilerin “fiyatlar artmadan alayım” diyerek tüketime yönelmeleri bekleniyor.
Ekonomi biraz hareketlenirse, bu parasal genişlemenin yaratacağı hızlı enflasyonun yaratacağı dengesizlikler ile şimdi sıfır maliyetle bankalara verilen paralar geri çekilirken piyasalarda şimdi yaratılan balonların ne gibi dertler yaratacağı şimdilik FED’in gündeminde yer almıyor.
Oysa gerek birinci parasal genişleme programını sonuçları, gerekse tarihteki Japonya ve İngiltere uygulamaları FED’in senaryosunun yürümeyeceğini gösteriyor. Bankalara para pompalayarak kredileri canlandırma senaryosu geçersiz. Çünkü şu anda bankaların elinde FED’in hesabında yüzde 0.25 faize razı olarak tuttukları halde krediye dönüştürmekten kaçındıkları 1 trilyon dolar var. Kredi faizleri de tarihinin en düşük düzeylerinde. Bu 1 trilyon dolara 600 milyar dolar daha eklenmesi bir şey değiştirmeyecektir.
Parasal genişlemenin faizlerde yaratacağı düşüşün de son derece sınırlı olacağı hesaplanıyor. Örneğin FED’in en fazla alım yapacağı, dolayısıyla faizleri en fazla düşebilecek 5-6 yıllık tahvillerin şu anki faizi yüzde 1 dolayında. Bu faizde fazla bir düşüş şansı, olabilecek düşüşün de piyasalardaki davranış biçimini değiştirme şansı yok.
Ayrıca tüketicileri, tüketmekten uzak tutan şey, işsizlik ve ekonomik belirsizliğin yarattığı kaygılar. İşsizlikte güvenilir bir düşüş eğilimi, ücretlerde artış ve ekonomide istikrar gözükmeden tüketimin canlanması zor. Parasal genişlemenin bu alandaki etkisi son derece sınırlı olabilir.
FED’in kararı sözü edilmese de bir tek şeye yarayabilir: ABD bankacılık sistemi, geri ödenmeyen konut kredileri nedeniyle dev bir haciz sorunu ile karşı karşıya. Bankacılık sistemi oldukça kırılgan durumda. İkinci parasal genişleme ile bankalara pompalanacak paralar, örtülü bir banka kurtarma operasyonu rolü görecektir.
Kendi içinde kısa vadede bir yarar sağlayacağı kuşkulu, ama uzun vadede dert yaratacağı belli olan bu adım, başta bizim gibi gelişmekte olan ülkeler olmak üzere diğer ülkeler için şimdiden ciddi sorunlar yaratıyor. FED’in krediye dönüşsün diye bankalara pompaladığı paralar, krediye değil, daha yüksek karlar için gelişmekte olan ülkelerin borsalarına akıyor. Sıcak para akımı, bu ülkelerin paralarının değerini yükselterek rekabet gücünü zayıflatıyor, cari açık sorunu yaratıyor.
Bu yüzden dünya bugün bir kur savaşı içinde. FED, son parasal genişleme kararı ile bu kur savaşına bir benzin daha dökmüş oldu. Kur savaşını takip edecek olan ticaret savaşı, dünyayı çok daha tehlikeli sulara sürükleyebilir.

