Gelir dağılımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gelir dağılımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2019 Salı

2017’nin hızlı büyümesi bölgesel eşitsizliği azaltmadı, artırdı


Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hesaplarına göre 2017’de yüzde 7.44’ü bulan yüksek büyüme hızının, illere yansımasının dengesiz olduğunu ve böyle bir yüksek büyüme yılında bile ekonomisi küçülen iller olduğunu önceki yazılarımızda ortaya koymuştuk.
Bugün de 2017’deki yüksek hızlı büyümenin bölgesel eşitsizliklere yansımasını ele alacağız. TÜİK’in il düzeyinde gayrısafi yurtiçi hasıla (GSYH) verilerinden yaptığımız hesaplamaların, bölgesel eşitsizlik penceresinden ortaya koyduğu manzara şöyle:
* 2017’de gelişmiş bölgeler daha hızlı, geri kalmış bölgeler daha yavaş büyüdü. Dolayısıyla yüksek büyüme yılında bölgesel eşitsizlikler azalmak yerine daha da arttı.
* Temel hedefi bölgesel eşitsizlikleri azaltmak olan sektörel-bölgesel teşvik sistemi, 2017’de hedefinin tam tersi bir sonuçla karşılaştı.

15 Ocak 2019 Salı

Karslı yoksulun enflasyonu, Ankaralı zenginin 1.5 katı


Yüksek enflasyon sadece yoksulluğu artırmıyor, sosyal eşitsizlikleri de derinleştirerek ciddi bir ekonomik ve sosyal tahribat yaratıyor. 2018’de suni ve zorlama yöntemlerle ancak yüzde 20.30’a çekilebilen yüksek enflasyon da bu tahribatı yaratmış bulunuyor.
Yıllık enflasyonu, gelir dilimleri ve bölgeler düzeyinde yeniden hesapladığımızda bu olumsuz etki net bir şekilde ortaya çıkıyor.
İşte yaptığımız hesaplamanın (*) ortaya koyduğu çarpıcı sonuçlar:

* Hem Türkiye düzeyinide, hem de TÜİK’in Düzey-2 istatistiki bölge sınıflamasındaki 26 bölgenin tamamında en düşük yüzde 20’lik gelir diliminde yer alan yoksul kesimin enflasyonu, en yüksek yüzde 20’lik gelir diliminde yer alan zenginlerin enflasyonunda kayda değer ölçüde daha yüksek.
* Buna ilaveten en geri kalmış, en yoksul bölgelerin enflasyonu da en gelişmiş bölgelerin enflasyonundan daha yüksek. Üstelik bu fark gelir dilimleri arasındaki farktan daha da ürkütücü boyutta.

18 Aralık 2018 Salı

Sadece büyüme değil, gelir dağılımı da tehdit altında


Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 3. çeyrek büyüme verileri, üretici sektörlerin hızla durgunluğa sürüklendiğini ortaya koyuyor. 3. çeyrek büyüme verilerinin ortaya koyduğu gerçek sadece ekonomideki durgunluk ve daralma tehdidi değil. Veriler, ekonomideki kötü gidişin yanında, zaten kötü olan gelir dağılımının daha da bozmakta olduğuna işaret ediyor.
3. çeyrek gayrısafi yurtiçi hasıla (GSYİH) verilerine bu pencereden baktığımızda gözüken manzara şöyle:

11 Eylül 2018 Salı

Yüksek büyüme yılında gelir dağılımında bozulma işaretleri

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yeni milli gelir hesaplarına göre 2017 yılı son 4 yılın en yüksek büyüme hızına ulaşılan yıl olarak kayıtlara geçti. 2017’de büyüme hızının yüzde 7.4 olduğu açıklandı. Bu büyümenin ana kaynağı olan hanehalklarının tüketim harcamalarındaki reel artış yüzde 6.1’i buldu.
Büyümenin böylesine yüksek olduğu bir yılda, normal koşullarda refah artışı ve gelir dağılımında düzelme beklenir. Ancak TÜİK’in başka verileri, 2017’de durumun pek böyle olmadığına işaret ediyor. TÜİK’in hanehalkı tüketim harcamalarına ilişkin istatistikleri, 2017’de hızlı büyümeye rağmen gelir dağılımında düzelme değil bozulma yönünde bir gelişme olduğu sinyalleri veriyor.
Hanehalkı harcaması verilerini hanelerin temel gelir kaynağına göre incelediğimizde ortaya şöyle bir resim çıkıyor:

