İstihdam düzeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstihdam düzeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2017 Cuma

İstihdam seferberliğinin ilk yarı karnesi

İstihdam seferberliği, referandum takvimiyle ekonomi gündeminin ilk sıralarına yerleşti. Görünürde istihdamın artması için dört koldan çaba harcanıyor. 
Doğrudan istihdam artışını hedefleyen SGK primi desteği, prim erteleme gibi planların yarı sıra çeşitli adlar altında piyasaya sürülen teşvik paketleri birbirini izliyor. Bu önlemleri vergi ve prim borcu afları tamamlıyor.
Bankacılık alanında Kredi Garanti Fonu planı ve banka bilançolarında tanım değişiklikleri yoluyla kredilerin hızla artırılması dolaylı yoldan ciddi bir istihdam desteği uygulaması.
Bunları bütçe açığında hızlı artış pahasına kamu harcamalarını artıran politikalar tamamlıyor. Bunun faturası geçen yılın ilk 7 ayında 1.28 milyar TL fazla veren bütçenin, bu yıl 24.3 milyar dolar açık vermesi oldu. Sosyal güvenlik açığının finansmanı için bütçeden aktarılan kaynak miktarı da yüzde 118 artarak 22.8 milyar lirayı aştı.
Bu faturalara karşın istihdam cephesindeki performansın geçmiş yıllara göre pek farklı olduğunu söylemek mümkün değil. Hatta bazı noktalarda geçmiş yıllardan daha kötü bir performans var. İyimser yaklaşımla söylenebilecek tek şey, “Bunlar da olmasaydı işsizlik çok daha korkutucu şekilde artardı” olabilir.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Yunanistan’ı memur maaşı değil, politik yolsuzluklar batırdı


Grev hakkı olmadığı için bir oyundan farkı kalmayan kamu çalışanlarının toplusözleşme tartışmaları sırasında hükümet sözcülerinin komik zam önerilerini savunmaya çabalarken en fazla kullandıkları gerekçelerden birisi “Fazla zam verirsek Yunanistan’a döneriz” iddiası oldu.  Hükümet sözcüleri “Memur zammı bizi Yunanistan’a çevirir” iddiasını yüksek sesle tekrarlayıp dururken, vergi kaçakçılarına yeni bir af tasarısı sessiz sedasız Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçirildi. Hükümetin yeni tasarısı, vergi kaçakçılarına büyük indirimler ve uzun taksit imkanları sunan son vergi affının taksitlerini bile ödemeyenler için yeni fırsatlar sunacak. Oysa Yunanistan’ı memur maaşları değil, tam da vergi kaçakları ve yolsuzluklar bu hale düşürdü.
Yunanistan kriziyle ilgili çarpıtlamaların başında “Yunanlılar tembel. Az çalışıp çok harcıyorlar” iddiası geliyor. Oysa OECD verileri bunun tam tersini gösteriyor. Yunanlılar OECD içinde Güney Koreliler’den sonra en fazla çalışan ulus. 2010 verilerine göre Yunanistan’da bir kişi yılda ortalama 2 bin 109 saat çalışıyor. Yani ortalama bir Yunanlı, bir Alman’dan yılda 690 saat ve yüzde 49 daha fazla çalışıyor.

20 Mayıs 2012 Pazar

Memura yüzde 3+3 zam teklifinin adaleti yok


12 Eylül referandumu ile memurlar için gelen toplusözleşme “hakkı”nın, 12 Eylül darbesi artığı eski anayasadaki uygulamadan temelde bir farkı olmayacak. Yine hükümetin dediği olacak. Çünkü son sözü başkanı ile çoğunluğunu hükümetin atadığı bir kurul söyleyecek. Çalışanın grev hakkı olmayınca adına ister toplu görüşme, ister toplu sözleşme deyin, olayın bir tiyatro oyunundan farkı kalmıyor.
Böyle olunca hükümet de tiyatro sahnesini, anayasa değişikliği öncesi olanlardan hiçbir farkı olmayan bir oyunla başlattı. Hükümet adına Çalışma Bakanı Faruk Çelik, memurlara 2012 yılı için yüzde 3+3, 2013 yılı için ise yüzde 2+3 zam teklif ettiklerini açıkladı. Çelik teklifin, yüzde 5’lik enflasyon hedefine ve 2012-14 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Plan’a (OVP) uygun olduğunu söyledi.
Şimdiye kadar ne enflasyon hedefinin, ne de OVP hedeflerinin hemen hemen hiçbirinin tutturulamadığı ortadayken, hükümetin memurların önüne aynı gerekçeyi koyma rahatlığını göstermesi, memurların grev silahının olmamasından kaynaklanıyor.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