15 Ekim 2010 Cuma

Bu para selinde boğulmak da var

Şu sıralarda piyasalar en mutlu günlerini yaşıyorlar. Borsa rekorlar kırıyor, faizler düşüyor. Bunlar ekonomide olumlu yönde bir kırılma ortaya çıktığı için yaşanmıyor. Tersine önümüzdeki dönemde büyüme hızının yavaşlayacağı herkesin kabul ettiği bir şey. Piyasaları sarhoş eden gelişme, ABD Merkez Bankası FED’in, piyasaya para pompalayacağı beklentisi.
FED Başkanı Bernanke, bu yola başvurabileceklerini yaklaşık iki ay önce Jackson Hole toplantısında dile getirmişti. FED’in eylül toplantısı açıklamasında koşullar gerektirirse yeni bir parasal genişlemeye başvurulabileceği ilan edildi. Toplantı tutunakları açıklanınca, bu yöndeki beklenti ve spekülasyonlar iyice arttı. Bazı FED yöneticileri de açıklamalarıyla beklenti ve spekülasyonları körüklediler.
FED’in piyasaya 1 trilyon dolar pompalayacağı beklentisi, özellikle gelişen piyasalarda yükselişe neden oldu. Çünkü herkes birinci parasal genişleme operasyonunun sonuçlarına bakarak biliyor ki, FED’in bankalara kredileri artırsınlar, tüketim artsın, ekonomi canlansın, işsizlik azalsın diye verdiği paralar, oraya değil borsalara akıyor. Bankalar, bu parayla borsalarda hızlı karlar elde etmeyi tercih ediyorlar.
Bu paranın ağırlıklı bir bölümü de gelişmekte olan ülke borsalarına akıyor. Sıfıra yakın bir maliyetle elde edilen bu paralar, gelişmekte olan ülkelerdeki daha yüksek faizli tahvillere yatırılıyor. Bu operasyon aynı zamanda o ülkenin parasının değerini artırdığı için hem faizden, hem de kurdan kazanma fırsatı çıkıyor.
Ancak bu sıcak para, o ülkenin parasının değerini artırarak dış rekabet gücünü tahrip ediyor ve cari açığının artmasına neden oluyor. IMF bile sıcak para akımlarının, özellikle gelişmekte olan ülke ekonomileri için tehdit haline geldiğini itiraf ediyor ve tarihinde ilk kez sıcak parayı frenlemek için ölçülü sermaye kontrollerine başvurulabileceğini kabul ediyor. IMF’nin son Türkiye raporu da ekonominin dengesini bozacak en yakın tehdidin aşırı sıcak para girişi olduğunu tesbit ediyor.
Brezilya, Tayland, Güney Kore, Endonezya, Güney Kore, Tayvan, Kolombiya ve Rusya, kurlarda dengesizlik yaratmasını önlemek için sıcak paraya yönelik çeşitli kontrol önlemleri aldılar. Türkiye ise tam tersine sıcak paraya davetiye çıkartan bir duruş sergiliyor. Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları da, Orta Vadeli Program da sıcak paraya dayalı bir büyüme stratejisini yansıtıyor. Sıcak para girişi, cari açığı iyice artırarak ekonomiyi daha da kırılgan hale sokabilir. Ayrıca borsaların başını döndüren sıcak para beklentisi, sanıldığı kadar düz bir yol da değil.
Birincisi FED’in kasım başındaki toplantıda parasal genişleme kararını alacağı kesin değil. Jockson Hole toplantısında Bernanke’nin kullanabileceklerini ilan ettiği üç araçtan birisi de yapacakları açıklamalarla piyasaları etkilemekti. FED yöneticilerinin açıklamaları, bu taktiğin bir parçası da olabilir. Böyle bir durum ortaya çıkarsa, borsalarda tam tersi bir hareket yaşanacaktır.
İkincisi FED’in parasal genişlemeyi başlatması, şimdiden çok ciddi bir gerilim noktası haline gelen kur savaşlarını iyice kızıştıracaktır. Kur savaşları ve bunu izleyen ticari misillemelerin tırmandıracağı gerilim, sıcak paranın geldiğinden daha hızlı bir şekilde güvenli gördüğü alanlara kaçmasını getirir. Bu da şimdi mutluluktan sarhoş olan piyasaların fena halde düşmesine neden olabilir.

24 Eylül 2010 Cuma

Bernanke, neden sadece umut verip bekliyor?

ABD Merkez Bankası’nın Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC), ağustos toplantısında olduğu gibi eylül toplantısında da gerekirse yeniden parasal genişlemeye gideceği umudunu verdi. Benzer sözleri Başkan Bernanke, geçen ayki Jackson Hole toplantısında da söylemişti.
ABD ekonomik verileri, FOMC’nin ağustosa göre şimdi çok az daha iyi, ancak esas olarak durum aynı. Yüksek işsizlik sürüyor ve belirgin bir iyileşme işareti de yok. Enflasyon yüzde 1’in altında ve fiyatların daha da düşme tehlikesi bulunuyor. FED’in birçok merkez bankasından farklı olarak iki temel hedefi var: Fiyat istikrarını sağlamak ve istihdamı kollamak. Merkez bankalarının sadece fiyat istikrarını hedeflemesi gerektiğini söyleyenler, birbiriyle çelişen iki hedefin birden tutturulmasının imkansız olduğunu, birini tutturmak istersen, çoğu kez diğerini feda etmen gerekeceğini savunurlar. Oysa şimdi FED, daha da imkansız olanını başararak, iki hedefi birden ıskalıyor.
Şimdi FED’in karşı karşıya kaldığı soru şu: “İşsizlikte hedef yüzde 5-6 iken, şimdi yüzde 9.5. Enflasyonda hedef yüzde 1.5-2 olmasına karşın şimdi yüzde 1’in altında. O zaman harekete geçmek için daha neyi bekliyorsun?”
FOMC’nin son açıklamasındaki en büyük değişiklik, daha önce fiyat istikrarının korunmasından bahsedilirken, şimdi enflasyonun hedeflere uygun düzeye yükseltilmesi için gerekenin yapılacağından söz edilmesi. Yani harekete geçmek için daha fazla neden ortaya konuyor.
Buna rağmen FED’in hala harekete geçememesinin iki temel nedeni var: Biricisi elinde pek az cephane kalması ve silahlarının yıpranmış olması. İkincisi piyasalarda FED’e olan güvenin aşınmış olması ve boşa çıkacak bir hareketle daha fazla güven kaybına katlanacak hali olmaması.
Faizleri uzun süredir sıfıra yakın tutan FED’in ekonomiyi canlandırmak ve enflasyonu artırmak için faiz silahını kullanma şansı yok. Bu durumda para politikası alınında yapabileceği tek şey, piyasadan tahvil alarak, piyasaya daha fazla para vermek.
Ancak bu yöntem de yıpranmış durumda. FED, ilk parasal genişleme operasyonunda piyasadan 1.7 trilyon dolarlık kağıt aldı. Piyasaya verdiği onca para, amaçladığı gibi kredilerin ve tüketimin canlanmasına gitmedi. FED’den dolarları alan bankalar, kredi vermek gibi zor ve riskli işlere girmektense, hazine kağıtları alıp düşen faizlerle yattığı yerden kar etmeyi tercih ettiler. Bu yüzden ikinci bir parasal genişlemenin etkisinin ne olacağı, bu kez paraların gerçekten kredilerin artışı için kullanılıp kullanılmayacağı hiç belli değil. Üstelik birinci senaryonun tekrarlanma ihtimali daha yüksek.
Mevcut koşullar altında, hükümetin mali destek planları, merkez bankasının yaratacağı parasal genişlemeden çok daha etkili olabilir. Ancak Başkan Obama’nın da istediği şeyleri Senato’dan geçirmesi o kadar kolay değil.
FED’in yapabileceği bir şey daha var: Açıklamalarıyla piyasalara yön vermeye çalışmak. FED de cephanesi azalmış, silahları yıpranmış bir merkez olarak, harekete geçmek yerine şimdilik açıklamalarla durumu kurtarmaya çalışıyor. FED, açıklamalarıyla ekonomik canlanmanın zayıflığı ve deflasyon tehlikesini aşmaya çalışıyor. Yönlendirmeye çalıştığı finans kurumları ise gelecek paraları, borsalarda kar etmek için kullanmak için FED’in ikinci parasal genişleme operasyonunu açgözlülükle bekliyor. Koyun can derdinde, kasap et derdinde olduğu için FED’in işi çok zor.