31 Temmuz 2018 Salı

Büyüme rekor kırarken zengin tüketimini kısmış

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2017 yılı hanehalkı bütçe araştırması tüketim harcaması sonuçlarını açıkladı.
Hanehalkı harcaması verileri, özellikle TÜİK’in yüzde 7.42’lik yüksek büyüme hızı verileriyle birlikte değerlendirildiğinde ilginç sonuçlar çıkıyor:
* TÜİK’in büyüme verilerine göre 2017’de ekonomi yüzde 7.42 büyürken, özel tüketim reel olarak yüzde 6.11 arttı. Yerleşik hanehalklarının tüketimindeki büyüme yüzde 6.16 oldu. Bunun içinde dayanıklı mallar tüketimi reel olarak yüzde 11.59, yarı dayanıklı mallar tüketimi yüzde 3.18, dayanıksız mallar tüketimi yüzde 5.51, hizmet harcamaları yüzde 6.22 büyüdü.
* Hanehalkı bütçe harcaması araştırmasına göre ise hane başına aylık ortalama harcama miktarı 3406.40 TL’den 3815.67 TL’ye çıktı. Hane başına harcamadaki nominal artış yüzde 12.01 arttı. 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyonun yüzde 11.14 olduğunu hesaba katarsak, ekonomi yüzde 7.42 büyürken ailelerin tüketimi reel olarak sadece yüzde 0.78 artarak neredeyse yerinde saymış.
* 2017’de hanehalkı sayısındaki yüzde 3.30’luk artışı da dikkate alsak bile hanehalkı tüketim harcamalarındaki toplam reel artış, yüzde 4.11 ile GSYİH hesabındaki oranların çok gerisinde.

6 Ekim 2017 Cuma

MTV artışı neden siyasi olarak hassas bir konu?

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) yaşam koşulları araştırması, ailelerin önemli ev gereçleri ile otomobile ne ölçüde sahip olduklarını da gösteriyor. Verilerdeki değişimin yönü ve hızı, gelir düzeylerine göre ailelerin satın alma tercihlerinin nasıl değiştiğini, hangi mallara talebin artmakta olduğunu, hanelerde bulunan ve bulunmayan gereçlere göre refah koşullarının nasıl değiştiğini de yansıtıyor.
Bu açıdan söz konusu veriler hem üreticiler sektörler, hem ticaret ve pazarlama sektörleri için dikkate değer sonuçlar ortaya çıkıyor. Bu veriler aynı zamanda sosyal bilimciler açısından da önem taşıyor. TÜİK'in 2016 gelir ve yaşam koşulları araştırmasını bu gözle incelediğimizde öne çıkan noktaları şöyle sıralayabiliriz:

26 Eylül 2017 Salı

Bölgesel gelir adaletinde de gidişat olumsuz

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2015 gelirlerini esas alan 2016 dönemi gelir dağılımı verileri, genel gidişatın olumsuz yönde olduğunu ortaya koymuştu.
TÜİK’in dün açıkladığı bölgesel gelir dağılımı verileri de bölgeler arasındaki gelir adaletinde de gidişin olumsuz yönde olduğunu gösteriyor. TÜİK’in 26 bölgeden oluşan Düzey-2 coğrafi bölge sınıfl amasına göre her bir bölgenin yüzde 10’luk gelir dilimleriyle hesaplanan gelir dağılımı verilerini incelediğimizde öne çıkan noktaları şöyle sıralayabiliriz:

22 Eylül 2017 Cuma

Gelir dağılımındaki bozulmanın kaynağı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2016 dönemi gelir ve yaşam koşulları araştırmasındaki gelir dağılımı verilerinin analizine devam ediyoruz. Bu araştırmanın tekniği gereği, gelir verilerinin bir önceki yıla, yani 2015’e ait olduğunu bir kez daha hatırlatalım.
Gelir dağılımında 2015 döneminde kendini gösteren eğilim 2016 döneminde iyice güçlenmiş durumda: Orta gelir gruplarının gelirden aldığı pay erirken, tüm gelir dilimlerinin kaybettiği paylar en zengin yüzde 5’e kayıyor.
Gelir dağılımındaki bu kötüye gidişin farklı sosyal sınıflara nasıl yansıdığına baktığımızda, bir önceki yazımızda yer alan tespitleri tamamlayan sonuçlar ortaya çıkıyor:

19 Eylül 2017 Salı

Gelir dağılımında en zengin yüzde 5’ten başka gülen yok

Gelir adaleti, bir ülke ve toplum için en önemli adalet göstergelerinden birisi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2016 yılı gelir ve yaşam koşulları araştırması bu alandaki gidişin adalet yönünde değil, adaletsizlik yönünde olduğunu gösteriyor.
Araştırmanın teknik özelliği nedeniyle yaşam koşulları 2016 yılı verilerine dayanıyor ancak gelir verileri bir önceki yıla, yani 2015 yılına ait. Yaşam koşullarından bağımsız değerlendirecek olursak gelir dağılımı ve göreli yoksulluk verileri aslında 2015 yılına aittir. Bu teknik özelliği hatırlatarak araştırmanın gelir dağılımı cephesindeki gelişmelerin öne çıkan yönlerini şöyle sıralayabiliriz:

11 Ağustos 2017 Cuma

Tüketim kalıbındaki değişim refaha ne kadar yansıdı?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı hane halkı tüketim harcaması istatistikleri tüketim kalıbının yıldan yıla değiştiğini gösteriyor. Bu değişimin iyi incelenmesi, üreticilerden pazarlamacılara, politikacılardan kamu yöneticilerine, ekonomistlerden sosyal bilimcilere kadar konulara farklı pencerelerden ve farklı süreçlerden bakan her kesim için anlamlı ve önemli sonuçlar ortaya koyuyor.
Toplam tüketimin ihtiyaç kalemlerine dağılımındaki değişim ve artış-azalış hızları aslında bir dizi faktörün bir bileşkesi olarak ortaya çıkıyor. Bu değişimde ekonomik büyüme, demografik sosyolojik değişimler, refah düzeyi ve gelir dağılımı, kültürel dönüşüm gibi faktörlerin izlerini ve karşılıklı etkileşimini görmek mümkün.
Hane halkı tüketiminin dağılımının yıllar içinde gösterdiği değişimi, gelir dağılımı ve refah penceresinden değerlendirmek için tüketim kalemlerini “ilkel ihtiyaçlar” ve “gelişmiş ihtiyaçlar” diye iki kategoriye ayırmak yararlı olabilir.

8 Ağustos 2017 Salı

Tüketim kalıbındaki değişime araba sevdası ve kur artışı damga vurdu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2016 yılına ait hane halkı tüketim harcaması verilerini açıkladı. Bu veriler hem gelir grupları arasındaki refah farkını, hem tüketim eğilimlerinin nasıl değiştiğini, hem de ekonomik gelişmelerin toplumsal gruplara etkilerini yansıtıyor.
2016 yılı verilerini bu gözle incelediğimizde öne çıkan sonuçları şöyle sıralayabiliriz.

