Nüfus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nüfus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2019 Salı

Beton+borç ekonomisi bu grafiklerle baş edemez


Sayfadaki grafikler nüfusun yaşlanma eğilimlerini gösteriyor. Çok basit görünen bu 6 grafik, aslında çok ciddi bir ekonomik ve sosyal tehdidi sergiliyor.
Önce grafikler neyi gösteriyor ona bakalım:
* Toplam nüfus içinde 0-14 yaş arasındaki gençlerin payı hızla azalıyor. 2007 yılına göre 15 yaş altı nüfusun payı 3.02 puan kayıpla yüzde 23.39’a düştü. Bu oran 1990’da yüzde 35’ti.
* Çalışma çağındaki 15-64 yaş grubunun payındaki artış 2013 sonrasında yavaşlamıştı, son iki yıldır da düşüşte.
* 65 ve üzeri yaşlı nüfusun payı belirgin bir hızla artıyor. Bu grubun nüfustaki payı 2007’ye göre 1.68 puan artarak yüzde 8.76’ya ulaştı. Bu grubun payı 1990’da yüzde 4.28 ile şimdinin yarısından azdı.
* 2007’ye göre toplam nüfus yüzde 16.18 arttı. 0-14 yaş arası genç nüfus sadece yüzde 2.91 artarken 65 ve üstü yaşlı nüfus artışı yüzde 43.72 oldu. Yaşlı nüfus artış hızı toplam nüfus artış hızının 2.70, genç nüfus artış hızının ise 15.04 katı.

5 Eylül 2017 Salı

İllerin beyin göçü profili bize ne söylüyor?

Beyin göçü göç sorununun en kritik boyutlarından birisi. Çünkü iller ve bölgeler arasındaki ekonomik ve sosyal eşitsizliğin azalması ya da artmasında diğer faktörlerden daha yüksek bir etkiye sahip bir faktör.
Yüksek eğitimli işgücünün bir bölgeden göçmesi, o bölgenin ekonomik ve sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyerek, bölgesel eşitsizlikte durumunun daha da kötüleşmesine yol açar. Tersine bir bölgenin yüksek eğitimli işgücünü çekmesi, o bölgenin sosyal ve ekonomik gelişmesini hızlandırarak daha avantajlı hale gelmesine büyük katkı yapar.
Bu nedenle iç göç sorununu irdelerken soruna illerin ve bölgelerin beyin göçü açısından durumuna da bakmak gerekiyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) illerin aldığı ve verdiği göçün eğitim düzeylerine göre dağılımını incelediğimizde, bölgelerin beyin göçü hareketinde oldukça karmaşık ve dengesiz bir yapı olduğu ortaya çıkıyor.

18 Temmuz 2017 Salı

İstanbul ve Ankara’dan kaçış dalgası ne kadar güçlü?

Geçen yazımızda 2016’da iç göç profilinde ortaya çıkan değişimi bölgeler boyutuyla ele almıştık. Geçen yıl iç göçteki değişime İstanbul ile Ankara’dan kaçış eğiliminin damga vurduğu tespitini yapmıştık.
Bu kırılmanın gücü ve kalıcı olmasının, tüm illerde sosyo-ekonomik yansımaları olacaktır. Bu eğilimin çeşitli sektörleri ve dolayısıyla ekonomiyi etkilemesi de kaçınılmaz.
İki merkezin diğer bölgelerden aldığı ve verdiği göçün bölgesel analizi, 2016’daki kırılmanın gücü ve kalıcılığı konusunda bir fikir verebilir.
Konuya bu noktadan bakınca öne çıkan sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

14 Temmuz 2017 Cuma

2016’da iç göçe metropolden kaçış ve güvenlik kaygısı damga vurdu

Bu köşedeki bir önceki yazımızda iç göç profilinde geçen yıl meydana gelen değişiklikleri teşvik bölgeleri temelinde ele almıştık. Bu analizde 2016’da teşvik bölgelerinin iç göç profilinde daha önce görülmemiş ölçüde keskin bir değişiklik meydana geldiği görülüyordu. En gelişmiş illerden oluşun 1. Teşvik Bölgesi’nde net göç alma hızı ciddi bir düşüş gösterirken, ikinci grup en yoksul illerden oluşan 5. Teşvik Bölgesi, net göç vermede başı çekerken net göç almada lider konumuna yükselmişti.
Bugün de iç göç yapısındaki değişime bölgeler temelinde bakacağız. Değerlendirmeyi Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 26 bölgeli Düzey-2 coğrafi bölge sınıflamasına göre yapacağız. TÜİK’in bu sınıflaması, illerin hem coğrafi konumu, hem ekonomik sosyal yapı düzeylerindeki benzerlik, hem de birbirleriyle olan ekonomik- sosyal ilişkilerinin daha yüksek olmasını dikkate alarak oluşturulmuş. Bu nedenle Düzey-2 coğrafi sınıflamasıyla yaptığımız karşılaştırma, daha farklı bilgiler ortaya çıkarabiliyor.
26 bölgenin verdiği göç, aldığı göç, net göç miktarı ve net göç hızlarında 2016 yılında 2015’e göre meydana gelen değişiklikleri, bölgelerin birbirlerine karşı göç alma-verme düzeylerindeki değişimlerle birlikte incelediğimizde öne çıkan başlıca sonuçlar şunlar:

11 Temmuz 2017 Salı

Teşvik bölgesi göç profilinde keskin değişim

TÜİK’in yayınladığı iller arası iç göç verilerinden yaptığımız hesaplamaya göre 2016’da teşvik bölgelerinin içgöç profilinde daha önce görülmemiş ölçüde keskin bir değişiklik meydana geldiği ortaya çıktı.
En çarpıcı değişiklik sosyo-ekonomik açıdan en gelişmiş illerden oluşan 1. Bölge ile ikinci derecede en geri illerden oluşan 5. Bölge’de ortaya çıktı.

30 Mayıs 2017 Salı

Aile kurumunu yoksulluk ve göç zayıflatıyor

Son iki yazımızda aile ve hane yapısında son yıllardaki gelişmeleri ele aldık. Bugün aynı konuya bölgeler temelinde bakacağız. Aile ve hane yapısındaki değişimin bölgelere göre nasıl seyrettiğini ve bölgeler arasındaki farkları ele alacağız.
Bölgesel değerlendirmede Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) istatistiki bölge sınıflamasındaki Düzey-1 bölgelerini esas aldık. Düzey-1 bölge sınıflaması 13 bölgeden oluşuyor. Bu sınıflamada Batı Marmara Trakya illeri ile Çanakkale ve Balıkesir’den oluşuyor. Doğu Marmara, Kocaeli, Sakarya, Bursa ve Yalova’nın yanı sıra Bolu, Düzce, Bilecik ve Eskişehir illerini kapsıyor. Batı Anadolu Ankara, Konya ve Karaman’ı, Orta Anadolu ise Kayseri, Sivas, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale ve Yozgat’ı kapsıyor. Ege İzmir, Aydın, Manisa, Muğla, Uşak, Denizli, Kütahya ve Afyon’dan oluşuyor. Kuzeydoğu Anadolu ile Ortadoğu Anadolu coğrafi olarak Doğu Anadolu illerinden oluşuyor.
Değerlendirmeyi aile kurumunun zayıflama ve güçlenmesi açısından yapabilmek için hanehalkı tiplerini iki grupta topladık. Çocuklu ve çocuksuz eşlerden oluşan çekirdek aileler ile geniş aileleri “klasik aile” olarak aynı grupta değerlendirdik. Bunun dışında çoğunluğu parçalanmış ailelerden oluşan tek ebeveynli aileler ile tek başına yaşayanlar ve bir arada toplu yaşayanlardan oluşan haneleri ikinci grupta topladık.
TÜİK’in adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre derlediği 2014 ve 2016 hanehalkı tipi sayılarına göre iki yıllık değişim oranları ile iki yıllık artış miktarlarının hanehalkı tiplerine dağılımını karşılaştırdık.
Bölgelere göre aile yapısındaki değişimde öne çıkan gelişmeler şöyle:

26 Mayıs 2017 Cuma

Aile kurumu en hızlı hangi teşvik bölgesinde zayıfladı?

Salı günü bu köşede aile kurumunda global krizle öne çıkan, ancak daha sonra ekonomideki toparlanmaya rağmen süren zayıflama sürecinin hala etkili olduğunu son verilerle irdelemiştik.
Aile kurumunu zayıflatan sürecin gerisinde kültürel faktörlerin yanısıra temelde başta refah, yoksulluk, gelir dağılımı ve göç gibi sosyo-ekonomik faktörler yatıyor.
Bu çerçevede aile kurumundaki gelişmelere teşvik bölgeleri penceresinden de bakmak, bize teşvik sisteminin etkinliği konusunda bazı ipuçları verebilir. Çünkü teşvik sisteminin temel amacı bölgesel kalkınmayı geliştirme ve bölgeler arasındaki sosyo-ekonomik gelişmişlik farkını azaltmak. Teşvik sisteminin bu alandaki başarısının, aileye de yansıması olması gerekir.