6 Eylül 2010 Pazartesi

ABD, Pekin’den yine eli boş döner mi?

Uluslararası ekonomi gündemini ve birçok alandaki gelişmeyi Çin belirlemeye başladı. Son günlerin en sıcak konularından birisi olan Japon Yeni’nin hızla değerlenmesi olayının arkasında Çin vardı. Bu hafta da Pekin’de başlayan ABD-Çin görüşmeleri gündeme damga vuracak. 
ABD Ulusal Ekonomik Konsey Başkanı Lawrence Summers ile Uusal Güvenlik Bakan Yardımcısı Danışmanı Thomas Donilon, ekonomik ve siyasi sorunları görüşmek için Pekin’de görüşmelere başladılar. Görüşmeler çarşamba gününe kadar sürecek. Aynı gün, Başkan Obama da Cleveland’da yeni ekonomi paketini açıklayacak.
Gündemde kritik önemde diplomatik konular da var. Ancak asıl bilek güreşi, ekonomi alanında yaşanacak. ABD, uzun zamandan beri Çin’e yuan’ın değeri, pazarlarını dışa açma, finansal sistemi serbestleştirme, iç tüketimi artırma ve telif hakları konusunda baskı yapıyor. Çatışmanın en can alıcı noktası da yuan’ın değerinin yükseltilmesi.
Hazirandaki G-20 zirvesi öncesinde ABD Hazine Bakanı Geithner, Pekin ziyaretinden eli boş dönmüştü. Bu kez görüşmeler daha kritik bir dönemde yapılıyor. Çünkü bir tarafta Çin, çok yönlü adımlarla kendi pozisyonunu güçlendirirken, diğer yanda ABD yönetiminin eli boş dönmeye tahammül gücü iyice azalmış durumda.
Yüksek işsizlik ve kötü ekonomik gidiş, Obama’ya desteği fazlasıyla aşındırdı. 2 Kasım’daki seçimlerde Demokratlar, bunun faturasını ödeyecek. Bu koşullarda Obama’nın, Senato’daki Çin’e yaptırım tasarılarını önlemesi mümkün gözükmüyor. Obama, İran’a yaptırım konusunda Çin’in desteğini alabilme gerekçesini göstererek Demokrat senatörleri ikna etmiş ve önceki tasarıyı durdurmuştu.
Çin, son G-20 toplantısından bu yana çok önemli adımlar arttı. Önce parasının değerini dolara bağlı olmaktan çıkartarak açıklamadığı bir döviz sepetine bağladı. Bu manevra Çin’e yönelik eleştirileri bir süreliğine gündemden düşürdü. Ama pratikte umulan sonucu doğurmadı. Aradan geçen üç ay içinde yuan, dolar karşısında sadece binde 3 değerlendi.
Çin bu arada tüm ülkelerle dış ticarette yuan’ın kullanılmasının yolunu açtı. Bunu desteklemek üzere yabancı bankalarda yuan mevduat hesabı açılmasına ve yabancıların Çin tahvil piyasasında işlem yapmalarına izin verdi. Bu adımlar, uzun vadede yuan’ı uluslararası bir rezev para birimi haline getirmeye yöneliyor.
Çin, döviz rezervleri içinde doların payını azaltırken de bir taşla birkaç kuş vuruyor. Euro yatırımları, eurodaki düşüşü durdurarak Çin’in Avrupa pazarındaki fiyat avantajının aşınmasını önlüyor. Won ile yen’e yaptığı yatırımlar, bu paraların değerini artırarak dış pazarlarda Japonya ve Kore ile rekabette avantaj sağlıyor. Ayrıca Japonya’da üretim maliyetinin göreli olarak artması, Japon şirketleri Çin’e yatırım yapmaya yönlendiriyor.
Çin’in kararlı adımlarına bakılırsa, şimdi de kolay teslim olmayacağı görülüyor. Çin, ticari misilleme tehdidine rağmen, çok büyük tavizler veremez. Çünkü yuan’ın değerinde hızlı bir artış, ülke içinde büyük iflaslara kadar uzanacak sıkıntılar yaratabilir. Ama ABD’nin de bu kez eli boş dönmeye pek tahammülü yok. Çin’in az bir tavizle de ABD yönetiminin gündemdeki ticari misillemeleri durdurması mümkün olmayabilir. ABD-Çin bilek güreşi, önümüzdeki dönemde dünya ekonomisi için daha büyük stres alanı haline gelecek.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