30 Mayıs 2017 Salı

Aile kurumunu yoksulluk ve göç zayıflatıyor

Son iki yazımızda aile ve hane yapısında son yıllardaki gelişmeleri ele aldık. Bugün aynı konuya bölgeler temelinde bakacağız. Aile ve hane yapısındaki değişimin bölgelere göre nasıl seyrettiğini ve bölgeler arasındaki farkları ele alacağız.
Bölgesel değerlendirmede Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) istatistiki bölge sınıflamasındaki Düzey-1 bölgelerini esas aldık. Düzey-1 bölge sınıflaması 13 bölgeden oluşuyor. Bu sınıflamada Batı Marmara Trakya illeri ile Çanakkale ve Balıkesir’den oluşuyor. Doğu Marmara, Kocaeli, Sakarya, Bursa ve Yalova’nın yanı sıra Bolu, Düzce, Bilecik ve Eskişehir illerini kapsıyor. Batı Anadolu Ankara, Konya ve Karaman’ı, Orta Anadolu ise Kayseri, Sivas, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale ve Yozgat’ı kapsıyor. Ege İzmir, Aydın, Manisa, Muğla, Uşak, Denizli, Kütahya ve Afyon’dan oluşuyor. Kuzeydoğu Anadolu ile Ortadoğu Anadolu coğrafi olarak Doğu Anadolu illerinden oluşuyor.
Değerlendirmeyi aile kurumunun zayıflama ve güçlenmesi açısından yapabilmek için hanehalkı tiplerini iki grupta topladık. Çocuklu ve çocuksuz eşlerden oluşan çekirdek aileler ile geniş aileleri “klasik aile” olarak aynı grupta değerlendirdik. Bunun dışında çoğunluğu parçalanmış ailelerden oluşan tek ebeveynli aileler ile tek başına yaşayanlar ve bir arada toplu yaşayanlardan oluşan haneleri ikinci grupta topladık.
TÜİK’in adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre derlediği 2014 ve 2016 hanehalkı tipi sayılarına göre iki yıllık değişim oranları ile iki yıllık artış miktarlarının hanehalkı tiplerine dağılımını karşılaştırdık.
Bölgelere göre aile yapısındaki değişimde öne çıkan gelişmeler şöyle:

26 Mayıs 2017 Cuma

Aile kurumu en hızlı hangi teşvik bölgesinde zayıfladı?

Salı günü bu köşede aile kurumunda global krizle öne çıkan, ancak daha sonra ekonomideki toparlanmaya rağmen süren zayıflama sürecinin hala etkili olduğunu son verilerle irdelemiştik.
Aile kurumunu zayıflatan sürecin gerisinde kültürel faktörlerin yanısıra temelde başta refah, yoksulluk, gelir dağılımı ve göç gibi sosyo-ekonomik faktörler yatıyor.
Bu çerçevede aile kurumundaki gelişmelere teşvik bölgeleri penceresinden de bakmak, bize teşvik sisteminin etkinliği konusunda bazı ipuçları verebilir. Çünkü teşvik sisteminin temel amacı bölgesel kalkınmayı geliştirme ve bölgeler arasındaki sosyo-ekonomik gelişmişlik farkını azaltmak. Teşvik sisteminin bu alandaki başarısının, aileye de yansıması olması gerekir.

13 Ocak 2017 Cuma

Bölgesel teşvik kişi başına geliri ne kadar etkiledi?

Son yazımızda teşvik sisteminin, bölgeler arası ekonomik eşitsizliği ne ölçüde etkilediğini ele almıştık. Teşvik bölgelerinin gayrisafi yurtiçi hasıladan (GSYİH) aldıkları payın yıllar içindeki karşılıklı değişimine baktığımızda ortaya çarpıcı bir sonuç çıkıyor. 2009 öncesi teşvik sistemi de, 2009’da başlayan bölgesel- sektörel teşvik sistemi de gelişmiş illerin yer aldığı 1. ve 2. teşvik bölgelerinin GSYİH içindeki paylarını azaltma yönünde bir etki yaratmamış. Sadece en yoksul 6. Bölge’nin payında sınırlı bir artış gözleniyor. Ancak bu da yine geri kalmış bölgeler olan 4. ve 5. bölgelerin payındaki azalma pahasına gerçekleşmiş. 4, 5 ve 6. bölgelerin toplam payında bir değişiklik yok. Yani sadece geri kalmış bölgelerden 4. ve 5. bölgelerin kaybettiği pay 6. Bölge’ye kaymış.
Bugün bölgeler arası eşitsizliğin bir diğer boyutu olan kişi başına milli gelirin teşvik bölgelerine göre farklılıkları ve buradaki değişimi inceleyeceğiz.