İŞKUR verilerine göre TÜİK, işsizliği yarı yarıya düşük hesaplıyor


İşsizlik TÜİK’in en fazla tartışılan verisi haline geldi. Tarımda verimlilik düşerken istihdamın sürekli bir şekilde artıyor olması en ciddi soru işaretlerinden birisi oldu. Ekonomik ve sosyal konjonktürde bir değişiklik olmadığı halde bu yıl işgücüne katılım eğiliminin önceki iki yıla göre radikal bir değişiklik göstermiş olması da yeni bir tartışma konusu. Çünkü bu değişiklik sayesinde, son aylarda istihdam düşmesie rağmen işsizlik artmadı. Bu yıl çalışmayı bırakarak eve dönem kadın sayısının geçen yılın iki katına çıkması, istihdamdaki azalmaya rağmen işsizliğin artmasını önlemiş gözüktü.
Daha önce irdelediğimiz bu iki nokta gibi kafa karıştıran üçüncü bir nokta da TÜİK’in işsizlik verileri ile İŞKUR’un kayıtlı işsiz verileri arasındaki uyumsuzluk. Bu uyumsuzluk küçük boyutta olsa, iki kurumun kayıt ve hesaplama yöntemlerinin farklı olması nedeniyle olağan karşılanabilir. Ancak aradaki fark, iki kurumun da verileri hakkında soru işareti yaratacak kadar büyük.

28 Nisan 2012 Cumartesi

Sıfırcı gençlik neyin habercisi?


Üniversite sınavlarının birinci aşaması olan Yüksek Öğretime Geçiş Sınavları'nın (YGS) sonuçları, eğitim sisteminin neresinden tutsanız elde kalacak kadar kötü bir durumda olduğunu bir kez daha tescilledi. Öğretim sistemi nitelik açısından yerlerde sürünürken büyük bir eşitlizliği de içinde yaşatıyor ve durum her yıl daha da kötüye gidiyor.
Önce YGS sonuçlarının nasıl bir manzara çizdiğine bakalım:
  • Ham puanı 0.5'ten küçük olduğu için puanı hiç hesaplanman aday sayısı 50 bini aştı. Sınavı geçerli sayılan öğrenci sayısı 2010'a göre yüzde 23 artarken, sıfırcı öğrenci sayısı yüzde 259 arttı.
  • Özellikle matematik ve fen alanında tam bir başarısızlık var. 40 soruluk sınavda fende ham puan ortalaması 3.56. Yani 10 üzerinden not verilmeye kalkılsaydı adayların ortalama notu 1'in bile altında olacaktı. Ortalama ham puanlar matematikte 6.92, sosyalde 11.63, Türkçe'de 18. Bunları 10 üzerinden notlara çevirirsek matematiğe 2, sosyale 3, Türkçe'ye de ancak 4.5'ten 5 vermemiz gerekecekti.

26 Mart 2012 Pazartesi

Cari açığı kim patlattı: Hükümet mi, vatandaş mı?