ABD’de ikinci dipi önleyecek biri var mı?

Geçen haftanın en fazla merak edilen konusu FED Başkanı Bernanke'nin vereceği mesajlardı. Jackson Hole kasabasındaki sempozyumda Bernanke, ekonomide ikinci bir dipi önlemek için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını ve yeterli silahları olduğunu söyledi. Aslında söylenen yeni birşey yoktu. Bernanke’nin konuşmasının içeriği, bir ay önce Senato'da yaptığı sunum ile aynıydı. Yine de bu konuşmayı, “parasal genişleme olacak mesajı verdi” diye anlayan da oldu, “parasal genişleme yok mesajı verdi” diye yorumlayan da... Bu durum, FED içinde tam bir görüş birliği olmamasının bir yansıması.
Bernanke, ekonominin ikinci bir dipe yaklaşması halinde piyasadan yeni tahvil alımı, bankaların merkez bankasında tuttukları fonlara ödenen faizin düşürülmesi, faizlerin  beklentilerden çok daha uzun süre şimdiki düzeylerinde tutulacağı mesajının verilmesi gibi önlemlerin devreye sokulabileceğini söyledi. Üçüncü çeyrekte daralma beklentilerinin iyice güçlendiği bir ortamda ve ikinci çeyrekte büyüme hızının yüzde 3.7’den yüzde 1.6'ya düştüğünün açıklandığı gün Bernanke, ekonominin gidişatının hiç de iyi olmadığını kendisi ortaya koydu. Buna rağmen şu anda yeni bir önleme gerek duymadıklarını açıklayan Bernanke, sadece gelecek yıl ekonominin canlanmaya başlayacağı umudunu taşıdığını belirtmekle yetindi.
Bernanke, alacakları her önlemin faydası gibi zararı da olduğunu, FED'in elde edilecek faydanın, ortaya çıkacak zarardan fazla olduğuna karar verdiği zaman adım atacağını vurguladı. FED, ikinci dip tehlikesinin iyice yaklaştığını görene kadar beklemeyi tercih edecek. Olası parasal genişlemenin boyutu ile parasal genişlemeyi başlatacak kriterlerin ve tetikleyici faktörlerin neler olduğu da belli değil.
Ayrıca sözü edilen önlemlerin ne kadar işe yarayacağı da tartışmalı. FED, krizde piyasadan 1.5 trilyon menkul kıymet alımı yaptı. Kendi likidite sorunlarını böylece çözen bankalar, kredileri artırmak yerine riskten uzak durarak, bu paranın üzerinde oturmayı tercih ettiler. ABD'de faizler tarihinin en düşük düzeylerine inmiş olmasına rağmen, tüketim ve yatırımlarda arzulanan canlanma yaratılamadı.
Bankaların merkez bankasında tuttukları fonlara verilen faiz zaten yüzde 0.25 düzeyinde. Bunun daha da düşürülmesi ancak sınırlı bir etki yaratabilir ve bunun uzun vadeli faizlere hiç yansımaması da mümkün. Kaldı ki bu adımın bankaların verdikleri kredi miktarını artırması için önce karşılanmayan bir kredi talebinin olması gerek.
FED'in faizleri uzun süre düşük tutma taahhüdünde bulunmasına ise gelişmelere müdahale esnekliğini ortadan kaldıracağı için FED içinden ciddi itirazlar var.
Ekonomiyi canlandırmak için bir yol da Obama yönetiminin yeni bir mali teşvik paketi çıkartması. 800 milyar dolarlık ilk paketin başarıyla uygulanamamış olması nedeniyle Obama’nın, yeni bir teşvik paketine karşı Cumhuriyetçilerin muhalefetini aşması oldukça zor. Hele bu yıl yapılacak seçimlerde Cumhuriyetçilerin sandalye sayılarının büyük olasılıkla artıracakları gözönüne alınırsa...
Öyle görülüyor ki, iş sonunda yine FED’in üzerine kalacak. FED ise gerek silahlarının etki gücü azaldığı için, gerekse kullanacağı her silahın kendi sakıncaları bulunduğu için harekete geçmekte teredütlü gözüküyor. Doğabilecek inisiyatif boşlukları, ikinci dipe doğru yol alan ABD ekonomisinin sancılarını artıracaktır.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Çin’in yuan operasyonu neyi değiştirecek?