10 Ocak 2017 Salı

Bölgesel eşitsizlik azalmadı sadece geri iller arası denge değişti

Gelir dağılımındaki bozukluk ile bunun bir boyutu olan bölgesel eşitsizlik Türkiye’nin en önemli ekonomik ve sosyal sorunu. Bölgesel eşitsizlik etkin bir şekilde azaltılmadığı takdirde kendi kendini besleyerek daha da büyütüyor. Çünkü bölgelerin ekonomik ve sosyal geriliği, bu bölgelerde yeni yatırımlar yapılmasını caydırıyor ve ekonomik ve sosyal eşitsizlik daha da artıyor. Bunun doğal sonucu olarak bölgeden diğer bölgelere göç durmuyor, hatta artıyor. Göç mevcut eşitsizliğin daha da derinleşmesine yol açıyor.
Bu kısır döngünün kırılabilmesi için ekonomik, sosyal ve siyasi alanda bütünlüklü ve kapsamlı programların uygulanması zorunlu.
Türkiye’de de bu alanda onyıllardır değişik isimler altında planlar, programlar, paketler uygulanıyor. Son olarak global kriz döneminde bölgesel sektörel teşvik sistemi uygulamaya girdi. 2009’da başlayan bu sistem önce 4 bölgeli, 2012’den itibaren de 6 bölgeli olarak uygulanıyor.
TÜİK’in il bazındaki cari gayrısafi yurtiçi hasıla (GSYİH) verilerine göre 6 teşvik bölgesinin toplam GSYİH içindeki paylarının 2004-2014 arasındaki değişimini sayfadaki tabloda görüyorsunuz. Tablonun ortaya koyduğu başlıca sonuçlar şöyle özetlenebilir:

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Büyüme yavaşlarken gelir dağılımı nasıl etkilenecek?


Yılın ilk çeyreğine ait büyüme verileriyle birlikte hanehalkı tüketim harcamalarına ilişkin veriler de açıklandı. Hanehalkı tüketim harcaması verileri, bireysel tüketim harcamalarının büyümeye ne kadar katkı yaptığının yanısıra ailelerin harcamaları arasındaki dengesinin nasıl değiştiği hakkında da bilgi veriyor. Ayrıca büyüme hızındaki değişimlerin, ailelerin tüketim tercihlerini nasıl etkilediği hakkında fikir sahibi oluyoruz.
Ekonomi geçen yılın son çeyreğinden başlayarak belirgin bir yavaşlama sürecine girmiş durumda. Büyüme hızı, geçen yılın son çeyreğinde yüzde 5.2’ye, bu yılın ilk çeyreğinde ise yüzde 3.2’ye geriledi. Bireysel tüketim harcamalarındaki hız kaybı daha yüksek oldu. Bireysel tüketim harcamalarının artış hızı geçen yılın son çeyreğinde yüzde 3.4’e indikten sonra ilk çeyrekte yerinde saydı. Türkiye’de yaşayanların yurtiçi tüketimi, geçen yılın son çeyreğinde yüzde 3.54 artarken bu yılın ilk çeyreğinde sadece yüzde 0.4 artabildi. Türkiye’de yaşayanların yurtdışı harcamaları ise son çeyrekte yüzde 8.9 düştükten sonra bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 39.5 gibi keskin bir düşüş gerçekleştirdi.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Yunanistan’ı memur maaşı değil, politik yolsuzluklar batırdı


Grev hakkı olmadığı için bir oyundan farkı kalmayan kamu çalışanlarının toplusözleşme tartışmaları sırasında hükümet sözcülerinin komik zam önerilerini savunmaya çabalarken en fazla kullandıkları gerekçelerden birisi “Fazla zam verirsek Yunanistan’a döneriz” iddiası oldu.  Hükümet sözcüleri “Memur zammı bizi Yunanistan’a çevirir” iddiasını yüksek sesle tekrarlayıp dururken, vergi kaçakçılarına yeni bir af tasarısı sessiz sedasız Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçirildi. Hükümetin yeni tasarısı, vergi kaçakçılarına büyük indirimler ve uzun taksit imkanları sunan son vergi affının taksitlerini bile ödemeyenler için yeni fırsatlar sunacak. Oysa Yunanistan’ı memur maaşları değil, tam da vergi kaçakları ve yolsuzluklar bu hale düşürdü.
Yunanistan kriziyle ilgili çarpıtlamaların başında “Yunanlılar tembel. Az çalışıp çok harcıyorlar” iddiası geliyor. Oysa OECD verileri bunun tam tersini gösteriyor. Yunanlılar OECD içinde Güney Koreliler’den sonra en fazla çalışan ulus. 2010 verilerine göre Yunanistan’da bir kişi yılda ortalama 2 bin 109 saat çalışıyor. Yani ortalama bir Yunanlı, bir Alman’dan yılda 690 saat ve yüzde 49 daha fazla çalışıyor.