Kalkınma Bakanlığı’nın sürdürülebilir büyümede yurtiçi tasarrufların rolü konulu raporuyla birlikte yurtiçi tasarrufların nasıl artırılacağı üzerine tartışmalar arttı. Dünya Bankası’nın katkılarıyla çoğunluğu Türk akademisyenler ile Merkez Bankası ve Kalkınma Bakanlığı uzmanları tarafından hazırlanan rapor, mevcut durumun genel bir resminin çekilmesinin yanısıra bazı politika önerileri sunuyor.
Yurtiçi tasarruf dinamiklerinin nasıl geliştiği, tasarrufları artıran ve azaltan faktörlerin neler olduğu ve çözüm önerileri konusunda raporda şimdiye dek duymadığımız pek yeni bir fikir yok. Onyılladır bu konu ne zaman gündeme gelip tartışılsa, benzer tesbit ve öneriler ortaya çıkar.
Rapor, özel tasarrufların düşük kalmasında gelir dağılımı, yüksek işsizlik, düşük işgücüne katılım oranı, kadın istihdamının düşük olması, düşük eğitim düzeyi ve yüksek kayıtdışılık gibi sosyo ekonomik sorunların etkisini kabul ediyor. Buna karşın rapor, iş çözüm önerilerine gelince, sosyo ekonomik sistem ve ekonomi politikalarını eleştirmeyi kaçınılmaz olarak gerektiren bu konulara girmiyor. Öneriler, bu temel alan yerine ağırlıklı olarak finansal alandaki mikro önlemlerle sınırlandırıyor.

24 Mart 2012 Cumartesi

İş kazalarını ancak güçlü sendika durdurur

Osmaniye’deki baraj kazasının hemen ardından İstanbul’da yaşanan 11 inşaat işçisinin hayatını kaybettiği yangın filaketi iş kazaları ve iş güvenliği konusunu tekrar gündeme taşıdı. Çeşitli kesimler olaşın suçluları, nedenleri üzerine farklı açıklamalar yaptı. Bakanlık yetkilileri denetimlerin artırılacağından ve acil olarak çıkartılacağı söylenmesine rağmen aylardır bekleyen yasanın artık çıkarılacağını söylediler.
Çalışma Bakanlığı’nın elinde tarafların üzerinde uzlaşma sağladığı bir İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı var. Başbakan Erdoğan eylül ayında İstanbul’da yapılan 19. İş Sağlığı ve ve Güvenliği Kongresi’nde bu tasarının ivedilikle yasalaşacağını söyledi. Ancak aradan 6 ay geçmiş olmasına rağmen değişen bir şey yok. Ama bu arada örneğin MİT mensuplarının yargılanmasını düzenleyen bir yasa birkaç gün içinde çıkartılabildi. Eğitim sistemi gibi çok taraflı ve devasa bir alanda bir yasa, taraflarla bile görüşülmeden neredeyse çıkmak üzere.
Konu iş güvenliğine gelince yasalar da denetimler de ayak sürüyor. Ama bu arada kazalar ve ölümler hiç de ayak sürümüyor.

10 Mart 2012 Cumartesi

Çalışanlar, üretim ve cirodaki artıştan payını alamadı

Ekonomi iki yıldır üst üste çok hızlı büyüme kaydetti. Türkiye, büyüme hızında 2010’da olduğu gibi 2011’de de dünyada ilk sıralarda yer aldı. Bu büyüme istihdamda da önemli bir artışı beraberinde getirdi. Ancak hızlı büyümeyi sırtlayan çalışanların, büyümeden paylarını yeterince aldıklarını söylemek zor. Hatta çalışanlar aleyhine olan bu dengesizlik 2010 yılına göre daha da arttı.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıklaığı üretim, ciro, istihdam, çalışılan saat ve ücret-maaş endekslerinin 2011 yılındaki seyrini karşılaştırdığımızda, çalışanlar aleyhine olan bu dengesizliği görebiliyoruz. Sanayi sektörleri için bu endekslerin tamamı elimizde. Ticaret ve hizmet sektörleri ile inşaat sektöründe yılın son çeyreğine ilişkin veriler henüz açıklanmadı. Ancak yılın ilk üç çeyreğine ilişkin verilere baktığımızda, bu sektörlerdeki girişi de görmek mümkün.