Çin, geçen hafta başta ABD olmak üzere tüm G-20 üyesi ülkelere “postasını koydu” ve “Paramızın değeri bizim işimiz, sizi ilgilendirmez. Zirve toplantısında paramızın değerinin tartışılmasını kabul etmeyiz” dedi. Bu açıklamanın daha mürekkebi kurumadan da dolara bağlı “sabit kur” rejimini kaldırıp “yönetilen dalgalı kur” sistemine geçeceğini ilan etti. Çin 2005-2008 yılları arasında uyguladığı sisteme geri dönüyor. Yuan’ın değeri artık dolara karşı değil, bir döviz sepetine karşı sabit olacak. Yuan’ın değeri bu sepete göre belirlenecek ve gün içinde bunun en fazla binde 5 altına inmesine veya üzerine çıkmasına izin verilecek.
Çin’in açıklaması, başta ABD olmak üzere diğer üyeler ve IMF tarafından alkışlarla karşılandı. Çin’in artık yuan’ın değerini artıracağı, bunun da ihracatını azaltıp, ithalatını artırarak dünya ekonomisine nefes aldıracağı şeklinde değerlendirmeler yapıldı. Ancak gerçek durum, yuan kararı üzerine büyük hayaller kurmanın yersiz olduğunu gösteriyor.

OBAMA’YI KURTARIR, ABD’Yİ KURTARAMAZ

Çin’in yeni döviz kuru rejiminin olası etkileri ve neleri değiştirip, neleri değiştiremeyeceği şöyle özetlenebilir:

G-20 ZİRVESİ: Toronto’daki liderler zirvesi için Güney Kore’de yapılan hazırlık taplantısı başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Şimdi liderler zirvesi, “global dengesizlikleri giderme yolunda ilerleme sağladık” diye görüntüyü kurtarma şansı elde edecek.

OBAMA: Obama yönetiminin bu zirveden dört temel beklentisi vardı: Ekonomiyi canlandırma desteklerinin sürdürülmesi, bankalara global vergi getirilmesini kapsayan finansal reformlar, Almanya, Japonya vc Çin’in iç talebi canlandırmaları ve Çin’in parasının değerini artırması. Çin’in bu adımı ile, Obama zirveden eli tamamen boş dönmekten kurtulacak ve iç kamuoyundan gelen baskıları biraz hafifletecek.

YUAN’IN DEĞERİ:  Çin, “Yuan’ın değerinde geniş çaplı bir artışın zemini kalmadı” diyerek, yeni rejime bir revalüasyonla başlama yolunu baştan kapattı. Çin’in yuan’ın değerini yavaş bir tempoda artırması bekleniyor. Çin’in yuan’ın hızla değer kazanmasını izin vermeyeceği açık. Hızlı bir artış, Çin’de iflaslar ve işsizlik dalgası gibi, global ekonomiyi sarsacak tam tersi sonuçlar doğurabilir. Piyada yapılan analizlere göre yuan 3 ayda en çok yüzde 2, ilk 6 ayda yüzde 3 ve 1 yılda yüzde 5-6 kadar değerlenebilir. Bu arada euro’nun değeri fazla düştüğü durumlarda, yuan’ın dolar karşısındaki değerinin düştüğünü görmek de sürpriz olmaz.

GLOBAL DENGESİZLİKLER:  Yuan’ın değerlenmesi, global dengesizlikleri çözmez, çünkü sorunun temel kaynağı yuan değil. Çin’in dev bir ticaret fazlası, ABD’nin de dev bir ticaret açığı var. Bu da global dengesizlik olarak tarif ediliyor. Çin’in ABD karşısında 150 milyar doları bulan bir ticaret fazlası var. Oysa ABD hariç tutulduğunda Çin’in G-20 ülkeleri ve AB’nin tamamı ile dış ticareti dengede. Yuan’ın değerinin artması, ABD’nin sorununu çözmez. Çünkü, Çin’den ithal ettiği ayakkabı, giysi, oyuncak ve elektronik eşyayı, zaten ABD kendisi üretmiyor. Bunları Çin’den almazsa, başka ülkelerden alacak ve ticaret açığı bu ülkelere kayacak. Bu dengesizliğin asıl nedeni, ABD’nin milli gelirinin yüzde 2.5’ini bulan tasarruf açığı, yani ABD’nin kazandığından fazlasını harcama alışkınlığı. Bunu çözmek için de başkalarının parasının değeriyle oynamak yerine vergileri ve faizleri artırması gerekiyor.

