31 Mart 2012 Cumartesi

Eğitimde 4+4+4 sistemi, adaletsizliği iyice artıracak

Türkiye’de eğitim sisteminin ana sorunları nicelik ve nitelik olarak yetersiz olması ile adaletsiz olmasıdır.
Nicelik alanında nüfusun ortalama eğitim süresi 6.5 yıldır. Bu OECD ve Avrupa ülkelerine göre çok kısadır. Ortaöğrenimde okullaşma oranı düşüktür. Okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranı ise çok kötü bir düzeydedir. Derslik ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısı çok yüksektir. Nitelik alanında PISA göstergelerine göre öğrencilerin fen, matematik ve okuduğunu anlama alanındaki dereceleri OECD’nin en kötüleri arasındadır.
Adalet alanında ise durum tam anlamıyla içler acısıdır. Eşitsizliğin en yüksek boyuta çıktığı alan eğitimdir. Gelir dağılımında en yoksul yüzde 20’lik grup ile en yüksek yüzde 20’lik grup arasında en büyük uçurum eğitim harcamalarında. En yoksul yüzde 20, eğitime en zenginin ancak 18'de biri kadar harcama yapabiliyor. En yoksul yüzde 20 içinde yer alan aileler, toplam eğitim harcamaları içinde sadece yüzde 3.35 pay alırken, en zengin yüzde 20 eğitim harcamalarının yüzde 60.18’ine sahip.

26 Mart 2012 Pazartesi

Cari açığı kim patlattı: Hükümet mi, vatandaş mı?

Kalkınma Bakanlığı’nın sürdürülebilir büyümede yurtiçi tasarrufların rolü konulu raporuyla birlikte yurtiçi tasarrufların nasıl artırılacağı üzerine tartışmalar arttı. Dünya Bankası’nın katkılarıyla çoğunluğu Türk akademisyenler ile Merkez Bankası ve Kalkınma Bakanlığı uzmanları tarafından hazırlanan rapor, mevcut durumun genel bir resminin çekilmesinin yanısıra bazı politika önerileri sunuyor.
Yurtiçi tasarruf dinamiklerinin nasıl geliştiği, tasarrufları artıran ve azaltan faktörlerin neler olduğu ve çözüm önerileri konusunda raporda şimdiye dek duymadığımız pek yeni bir fikir yok. Onyılladır bu konu ne zaman gündeme gelip tartışılsa, benzer tesbit ve öneriler ortaya çıkar.
Rapor, özel tasarrufların düşük kalmasında gelir dağılımı, yüksek işsizlik, düşük işgücüne katılım oranı, kadın istihdamının düşük olması, düşük eğitim düzeyi ve yüksek kayıtdışılık gibi sosyo ekonomik sorunların etkisini kabul ediyor. Buna karşın rapor, iş çözüm önerilerine gelince, sosyo ekonomik sistem ve ekonomi politikalarını eleştirmeyi kaçınılmaz olarak gerektiren bu konulara girmiyor. Öneriler, bu temel alan yerine ağırlıklı olarak finansal alandaki mikro önlemlerle sınırlandırıyor.

24 Mart 2012 Cumartesi

İş kazalarını ancak güçlü sendika durdurur

Osmaniye’deki baraj kazasının hemen ardından İstanbul’da yaşanan 11 inşaat işçisinin hayatını kaybettiği yangın filaketi iş kazaları ve iş güvenliği konusunu tekrar gündeme taşıdı. Çeşitli kesimler olaşın suçluları, nedenleri üzerine farklı açıklamalar yaptı. Bakanlık yetkilileri denetimlerin artırılacağından ve acil olarak çıkartılacağı söylenmesine rağmen aylardır bekleyen yasanın artık çıkarılacağını söylediler.
Çalışma Bakanlığı’nın elinde tarafların üzerinde uzlaşma sağladığı bir İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı var. Başbakan Erdoğan eylül ayında İstanbul’da yapılan 19. İş Sağlığı ve ve Güvenliği Kongresi’nde bu tasarının ivedilikle yasalaşacağını söyledi. Ancak aradan 6 ay geçmiş olmasına rağmen değişen bir şey yok. Ama bu arada örneğin MİT mensuplarının yargılanmasını düzenleyen bir yasa birkaç gün içinde çıkartılabildi. Eğitim sistemi gibi çok taraflı ve devasa bir alanda bir yasa, taraflarla bile görüşülmeden neredeyse çıkmak üzere.
Konu iş güvenliğine gelince yasalar da denetimler de ayak sürüyor. Ama bu arada kazalar ve ölümler hiç de ayak sürümüyor.

17 Mart 2012 Cumartesi

TÜİK yoksulluk verilerini derin dondurucuya attı

Gazetelerde dün Adana’da 26 yaşında genç bir kadının, biri 6 yaşında diğeri sadece 6 aylık iki çocuğunu geride bırakarak kendini astığını okuduk. Emine Akçay’ın evinde inceleme yapan polis, “Evde yağ bile yok” dedi. Komşuları bebeği üşüyen genç kadının son 6 lirası ile odun almak istediğini, oduncunun “6 liraya odun mu olur?” diyerek kendisine para almadan 10 kg odun verdiğini anlattılar.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), tam da gazetelerde genç bir kadının yoksulluktan intihar ettiği haberlerini okuduğumuz gün, yoksulluk verilerini “açıklamayacağını” açıkladı. TÜİK 2010 yılı yoksulluk göstergesi olarak sadece 6 rakam açıklamakla yetindi. Satınalma gücü paritesine göre günlük harcama miktarı 2.15 dolar ve 4.3 doların altında olanların toplam nüfus içindeki payları Türkiye, kent ve kır ayrımında açıklandı.
Oysa daha önceki yıllarda yoksulluk konusunda açıklanan tablo sayısı bile, bu yıl açıklanan rakam sayısından fazlaydı. 2.15 ve 4.3 dolar sınırına göre hesaplananların dışında TÜİK’in daha önce açıklayıp da bu yıl açıklamadığı veriler arasında şunlar yer alıyor.