3 Mart 2012 Cumartesi

Kriz ve düşük ücret, işgücüne katılımı hızlandırdı

Türkiye İstatistik Kurumu 2011 yılı istihdam verilerini açıkladı. Yüksek büyüme hızına bağlı olarak istihdam artışı da yüksek seyretti. Buna paralel olarak işsizlik oranı 2010’daki gibi 2.1 puan daha gerileyerek yüzde 9.8’e indi. Az farkla tek haneye inen işsizlik oranı, aynı zamanda kriz öncesi düzeyin de altına gerilemiş oldu.
İstihdam hareketlerinde son dönemin en çarpıcı gelişmelerinden birisi işgücüne katılımın hızlanması oldu. Burada kadınların da önemli bir payı var. İşgücüne katılım eğiliminde, son krizle birlikte çok keskin bir dönüş ortaya çıktı. 2009’dan bu yana işgücüne dahil nüfustaki artış, çalışma çağı nüfusundaki artışın üzerine çıktı. Yani çalışma çağına gelenlerin ezici çoğunluğu, işgücüne katılırken, eskiden çalışacak durumda olmasına rağmen çalışmayanlar da iş aramaya başlamışlar.

4 Şubat 2012 Cumartesi

Sendikalaşmanın önüne neden baraj konuyor?

Başbakan ile Çalışma Bakanı’nın Türk-İş Başkanı ile diğer konfederasyonları dışlayarak yaptıkları gece toplantısı sonrasında hükümet Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı’nı Meclis’e gönderdi. Daha önce Çalışma Bakanlığı, işveren ve işçi konfederasyonlarının daha önce üzerinde mutabık kaldığı bir dizi nokta tasarıda yer almadı. Yapılan açıklamalardan hükümetin, Türkiye’de sendikal hakların Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarına yükselmesini, “ekonomik ve sosyal olarak uygun bulmadığı” anlaşılıyor.
Tartışmanın en alevli konularından birisi toplusözleşme yetkisi için konan baraj. ILO standartlarına göre böyle bir baraj olmaması gerekiyor. Daha önce üzerinde uzlaşılan taslakta sendikalar için ülke barajı binde 5 olmasına karşın, hükümetin tasarısında bu oran 6 kat artırılarak yüzde 3’e çıkartıldı.

21 Ocak 2012 Cumartesi

‘İş’e yaramayan üniversite eğitimi

Ataması yapılmayan öğretmenler sorunu, eğitim sistemizin çarpıklığını ortaya koyan örneklerden birisi olarak gündemdeki yerini koruyor. Mevcut sistemde üniversite eğitimi ile istihdam arasındaki ilişkinin ne kadar bozuk kurulduğunu gösteren örneklerden birisi de fen edebiyat fakültesi (FEF) mezunları alanında yaşanıyor.
FEF mezunları son günlerde seslerini duyurabilmek için çeşitli çabalar sürdürüyorlar. FEF mezunları, memur atamalarında kendilerine ayrılan kadro sayısının azalarak artık yok olma noktasına geldiğini dile getiriyorlar. Ocak 2011 atamasında 4 bin 300 lisans diplomalı kadronun 220’si, haziran atamasında 17 bin 100 lisans diplomalı kadronun 148’i, kasım atamasında ise 3 bin 800 kadronun sadece 36’sı FEF mezunlarına ayrılmış. Bu yüzden KPPS’de yüksek puanlar alan arkadaşlarının bile işe girme şansı bulamadığından şikayetçiler.

31 Aralık 2011 Cumartesi

Asgari ücretli, büyümenin yükünü omuzluyor ama payını alamıyor

Haberlerin “Asgari Ücret Tesbit Komisyonu, 2012 yılı asgari ücret düzeylerini tesbit etti” diye başlamasanı karşın, artık işin her yıl tekrarlanan bir tiyatro olduğunu herkes kanıksadı. Çünkü biliyoruz ki gerçekte asgari ücreti, adını verdiği komisyon değil, hükümet tesbit ediyor. Asgari Ücret Tesbit Komisyonu’nda görünüşte, işçi ve işveren temsilcileri de var ama çoğu zaman sendikaların talep ve önerileri o kadar dışlanıyor ki, sendikalar komisyon toplantılarına bile katılmayı gereksiz buluyorlar.