12 Kasım 2007 Pazartesi

ABD’de olanlar, Türkiye’deki 2001 krizinin kopyası gibi

ABD piyasalarında son günlerde yaşanan sarsıntının ağustostaki mortgage krizinin bir benzeri olup olmadığını anlamak için o günlerde yaşanan gelişmelere biraz daha yakından bakmakta yarar var. Şimdi borsalarda yaşanan büyük düşüşlerin bir nedeni, mortgage krizinin faturası olarak bankaların büyük zararlar yazmaları. İkinci ve yeni bir etken ise mortgage kredisi verilerken değerleme kuruluşlarının konut fiyatlarını usulsüz olarak şişirdiği iddiası ile başlatılan hukuki soruşturma süreci.
Bu iki faktör de kısa vadede piyasaları düşüş yönünde etkiliyor olsa da orta vadede karekter farklılıkları taşıyorlar. Şirket karlarındaki düşüş nedeniyle hisse senedi fiyatlarının değer yitirmesi, yeni bir krize yol açmaz. Ancak mortgage kredisi verilen konutların fiyatlarının şişirildiği ortaya çıkarsa, bu faktör finans piyasaları için atlatılması daha sancılı bir sarsıntı yaratabilir. Çünkü tıpkı ağustostaki gibi piyasalarda menkul kıymetleri fiyatlama konusunda bir karışıklık ve buna bağlı likidite sıkışıklığı, tıkanıklığı doğurabilir. Ancak FED’in ağustos krizi sonrasında aldığı faiz indirimi kararları ve yaraları sarmak için piyasaya verdiği likidite nedeniyle böyle bir senaryonun gerçekleşme ihtimali oldukça zayıftır. Ayrıca burada sözkonusu olanın şimdilik sadece bir soruşturma olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Ağustos ayında ABD piyasalarında yaşanan sorunu, bir kriz haline getiren şey finans kuruluşları arasında ortaya çıkan güven krizi ve menkul kıymetlerin fiyatlanamaz hale gelmesi idi. Bu yüzden olay bir ödeme krizi haline dönüştü. Ve ödeme sisteminde ortaya çıkan bu tıkanıklığı aşmak için merkez bankaları piyasaya milyarlarca dolar akıttı, ABD Merkez Bankası FED hem reeskont oranlarını hem de borç verme faizlerini 0,5 puan indirdi.

Adım adım ağustos krizi

Şimdi ağustosta neler yaşadığına biraz daha yakından bakalım: Ağustos başında subprime kredi piyasasında krizin ayak sesleri iyice güçlenmiş ve Fransa’da hükümet bir bankayı kurtarmak zorunda kalmıştı. ABD’deki mortgage kağıtlarına dayalı olarak çıkartılan türev ürünlerin en büyük müşterileri Avrupa bankaları olduğu için krizin ucu önce Atlantik ötesinde ortaya çıkmıştı.
FED, bu koşullar altında yaptığı 7 Ağustos toplantısında ekonomi için ana riskin hala enflasyon olduğu görüşünü tekrarladı. Bu karar piyasaları tedirgin etti.
9 Ağustos’ta bir Fransız bankası fiyatlama yapamadığı için ödemeleri durdurdu, piyasa tıkandı. Avrupa Merkez Bankası piyasaya sınırsız para sürdü. Hayat öpücüğünün bir günlük faturası 95 milyar euroydu.
O gün ABD piyasaları da büyük bir satış dalgasıyla açıldı. Dow 387 puan düşerken para fiyasasında faizler FED’in politika faizi olarak belirlediği yüzde 5,25 düzeyinin üzerine çıktı. 10 Ağustos’ta da FED, piyasaların düzenli işlemesi için gerekli parayı vereceğini açıkladı.

