Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2018 Salı

5 soruda McKinsey planının önü arkası


1- McKinsey ne tür işler yapıyor?
McKinsey, dünyanın en büyük ve en etkin yönetim danışmanlığı firmalarından birisi. Şirketlerden devletlere, kamu kurumlarına kadar farklı kesimlere yönetim danışmanlığı hizmetleri veriyor. Sadece ekonomi alanında şirketlerin stratejileri veya hükümetlerin ekonomi politikaları konusunda değil devlet yapısı, siyasi yönetim alanlarında da hizmet verdiği oluyor.
Bu çalışma sırasında hizmet verdiği şirketin veya kurumun tüm verilerini alıp kullanabiliyor.
Bu hizmetini milyon dolarlarla ifade edilen yüksek ücretlerle yapıyor.

2- McKinsey’in karnesi nasıl?
McKinsey, dünyanın en büyüklerinden, en deneyimlilerinden birisi olmasına karşın milyonlarca dolara sattığı reçetelerin başarısı garanti değil. Tam tersine tarihe geçmiş başarısız şirket operasyonlarında McKinsey’in imzası var.

3 Temmuz 2018 Salı

Devlette yeni düzenin şifreleri

Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kesin sonuçları birkaç gün içinde ilan edilecek. Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başlamasıyla, aynı zamanda yeni anayasa tüm hükümleriyle yürürlüğe girmiş olacak.
Yeni anayasanın yürürlüğe girmesiyle devlet şimdiye kadar olduğundan çok farklı yönetilecek. Ama bu tam olarak özümsenmiş değil. Hala yasama ve yürütmeye ilişkin çeşitli konular ele alınırken mantık hala eski sisteme göre çalışabiliyor.
Devlet işleyişi ve siyasi hayatımızı en fazla etkileyecek değişimleri şöyle sıralayabiliriz:

29 Haziran 2018 Cuma

AKP, MHP desteğine mecbur mu?

Seçimlerin ardından Meclis’teki sandalye dağılımı yaklaşık olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Hiçbir parti tek başına çoğunluğa sahip değil. Cumhur İttifakı’nın toplamı ancak çoğunluk sağlayabiliyor.
Yeni Anayasada Meclis çalışmalarına ilişkin sayısal sınırlar ile partilerin milletvekili dağılımını karşılaştırınca, mevcut oy dengeleri ile ortaya şöyle bir çerçeve çıkıyor:
* Meclis Genel Kurulu’nun toplanabilmesi için en az 200 milletvekili gerekiyor. Bu durumda AKP hariç hiçbir parti tek başına Meclis’in toplanmasını sağlayamaz.
* Yasaların kabulü için asgari 151 milletvekilinin oyunu gerekiyor. Bu da AKP dışında hiçbir partinin tek başına yasa çıkaramayacağı anlamına geliyor. (Genel Kurul’a katılan milletvekili sayısı 301’in üzerine çıkarsa, yasanın kabulü için salt çoğunluk gerektiğinden 151 oy sınırı da yükselmiş olacak.)
* Cumhurbaşkanı’nın veto ettiği yasaların aynen kabulü için 301 oy gerekiyor. Bunun için ya AKP’nin katılımı ya da AKP dışındaki tüm partilerin birleşmesi gerekiyor.
* Anayasa’da değişiklik teklifi vermek için gerekli imza sayısı 200. AKP dışında hiçbir partinin tek başına bu sayıyı bulma şansı yok. Millet İttifakı’nın da bu sınırı geçmek için dışarıdan 11 milletvekilinin desteğini alması gerekiyor.

26 Haziran 2018 Salı

Vaatleri unutun, acı ilaca hazır olun

Tarihi bir seçimi geride bıraktık. Bu seçimle anayasa değişikliklerinin tamamı yürürlüğe girmiş oldu. Artık Türkiye yeni bir rejimle yönetilecek.
Tarihi önemdeki bu seçim aynı zamanda ani bir seçimdi. Ekonomideki kötü gidişat, seçimleri 16 ay erkene almaya ve sıkıştırılmış bir takvimle kısa sürede yapmaya zorladı.
Seçim kampanyaları sırasında iktidardan muhalefete türlü türlü vaatler ortaya döküldü. Vaatler birbiriyle yarışırken partilerin ekonomik ve sosyal programları neredeyse hiç konuşulmadı.
Oysa ekonominin içinde bulunduğu durum, vaatlerden çok partilerin bu sorunların üstesinden gelmek için nasıl bir politika çerçevesi, nasıl bir yol haritası önerdiklerini tartışmayı gerektiriyordu. Partiler, bu temel ihtiyaçtan uzak durmayı tercih ettiler ve vaat yarıştırma kolaycılığına kaçtılar.