10 Aralık 2011 Cumartesi

OECD de itiraf etti: Globalleşme, gelir dağıımını bozuyor

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) “Eşitsizlik neden artmaya devam ediyor?” konulu kapsamlı bir araştırma raporu yayınladı. Raporun kapağına konan grafik Wall Street’i İşgal Et eylemcilerinin kullandığı sloganlardan esinlenmiş: Nüfusun en zengin yüzde 1’inin bindiği uçan balon yükselmeye devam ederken, yüzde 99’un bindiği balon yere çakılmış; yere saçılan insanlar havalanmaya devam eden yüzde 1’e öfkeyle bakıyorlar.
Gıda fiyatlarındaki aşırı artış, dünyanın birçok ülkesinde kriz düzeyine gelen açlık sorunu ve tüm dünyada artan gelir dağılımı adaletsizliği G-20, IMF ve OECD gibi uluslararası yapıların önemli gündem maddeleinden birisi haline geldi. Konunun global krizi altetme arayışlarının bir parçası haline gelmesi, artan açlık, yoksulluk ve eşitsizliğin yaratacağı toplumsal tepkinin globalleşmeye ve mevcut sisteme zarar vereceği korkusu. OECD’nin gelir eşitsizliğindeki artışın nedenlerini irdeleyen bir rapor hazırlamasının nedeni de bu.
Ancak OECD araştırmasının ortaya koyduğu sonuçlar, ilginç ve ironik bir durum yaratıyor. Çünkü eşitsizliğin globalleşmeye zarar vermesini önlemek için sorunun nedenlerini araştıran OECD, eşitsizliğin başlıca nedenlerinin bizzat globalleşmenin kendisinin olduğunu, geliştirilen neo-liberal ekonomik ve sosyal politikalar olduğunu itiraf ediyor. Yani ortada ilginç bir açmaz var: Globalleşmeyi korumak için eşitsizliği azaltmak lazım, eşitsizliği azaltmak içinse globalleşmenin temelenin oluşturan neo-liberal politikalardan vazgeçmek lazım!

10 Ekim 2011 Pazartesi

Kadının sırtındaki bıçakta kim(ler)in parmak izi var?

Habertürk’ün manşetten büyük bir fotoğrafla verdiği Şefika Etik cinayeti haberi, bir yandan medya etiği tartışması, diğer yandan da kadına şiddete karşı yapılması gerekenler konusunda bir yüzleşme tartışması başlattı. Gören herkesi sarsan haberin aslında “sıradan” bir hikayesi var. Evde sürekli şiddet uygulayan işsiz bir koca, dayanamayarak sığınma evine sığınan ama kocası tarafından kandırılarak tekrar eve dönmesi sağlanan bir kadın, eve döner dönmez yeniden başlayan dayak ve son noktada sırtına saplanmış ekmek bıçağıyla yarı çıplak yere serilmiş cansız bir kadın bedeni…
Bu resim, sadece gözü dönmüş cani bir kocanın eseri değil. Kadını güçsüzleştiren, çaresizliklere hapseden bir ekonomik ve sosyal sistemin ürünü.

31 Aralık 2010 Cuma

Asgari ücretli büyümeden payını alamıyor

Yeni yılda uygulanacak asgari ücret miktarı yine hükümet ve işveren kesimleri tarafından belirlendi. İşçi sendikalarının hiçbirisi asgari ücretin miktarını da, belirleme yöntemini de doğru bulmuyor. Her yıl aynı senaryo tekrarlandığına göre Asgari Ücret Tesbit Komisyonu, fiilen geçersiz bir yapı haline gelmiş durumda. Komisyonun asgari ücretin hükümet, işveren ve işçi temsilcileri tarafından ortaklaşa tesbit edildiği görüntüsünü vermekten başka bir işlevi kalmamış durumda.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Dünya değişti, IMF reçetesi 40 yıldır değişmedi