Güven krizi piyasayı iyice tıkadı

Ancak buna rağmen piyasalardaki sıkıntı büyüyordu. Çünkü artık menkul kıymetler için kimse fiyat tayin edemiyordu. Piyasada alıcı kalmamıştı. Ödemeleri için günlük nakit ihtiyacını karşılamak isteyen fonlar, ellerindeki mortgage kağıtlarını veya başka menkul kıymetleri satmak istiyorlardı ama piyasada alıcı bulamıyorlardı. Aslında ne alıcılar ne de satıcılar menkul kıymetler için bir fiyat veremiyorlardı. Fiyat veremeyince de işlem olmuyordu.
Bu arada acil ödemesi olan fonlar, ellerindeki kağıtları satamadıkları için ödemelerini yapamıyorlardı. Onlar ödemesini yapamayınca, ondan alacağı olanların da ödemesi aksıyor, böylece finans piyasaları zincirleme olarak tam bir tıkanıklık yaşıyordu.
Buna bir de finans kuruluşları arasında güven bunalımı da eklendi. Bazı finans kuruluşları, zor durumdaki kuruluşlarla para ilişkilerini de dondurmaya başladılar. Bankalar birbirine güvenmiyor, kimse birkaç günden uzun vadeli borç bulamıyordu. Tıkanık iyice içinden çıkılmaz hale gelmişti.
15 Ağustos’ta ülkenin en büyük mortgage kuruluşu Countrywide’ın içine düştüğü ödeme krizi, öldürücü vuruşu yaptı.. Countrywide bankalardan bulduğu kısa vadeli fonlarla uzun vadeli mortgage kredileri veriyor, sonra bu kredilere dayalı mortgage kağıtları çıkartıyordu. Elindeki mortgage kağıtları ile devlet tahvili gibi diğer menkul kıymetleri teminat göstererek diğer bankalardan bulduğu fonlarla bu çarkı çeviriyordu.
Piyasada güven krizi ile birlikte mortgage kağıtlarının fiyatlandırılamaması gibi bir sorun çıkınca bu çark param parça oldu. 15 Ağustos günü Countrywide,  elinde bulunan kağıtları satamadığı için 11,5 milyar dolarlık ödemesini yapamayacağını açıkladı. Bu, zincirleme bir ödeme krizi anlamına geliyordu. Dahası Countrywide’ın aldığı kredilere karşı ona ait mortgage kağıtlarını teminat olarak tutan Bank of New York, yeni teminatlar istedi ve bu olmadığı takdirde elinde teminat olarak tuttuğu Coutrywide’a ait milyarlarca dolarlık menkul kıymeti satabileceğini bildirdi.
16 ağustosta Countrwide kredi hatlarının tamamen kapandığını açıkladı. Mortgage sisteminin en büyük kuruluşunun havlu atması, krizin doruk noktasına çıktığını gösteriyordu. FED artık ciddi önlemler almak durumundaydı. “FED’in görevi yanlış yatırım yapan kuruluşları kurtarmak değildir. Bunu yapmak ahlaki bir tahribata yol açar” söylemini bir kenara bıraktı.

FED tutum değiştiriyor

FED Açık Piyasa Komitesi, 17 Ağustos’ta olağanüstü bir toplantı yaparak iskonto oranlarını 0,5 puan indirdi. Reeskont  imkanını hem yararlanabilecek kuruluşların sınırı anlamında hem de kullanılabilecek menkul kıymetler anlamında genişletti. 22 Ağustos’a kadar 4 büyük banka reeskont penceresinden 2 milyar dolar aldı. FED 18 Eylül’deki olağan toplantısında da politika faizlerini 0,5 puan indirdi.
Faiz indirimleri ve piyasaya enjekte edilen paralar ortalığı yatıştırdı. Bu önlemler, piyasadaki faizleri aşağı çekmenin yanısıra mortgage kağıtlarının yeniden fiyatlanabilir hale gelmesini sağladı. Ayrıca mortgage kredilerini ödeyemeyen kesimin yüklerini de hafifleterek krizin ilk tetikçisi olan alanda da gerilimi yumuşattı.  Faizlerdeki düşüş, aynı zamanda konut fiyatlarında bir toparlanma yaratarak mortgage kağıtlarının değerine de bir destek vermiş oldu.

Bernanke’nin ilk büyük sınavı

Krizin işaretleri ortaya çıkmaya başladığında bankacılar, piyasaların nabzını çok iyi tutan ve verdiği işaretlerle piyasaları ustaca yönlendiren “maestro” lakaplı Alan Greenspan’ın koltuğunda artık akademisyen kökenli biri oturuyor olmasından tedirgindiler. Yeni FED Başkanı Ben Bernanke’nin piyasaların durumunu anlamakta ve gerekli önlemleri almakta ne kadar çabuk ve yeterli olacağı piyasa aktörleri açısından ciddi  bir soru işaretiydi. Harekete geçmekte biraz geç kaldığını söyleyenler olsa da, Bernanke piyasaların kaygısını gidermeyi başardı.
Bernanke’nin akademik kariyeri 1929 büyük ekonomik bunalımı sırasında finans piyasaları ile ekonominin karşılıklı etkileşimini araştırmakla geçmişti. 1999 yılındaki bir FED konferansında da büyük bunalım sırasında FED’in yaptığı en büyük hatalardan birisinin finans sisteminin çökmesine izin vermesi olduğunu söylemişti. Bernanke, bu konuşmasında Fridman’ın “Deflasyon döneminde bankalar, fonları ihtiyacı olanlara aktarmakta isteksiz kalabilir. Bu durum, ekonomideki durgunluğu bir kısır döngü haline dönüştürebilir. Bu durumda merkez bankaları, gerekiyorsa fona ihtiyacı olanlara, havadan para saçarak doğrudan para aktarmalıdır” şeklindeki tezine vurgu yapmıştı. Bernanke’ye “Helikopter Ben” lakabının takılması da bu yüzdendir.
Bernanke şimdi o sözüne bağlı kalmış ve dolar musluğunu sonuna kadar açarak piyasalardaki yangını söndürmüştü. Başlangıçta yanlış yatırım stratejileri yüzünden batan kuruluşları kurtarmayı ahlaki tahribat olarak gören bir duruş sergilerken, sonra “Merkez bankalarının bir görevi faiz oranları ile ekonomi ve fiyat düzeyinde istikrar sağlamaksa diğeri de piyasalar tıkandığında son borç verme mercii rolünü yerine getirmektir” dedi.