22 Haziran 2018 Cuma

Aday profilinde en köklü değişim AKP’de

Partilerin milletvekili adaylarının eğitim ve meslek durumuna göre profillerini bir önceki yazımızda ele almıştık. Bugün 2002 seçimlerine göre partilerin aday profillerini nasıl değiştirdiklerine bakacağız.
* AKP 2002’de yola çıktığı kesimleri terk etmiş: 2002’den 2018’e milletvekili aday profili en fazla değişen parti AKP. AKP 2002’de meslek gruplarına dengeli bir dağılımla yer vermişti. 2002’de ilk sırada bulunan hukukçuların bile ağırlığı yüzde 11’in altında.
2018’de ise tüccarlar, esnaflar, turizmciler, finansçılar, ev kadınlar listeye hiç giremedi. Oysa 2002’de 550 AKP adayının 22’si tüccar, 15’i esnaf, 7’si turizmci, 5’i bankacıydı. Buna karşın 2002’de sadece 3 olan serbest meslek sahibi sayısı 213’e fırladı. Serbest meslek mensuplarının şimdi tek başına payı yüzde 35’i buldu.
AKP adayları içinde payı en fazla düşen kesimler tüccarlar, esnaflar, turizmciler, bankacılar ile işçiler ve ücretli çalışanlar.

19 Haziran 2018 Salı

Hangi parti, adaylarını hangi meslekten seçti?

Bu hafta sonunda tarihi önemde bir seçime gidiyoruz.
Seçimin tayin edici ayağı cumhurbaşkanlığı seçimi. Bu yüzden seçimin ikinci ayağı olan milletvekili seçiminin eskisi gibi bir önemi yok.
Yine de partilerin adaylarının niteliklerine göre dağılımına bakmakta yarar var. Bu hem oluşacak meclisin hangi mesleklerden gelen kişilerden oluşacağı hakkında bir ön fikir veriyor, hem de partilerle meslek grupları arasındaki karşılıklı ilgi düzeyi hakkında bir bilgi veriyor.
Yüksek Seçim Kurulu’nun yayınladığı kesin aday listesinde yer alan bilgilere göre partilerin adaylarının meslek ve eğitim dağılımını incelediğimizde şu noktalar öne çıkıyor:

20 Ekim 2017 Cuma

Bütçedeki hasarı toparlamak zor

Anayasa referandumu sürecine paralel olarak devlet bütçesinde ortaya çıkan hızlı bozulma, bütçe dengesini ciddi ölçüde sarstı. Bütçedeki bozulma, ekonominin geneli için hayati önemde bir gelişme. Çünkü Türkiye’ye yönelen yabancı fonların önde gelen kriterlerinden birisi bütçe dengesi. Üstelik Türkiye’nin yabancı fonlara pazarlayacağı başka cazibe noktası da kalmadığı için bütçe dengesi tek silah haline gelmiş durumda.
Bu nedenle bütçe dengesindeki gidiş, yabancı fonların hassasiyetle takip ettiği bir nokta. Türkiye’nin dışarıdan fon çekmekte zorlandığı mevcut koşullarda, bütçe dengesi daha hassas bir konu haline geliyor.
Bütçedeki gelişmeleri yakından ve ayrıntılı değerlendirmek sadece kamu dengesi açısından değil ekonominin bütünü açısından eskiye göre daha önemli bir nokta. Bütçenin 9 aylık sonuçlarına bu gözle baktığımızda öne çıkan sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

17 Ekim 2017 Salı

Faizler neden yüksek, neden düşmüyor?

Çünkü enflasyon yüksek: Enflasyon çift haneli ve geleceği konusunda kimsenin pek umudu yok. Eylülde tüketici enflasyonu yüze 11.20’ye tırmanırken yurt içi üretici enflasyonu yüzde 16.28 oldu. Dünyanın mevcut koşullarında bu kabul edilebilir bir düzey değil. Türkiye’nin enflasyonu, benzer ülkelere göre de çok yüksek.
Enflasyon böyle yüksek ve geleceği belirsizken faizleri düşürmek mümkün değil. Bu koşullarda faizleri zorla düşürmeye kalkarsanız, tasarruflar dövize ve tüketime kayarak hem enflasyonu, hem faizleri yükseltir.
Çünkü bütçe açığı hızla artıyor: Anayasa referandumu öncesinde yapılan seçim harcamaları ile bütçe açığı adeta patlama yaptı. Geçen yılın ilk 8 ayında 4.87 milyar TL fazla veren bütçe bu yılın aynı döneminde 25.18 milyar TL açık verdi. 8 aylık faiz dışı fazla, yüzde 68’lik keskin bur düşüşle 40.31 milyar TL’den 12.99 milyar TL’ye düştü.
Bütçe açığının hızla artması Hazine’nin borçlanma ihtiyacını artırıyor. Hazine’nin daha fazla borçlanması, doğal olarak faizleri yukarı çekiyor.