20 Mayıs 2012 Pazar

Memura yüzde 3+3 zam teklifinin adaleti yok


12 Eylül referandumu ile memurlar için gelen toplusözleşme “hakkı”nın, 12 Eylül darbesi artığı eski anayasadaki uygulamadan temelde bir farkı olmayacak. Yine hükümetin dediği olacak. Çünkü son sözü başkanı ile çoğunluğunu hükümetin atadığı bir kurul söyleyecek. Çalışanın grev hakkı olmayınca adına ister toplu görüşme, ister toplu sözleşme deyin, olayın bir tiyatro oyunundan farkı kalmıyor.
Böyle olunca hükümet de tiyatro sahnesini, anayasa değişikliği öncesi olanlardan hiçbir farkı olmayan bir oyunla başlattı. Hükümet adına Çalışma Bakanı Faruk Çelik, memurlara 2012 yılı için yüzde 3+3, 2013 yılı için ise yüzde 2+3 zam teklif ettiklerini açıkladı. Çelik teklifin, yüzde 5’lik enflasyon hedefine ve 2012-14 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Plan’a (OVP) uygun olduğunu söyledi.
Şimdiye kadar ne enflasyon hedefinin, ne de OVP hedeflerinin hemen hemen hiçbirinin tutturulamadığı ortadayken, hükümetin memurların önüne aynı gerekçeyi koyma rahatlığını göstermesi, memurların grev silahının olmamasından kaynaklanıyor.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Otoda rekabetin ağırlığı orta düzey illere kayıyor


Son yılların en hızlı büyüyen pazarlarından birisi olan otomotivde büyümenin ağırlık noktası, gelişmiş illerden orta gelişmişlikteki illere kayıyor. Gelişmiş illerde bin kişiye düşen otomobil sayısındaki artış Türkiye ortalamasının altında kalırken, orta gelişmişlik düzeyindeki illerde ortalamanın oldukça üzerine çıkıyor. Gelişme düzeyi açısından alt sıralarda yer alan illerde de nüfusa göre otomobil sayısındaki artış, Türkiye ortalamasının çok altında.
Bu gelişmenin çarpıcı örneklerinden birisini İstanbul oluşturuyor. Bin kişiye düşen otomobil sayısında altıncı sırada yer alan İstanbul, otomobil sahipliğindeki artışta sondan 19. sırada yer aldı. 2011 yılı verilerine göre Türkiye’de her bin kişiye 108.6 otomobil düşüyor. İstanbul’da ise bin kişiye düşen otomobil sayısı 140 ile Türkiye ortalamasından 31.4 adet daha fazla. Geçen yıl Türkiye’de bin kişiye düşen otomobil sayısı 6.2 adet arttı. İstanbul’daki artış ise 2.6 ile Türkiye ortalamasının yarısından bile düşük düzeyde kaldı.

28 Nisan 2012 Cumartesi

Sıfırcı gençlik neyin habercisi?


Üniversite sınavlarının birinci aşaması olan Yüksek Öğretime Geçiş Sınavları'nın (YGS) sonuçları, eğitim sisteminin neresinden tutsanız elde kalacak kadar kötü bir durumda olduğunu bir kez daha tescilledi. Öğretim sistemi nitelik açısından yerlerde sürünürken büyük bir eşitlizliği de içinde yaşatıyor ve durum her yıl daha da kötüye gidiyor.
Önce YGS sonuçlarının nasıl bir manzara çizdiğine bakalım:
  • Ham puanı 0.5'ten küçük olduğu için puanı hiç hesaplanman aday sayısı 50 bini aştı. Sınavı geçerli sayılan öğrenci sayısı 2010'a göre yüzde 23 artarken, sıfırcı öğrenci sayısı yüzde 259 arttı.
  • Özellikle matematik ve fen alanında tam bir başarısızlık var. 40 soruluk sınavda fende ham puan ortalaması 3.56. Yani 10 üzerinden not verilmeye kalkılsaydı adayların ortalama notu 1'in bile altında olacaktı. Ortalama ham puanlar matematikte 6.92, sosyalde 11.63, Türkçe'de 18. Bunları 10 üzerinden notlara çevirirsek matematiğe 2, sosyale 3, Türkçe'ye de ancak 4.5'ten 5 vermemiz gerekecekti.