2001 Türkiye krizinin kopyası

Aslında bu olaylar,  2000 sonu ile 2001 başlarında Türkiye’de finans piyasalarının yaşadığı büyük krizin neredeyse kopyası gibi değil mi? Aynı güven krizi ve likidite tıkanıklıkları Türkiye’de de yaşanmıştı.
Bir tek farkla: Türkiye’de Merkez Bankası biraz IMF korkusundan, biraz kendi programımızı kendimiz yıkmayalım mantığıyla piyasaya gereken likiditeyi vermekte çok geç ve yetersiz kalmıştı... Sonuçlarını hep birlikte yaşadık.
Demirbank gibi bazı bankalar para piyasalarından kısa vadeli borçlanarak topladıkları fonlarla uzun vadeli devlet tahvilleri almışlardı. Bazı bankalar kurların günlük artış miktarının çok önceden sabitlenmiş olmasına güvenerek dövizle borçlanıp Hazine bonosu almıştı. Her şey yolunda giderken bu bankalar çok güzel karlar yazıyordu. Cari açık korkusu nedeniyle döviz piyasasında tansiyon artınca ve para piyasasında da sıkışıklıklar doğmaya başlayınca işler tersine dönmüştü.
Buna bir de bazı büyük bankaların yüklü bono portföyünü fonlamak için bankalararası piyasadan aldıkları kısa vadeli borçları her gün çevirmek zorunda olan Demirbank gibi bankalara olan hatlarını keserek onlarla tüm borç verme ilişkilerini bitirmeleri, sistemin ipini çekti. Fona ihtiyacı olan bankalar piyasadan para bulamadılar, para bulamayınca ödemelerini yapamadılar. Bu bankalardan alacağı olan bankalar da tahsilat yapamadıklarından kendi ödemelerini yapamadılar. Bu tıkanıklık, dev görev zararlarını para piyasasından günlük borçlanmalarla çevirmekte olan kamu bankalarını da vurdu.
Merkez Bankası her sabah bankaların durumuna bakıyor ve piyasada yeterli likidite olduğunu görüyordu. Ama akşam olduğunda elinde fazla likidite olan bankalar, paraya ihtiyacı olanlara vermediği için piyasalar günlük hesaplarını kapatamıyordu. Merkez Bankası izlediği para politikası gereği piyasaya ancak döviz aldığında likidite vermesi gerektiği için tıkanıklık tam bir kör düğüm halini alıyordu. Gecelik faizlerin yüzde 1000’leri gördüğü, bankaların hesap kapatmak için gece yarılarına kadar uğraş verdiği o günleri, dönemin Merkez Bankası ve Hazine yöneticileri ile bankacıları hala kabus gibi hatırlarlar.


Mortgage krizinin kronolojisi

22 Haziran – Bear Sterns, subprime mortgage kağıtlarına dayalı türev ürünlerdeki büyük zararları yüzünden kendine bağlı bir hedge fonu  kefaletle kurtaracağını açıkladı.
28 Haziran – FED “Ekonomi ılımlı bir büyüme sürecinde, asıl kaygı hala enflasyon” dedi.
18 Temmuz – Bernanke, kredi faizlerinin son artışlara rağmen hala düşük olduğunu söyledi.
30 Temmuz – Almanya, ABD mortgage kağıtlarına yaptığı yatırımdan büyük zarara uğrayan IKB Deutsche Industriebank’ı kurtarma kararı aldı.
6 Ağustos – Bazı ABD bankaları vadesi gelen varlığa dayalı finansman bonolarını ödemekte zorlanacaklarını açıkladılar.
7 Ağustos – FED, “Piyasalardaki oynaklığa, konut ve kredi piyasasındaki düzeltmeye karşın asıl risk hala enflasyon” dedi.
9 Ağustos – Fransız BNP, bazı fonlardan para çekilmesini durdurdu Avrupa Merkez Bankası piyasalara müdahale ederek 95 milyar euro verdi.
10 Ağustos – FED, “Gerekirse piyasaya kaynak sağlayacağını” açıkladı.
16 Ağustos – Countrywide 11,5 milyar dolarlık ödemesini yapamayacağını açıkladı.
17 Ağustos – FED,  iskonto oranını 0,5 puan düşürdü, büyümeye ilişkin risklerin önemli ölçüde arttığını söyledi.
18 Eylül – FED, politika faizini 0,5 puan indirdi.
31 Ekim – FED, politika faizini 0,25 puan daha indirdi.