12 Mart 2012 Pazartesi

Sanayi üretimindeki yavaşlama neyin sinyalini veriyor?

Ocak ayı sanayi üretimi, beklentilerin altında kaldı. Sanayi Üretimi Endeksi’nin yıllık artış hızı ocakta yüzde 1.48’e geriledi. Sanayi üretimi artış hızı, Kasım 2009’dan bu yana son 26 ayın en düşük hızı. Yani 2008-2009 krizinden çıkıldıktan sonraki en düşük üretim artış hızı ile karşı karşıyayız. Takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksi de Ekim 2009’dan bu yana 27 aydır ilk kez bir önceki yıla göre düşüş gösterdi.
Aylık değişimlere bakarsak, sanayi üretimi aralık ayına göre yüzde 14.96’lık bir düşüş gösterdi. Ancak sanayi üretiminin aralığa göre düşüş göstermesi, mevsimsel bir özellik. Bu nedenle mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endekse bakmak daha iyi bir fikir verebilir. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endeks de aralık ayına göre yüzde 3.05 düştü. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endekste Ocak 2009’dan bu yana yani 36 aydır, bu kadar yüksek bir düşüş görülmemişti.

10 Mart 2012 Cumartesi

Çalışanlar, üretim ve cirodaki artıştan payını alamadı

Ekonomi iki yıldır üst üste çok hızlı büyüme kaydetti. Türkiye, büyüme hızında 2010’da olduğu gibi 2011’de de dünyada ilk sıralarda yer aldı. Bu büyüme istihdamda da önemli bir artışı beraberinde getirdi. Ancak hızlı büyümeyi sırtlayan çalışanların, büyümeden paylarını yeterince aldıklarını söylemek zor. Hatta çalışanlar aleyhine olan bu dengesizlik 2010 yılına göre daha da arttı.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıklaığı üretim, ciro, istihdam, çalışılan saat ve ücret-maaş endekslerinin 2011 yılındaki seyrini karşılaştırdığımızda, çalışanlar aleyhine olan bu dengesizliği görebiliyoruz. Sanayi sektörleri için bu endekslerin tamamı elimizde. Ticaret ve hizmet sektörleri ile inşaat sektöründe yılın son çeyreğine ilişkin veriler henüz açıklanmadı. Ancak yılın ilk üç çeyreğine ilişkin verilere baktığımızda, bu sektörlerdeki girişi de görmek mümkün.

5 Mart 2012 Pazartesi

Ekonomik kriz tekelleşmeyi nasıl etkiledi?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), sanayi ve hizmet sektörlerinde yoğunlaşmaya ilişkin 2009 yılı verilerini yayınladı. Bu veriler, sektörleri yoğunlaşma düzeyleri bakımından karşılaştırmamıza imkan veriyor.
Sektördeki ilk 4 girişimin sektör cirosunun yüzde 70’ten fazlasına sahip olması durumunda sektördeki yoğunlaşma, yani tekelleşme “çok yüksek”, yüzde 50-70 arasındaysa “yüksek” kabul ediliyor. Bu oran yüzde 30-50 arasındaysa yoğunlaşma düzeyi “orta”, yüzde 30”dan düşük ise “düşük” sayılıyor.
TÜİK 2009 yılı araştırmasında, 2008 yılında kullandığı sektör sınıflamasını değiştirdiği için iki yılın verilerini karşılaştırmada güçlükler var. Ancak yine de birçok alt sektör büyük ölçüde çakıştığı için 2008 ve 2009 yılları arasındaki değişimi anlamak mümkün.
Verileri incelediğimizde 2009’daki ekonomik krizin, sektörlerdeki yoğunlaşma eğilimini farklı şekillerde etkilediği görülüyor.

3 Mart 2012 Cumartesi

Kriz ve düşük ücret, işgücüne katılımı hızlandırdı

Türkiye İstatistik Kurumu 2011 yılı istihdam verilerini açıkladı. Yüksek büyüme hızına bağlı olarak istihdam artışı da yüksek seyretti. Buna paralel olarak işsizlik oranı 2010’daki gibi 2.1 puan daha gerileyerek yüzde 9.8’e indi. Az farkla tek haneye inen işsizlik oranı, aynı zamanda kriz öncesi düzeyin de altına gerilemiş oldu.
İstihdam hareketlerinde son dönemin en çarpıcı gelişmelerinden birisi işgücüne katılımın hızlanması oldu. Burada kadınların da önemli bir payı var. İşgücüne katılım eğiliminde, son krizle birlikte çok keskin bir dönüş ortaya çıktı. 2009’dan bu yana işgücüne dahil nüfustaki artış, çalışma çağı nüfusundaki artışın üzerine çıktı. Yani çalışma çağına gelenlerin ezici çoğunluğu, işgücüne katılırken, eskiden çalışacak durumda olmasına rağmen çalışmayanlar da iş aramaya başlamışlar.