23 Mayıs 2017 Salı

Muhafazakar iktidar döneminde aile kurumu güçlenmemiş, zayıflamış

Aile kurumu 2008-9 krizinde ciddi bir sarsıntı geçirdi. Ekonomi 2010 yılında toparlandı ve sonraki birkaç yıl çok yüksek büyüme hızlarına ulaşıldı. Ama ekonomi toparlanırken, hatta atağa geçerken aile kurumundaki deprem devam etti.
Aile kurumundaki sarsıntı ve erime süreci kendini bir kaç şekilde gösteriyor. Birincisi tek ebeveynli ailelerin sayısı hızla artıyor. Bunun ana nedeni, boşanmaların hızla artması. İkinci nedeni ise eşini kaybeden anne veya babanın tekrar evlenmeyerek çocuklarıyla yalnız yaşamayı tercih etmesi.
Aile kurumundaki erimenin ikinci ayağını tek başına yaşayanların sayısındaki hızlı artış oluşturuyor. Üçüncü ayakta ise aile harici bir arada toplu yaşayanlar bulunuyor. 
Aile kurumundaki zayıflamanın bir boyutu da sadece eşlerden oluşan çocuksuz ailelerin sayısının hızlı artmasında kendisini gösteriyor.

3 Mart 2017 Cuma

Evlenme-boşanma istatistikleri bize ne söylüyor?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre geçen yıl 594 bin 493 evlilik, 126 bin 164 boşanma gerçekleşti. Evlenmelerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1.41, boşanmaların sayısı ise yüzde 4.30 azaldı. Bu veriler, resmi evlilik ve boşanmaları kapsıyor, resmi nikahsız evlilik ve boşanmaları kapsamıyor.
Buna bağlı olarak hem evlenme hızı, hem de boşanma hızı geriledi. Her bin kişilik nüfusa karşılık evlenme sayısını ifade eden kaba evlenme hızı, 0.21 puan gerileyerek binde 7.71’den binde 7.50’ye indi. Bin kişilik nüfusa karşılık boşanma sayısını ifade eden kaba boşanma hızı ise 0.09 puanlık bir gerileme ile binde 1.69’dan binde 1.59’a indi.
Bu verilerin aile kurumunun güçlendiğine mi, yoksa zayıfladığına mı işaret ettiğini anlayabilmek için evlenme ve boşanma sayılarına karşılaştırmalı olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu noktada her 100 evlenmeye karşılık kaç boşanma olduğuna bakmak bize aile kurumunun seyri hakkında bilgi veriyor.

14 Temmuz 2012 Cumartesi

100 milyonluk Türkiye rüyasıyla nereye kadar?


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dünya Nüfus Günü nedeniyle Türkiye ve dünyadaki nüfus eğilimleri hakkında küçük bir rapor yayınladı. TÜİK’in tahminlerine göre Türkiye’nin nüfusu 2050 yılında bile 100 milyona ulaşamayacak. TÜİK tahminlerine göre Türkiye’nin nüfus artış hızı giderek yavaşlayacak ve nüfusu 2050 yılında 94.6 milyon kişiye ulaşacak.
“100 milyonluk Türkiye” sloganı politikacıların, toplumun ulusal grurunu okşamak için oldukça sık kullandıkları kalıp ifadelerden birisi. Uluslararası alanda büyüklük ve güç ifadesi olarak kullanılan bu sloganın dayandığı mantık, “Nüfusumuz fazla olursa, kimse bize kafa tutamaz” şeklinde özetlenebilir. Bu çağda artık nüfus büyüklüğünün, dünya ölçüsünde etkin bir ülke olmaya yetmeyeceği açık. Nüfusun fazla olması, ekonomik ve sosyal olarak gelişmiş ve sağlam bir ülke olmaya yetmiyor.

30 Haziran 2012 Cumartesi

Sezaryende başımıza gelenler, neden Latin Amerika’nın aynısı?


Kürtaj yasağıyla birlikte tartışma gündemimize giren konulardan birisi de sezaryene de yasak veya kısıtlama getirilmesi oldu. Kürtajda yasak tezine herhangi bir şekilde destek verebilecek nitelikte hiçbir istatistiki veri yok, ama sezaryan için durum çok farklı. Son yıllarda sezaryende gerçekten bir patlama yaşandı.
OECD verilerine göre Türkiye’de sezaryen oranı 2006’da yüzde 29.7 düzeyindeydi. Sezaryen oranı 2007’de birden sıçrama yaparak yüzde 36’ya çıktı. Sezaryen’in 2007’de başlayan önlenemez yükselişi, daha sonra da sürdü. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre sezaryenle doğum oranı 2009’da yüzde 45.4’e, 2011’de yüzde 46.6’ya ulaştı. Bu yılın ilk üç ayındaki oran ise yüzde 51.1.
Bu anormal duruma yol açan nedenleri bulmak, sorunun çözümünde birinci adım. 2006’dan sonra kadınlar birden bire sezaryen istemeye mi başladı? Yoksa hükümet sözcülerinin dillendirdiği gibi sebep, hastane ve doktorların 2006'dan sonra birden bire gözünü para hırsı bürümesi mi?