Geçtiğimiz hafta IMF’nin 4. Madde kapsamında hazırladığı Türkiye raporu açıklandı. IMF raporunun mali kuralın gecikmeden yasalaştırılması isteği dışındaki önerileri pek tartışma gündemine gelmedi. IMF, bütçeden para politikasına, bankacılıktan çalışma yaşamına kadar değişik alanlarda çeşitli reçeteler ortaya koyuyor.
IMF’nin değişik sorunlar için ortaya koyduğu çözüm önerileri içinde en somut olanlarının emek kesiminin aleyhine düzenlemeler olması dikkat çekiyor. IMF, cari açığı Türkiye ekonomisinin en fazla risk oluşturan sorunu olarak görüyor. Buna karşı önerdiği çözüm ise asgari ücretin düşürülmesi, işten çıkarmaların kolaylaştırılması.
IMF ve reçeteleri, 1970’ten bu yana 40 yıldır Türkiye’nin en temel gündemlerinden birisi oldu. 40 yılda sayısız stand-by anlaşması, sayısız IMF reçetesi gördük, geçirdik. Bu süre içinde dünya altüst oldu; Sovyet bloku dağıldı; iletişim, bilişim ve diğer teknolojik gelişmeler sosyal hayatı ve ekonomiyi bambaşka yerlere getirdi; finans piyasaları bir başka boyut ve hız kazandı; dünya ekonomisi, çok uluslu dev şirketlerin yönetiminde yeniden yapılandı; dünya tarihinin en kapsamlı ve karmaşık krizlerinden birisinin içine yuvarlandı...
Herşey altüst olurken ve boyut değiştirirken IMF reçetelerinin değişmediğini görmek, müthiş bir çelişki ama şaşırtıcı değil. 1970’te de reçetenin özü, krizin faturasını emek kesiminin sırtına yıkmaya dayanıyordu, 2010’da da...
İşte IMF’nin 2010 yılında önümüze koyduğu reçete:
ÇALIŞMA YAŞAMI – “Asgari ücret, Türkiye’nin eşi olan ülkelere göre çok yüksek.” IMF’nin Türkiye’nin eşi olarak gördüğü ülkeler ise Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Baltık ülkeleri. “Asgari ücret düşürülmeli. Doğu, Güneydoğu gibi daha yoksul bölgelerde daha düşük bölgesel asgari ücret uygulanmalı. Kıdem tazminatı düşürülmeli. Emeklilik yaşının yükseltilmesinde geçiş süreci hızlandırılmalı. İşgücü piyasası esnekleştirilmeli, yani işten çıkarmalar kolaylaştırılmalı, taşeronlaştırma ve geçici istihdam benzeri uygulamalar geliştirilmeli.” Sözkonusu esneklik uygulamalarının çalışanların sosyal haklarını ve örgütlenme imkanlarını zaafa uğratacağı biliniyor.
MALİYE POLİTİKASI –Mali kural yasası gecikmeden çıkartılmalı ve 2011 bütçesinde uygulanmalı. 2010’daki gelir artışı, tasarruf edilmeli. Mali kural, yıliçi düzeltici önlemler, bütçe hazırlık ödeneklerinin daha muhafazakar tutulması ve yerel yönetimlerle koordinasyona ilişkin mekanizmalarla güçlendirilmeli. Krize karşı alınan mali destek programları geri çekilmeli.” IMF ayrıca mali kural formülündeki orta vadeli büyüme hızının yüzde 5, değil 4 olmasını daha uygun buluyor. Bu da bütçenin, mali kural tasarısının öngördüğünden bile daha az büyüme dostu olması, yatırım ve kamu çalışanlarının maaşları konusunda daha tutucu olması anlamına geliyor
PARA POLİTİKASI –Piyasadaki fazla likidite çekilmeli ve geniş bir parasal sıkılaştırmaya gidilmeli. Günlük döviz alım ihalelerinde miktar yükseltilmeli.” Bunları Merkez Bankası zaten uygulamaya sokmuş bulunuyor. IMF uzmanları, Merkez Bankası’nın faiz artırımına başlamasını da öneriyor, ancak bu öneriye IMF direktörlerinin çoğunluğu katılsa da tamamı katılmıyor.
BANKACILIK –Kriz döneminde gevşetilen kredi ve likidite kuralları hızla sıkılaştırılmalı, denetim sistemi güçlendirilmeli, bankalar daha güçlü bir stres testinden geçirilmeli.”