23 Haziran 2012 Cumartesi

Kürtajı bırak, ana çocuk sağlığına bak


Kadınların ve kamuoyunun hükümetin kürtaj yasağı girişimine gösterdikleri tepki, önce konunun soğutulmasına daha sonra da sessizce geri adım atılmasına yol açmış gözküyor. Bundan sonraki uygulamanın nasıl olacağının garantisi olmasa da kadınların tepkisi bir sonuç vermiş gözüküyor.
Kürtaj yasağının dayandırıldığı gerekçeler de son derece çürük gerekçelerdi. Temel iddia, kürtaj ve sezaryenin Türkiye’nin nüfus artışını düşürmek isteyenlerin uluslararası komplosu olduğuydu. Türkiye’nin doğurganlık, kürtaj, ana ve çocuk sağlığı verilerini uluslararası verilerle karşılaştırdığımızda bu durum net olarak ortaya çıkıyor.
  •  Türkiye’de doğurganlık hızı yavaşlasa da gelişmiş dünyanın oldukça üzerinde. Türkiye’de doğurganlık hızı, 2001’de 2.37 iken 2010’da 2.03’e geriledi. Yani her kadının ömür boyu yaptığı ortlama doğum sayısı geriliyor. Buna bağlı olarak genç nüfusun toplam içindeki payı da geriliyor. Ancak buna rağmen Türkiye hala doğurganlık hızı yüksek ve nüfusu en genç ülkeler arasında.

2 Haziran 2012 Cumartesi

Kürtaj tartışmasında rakamlar konuşursa kim haksız çıkar?


Bir haftadır toplumu bölen yeni bir tartışmamız oldu: Kürtaj. Herkes kendi bilgi, inanç ve duruşuna göre birşeyler söylüyor. Gerçeği daha iyi görmek için sözü rakamlara bırakmakta yarar var. Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü ve bu alanda araştırmalar yapan uluslararası kuruluşların tüm dünyadan derlediği veriler bize ne diyor, birlikte bakalım:

Ø                 2008 yılı verilerine göre gelişmiş ülkelerde yılda 6 milyon, gelişmekte olan ülkelerde 38 milyon kadın kürtaj oluyor. Kürtaj oranları gelişmiş ülkelerde biraz daha yüksek olmakla birlikte arada büyük uçurum yok. 2008’de gelişmiş ülkelerde, doğurma çağındaki her bin kadının 24’ü kürtaj olurken, gelişmikte olan ülkelerde bu oran binde 29. Her kıtada, her ülkede, her dinden ve her kültürden insanlar istenmeyen hamilelikle karşılaştıklarında kürtaja başvurabiliyor. Bu veriler, “Kürtajın dini, dili, ırkı, ülkesi yok. Kürtaj insana dair bir olgu ve insan hayatının bir parçası” diyor.

14 Nisan 2012 Cumartesi

Evlilik, kriz yarasını hala kapatamadı

Son ekonomik kriz aile kurumunu teğet geçmedi ve derin bir yara açtı. Krizin aile kurumunda yarattığı hasar, evlenme sayısındaki düşüş ve boşanmalardaki keskin artışla kendini ortaya koymuştu. Kriz sonrasında büyüme iki yıl üst üste çok yüksek düzeylere ulaştı. Buna rağmen evlilikte krizin yarattığı hasar hala sürüyor. Nüfus artışına rağmen evlenme sayısı, kriz öncesinin altında. Buna karşın boşanmalar kriz öncesinin oldukça üzerinde.

Evlenenler azaldı, boşananlar arttı

2008
2011
Değişim (%)
Evlenme adedi
 641 973
 591 582
-7.85
Boşanma adedi
 99 663
 119 343
19.75
Boşanma / evlilik oranı (%)
15.52
20.17
29.95
1000 kişi başına evlenme sayısı
9.03
8.00
-11.41
1000 kişi başına boşanma sayısı
1.40
1.61
15.27


28 Ocak 2012 Cumartesi

Nüfus yaşlanıyor, sosyal güvenlikte sıkıntı artacak

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2011 yılı adrese dayalı kayıt sistemine göre 2011 sonu nüfus verilerini açıkladı. Nüfus verilerini incelediğimizde üç temel eğilim dikkati çekiyor. Birincisi nüfus artış hızı yavaşlıyor. İkincisi nüfus yaşlanıyor. Üçüncüsü kentleşme oranındaki artış yavaşlıyor.
Geçen yıl nüfus artış hızı, 2.49 puanlık bir düşüşle binde 13.49’a indi. Toplam nüfustaki artışa rağmen, nüfustaki yıllık nominal artış miktarı bir önceki yılın altına inmiş durumda. 2010 da nüfus 1 milyon 162 bin kişi artarken, 2011’deki artış miktarı 1 milyon bin kişide kaldı.