28 Temmuz 2017 Cuma

Yoksul bölgelerin Meclis’teki ağırlığı azalıyor

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) önümüzdeki seçimlerde illerin çıkaracakları milletvekili sayılarını belirledi. Bu kez il nüfuslarındaki değişimlerin yanı sıra toplam milletvekili sayısındaki değişiklik de hesaba girdi. Son anayasa değişikliğine göre önümüzdeki seçimlerde milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkacak.
İllerin çıkartacağı milletvekili sayılarındaki değişime, coğrafi bölgeler ve gelişmişlik düzeyleri penceresinden bakınca ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor. Son değişiklikle sosyo- ekonomik gelişmişlik düzeyi açısından geri ve yoksul illerin Meclis’teki temsil oranı biraz daha geriliyor. Buna karşın Meclis’te temsil ağırlığı en fazla artan iller, en gelişmiş illerden oluşuyor.

14 Temmuz 2017 Cuma

2016’da iç göçe metropolden kaçış ve güvenlik kaygısı damga vurdu

Bu köşedeki bir önceki yazımızda iç göç profilinde geçen yıl meydana gelen değişiklikleri teşvik bölgeleri temelinde ele almıştık. Bu analizde 2016’da teşvik bölgelerinin iç göç profilinde daha önce görülmemiş ölçüde keskin bir değişiklik meydana geldiği görülüyordu. En gelişmiş illerden oluşun 1. Teşvik Bölgesi’nde net göç alma hızı ciddi bir düşüş gösterirken, ikinci grup en yoksul illerden oluşan 5. Teşvik Bölgesi, net göç vermede başı çekerken net göç almada lider konumuna yükselmişti.
Bugün de iç göç yapısındaki değişime bölgeler temelinde bakacağız. Değerlendirmeyi Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 26 bölgeli Düzey-2 coğrafi bölge sınıflamasına göre yapacağız. TÜİK’in bu sınıflaması, illerin hem coğrafi konumu, hem ekonomik sosyal yapı düzeylerindeki benzerlik, hem de birbirleriyle olan ekonomik- sosyal ilişkilerinin daha yüksek olmasını dikkate alarak oluşturulmuş. Bu nedenle Düzey-2 coğrafi sınıflamasıyla yaptığımız karşılaştırma, daha farklı bilgiler ortaya çıkarabiliyor.
26 bölgenin verdiği göç, aldığı göç, net göç miktarı ve net göç hızlarında 2016 yılında 2015’e göre meydana gelen değişiklikleri, bölgelerin birbirlerine karşı göç alma-verme düzeylerindeki değişimlerle birlikte incelediğimizde öne çıkan başlıca sonuçlar şunlar:

23 Mayıs 2017 Salı

Muhafazakar iktidar döneminde aile kurumu güçlenmemiş, zayıflamış

Aile kurumu 2008-9 krizinde ciddi bir sarsıntı geçirdi. Ekonomi 2010 yılında toparlandı ve sonraki birkaç yıl çok yüksek büyüme hızlarına ulaşıldı. Ama ekonomi toparlanırken, hatta atağa geçerken aile kurumundaki deprem devam etti.
Aile kurumundaki sarsıntı ve erime süreci kendini bir kaç şekilde gösteriyor. Birincisi tek ebeveynli ailelerin sayısı hızla artıyor. Bunun ana nedeni, boşanmaların hızla artması. İkinci nedeni ise eşini kaybeden anne veya babanın tekrar evlenmeyerek çocuklarıyla yalnız yaşamayı tercih etmesi.
Aile kurumundaki erimenin ikinci ayağını tek başına yaşayanların sayısındaki hızlı artış oluşturuyor. Üçüncü ayakta ise aile harici bir arada toplu yaşayanlar bulunuyor. 
Aile kurumundaki zayıflamanın bir boyutu da sadece eşlerden oluşan çocuksuz ailelerin sayısının hızlı artmasında kendisini gösteriyor.

19 Mayıs 2017 Cuma

Erdoğan’ın Beyaz Saray açıklamasında gözden kaçan kritik nokta

Merakla beklenen ve büyük önem atfedilen Beyaz Saray buluşması nihayet gerçekleşti. Beyaz Saray’daki “kritik” Erdoğan-Trump görüşmesiyle ABD ilişkilerinde yeni bir sayfa açılmış olacaktı. Washington ziyareti arifesinde Erdoğan’ın Trump ile yapacağı görüşmeyi “virgül mertebesinde değil, nokta mertebesinde olacak” diye tarif etmesi, ayrıca “gerekirse başımızın çaresine bakarız” mesajı vermesi, bu görüşmenin önemini ve beklentileri iyice yükseltmişti. 
Kısa ikili özel toplantının ardından yapılan ortak basın toplantısındaki sözlerden ve daha sonra yapılan açıklamalardan Beyaz Saray ziyaretinden, iki ülkenin tutum ve ilişkilerinde kayda değer değişiklik yaratacak bir anlaşma çıkmadığı anlaşılıyor. Bu ziyaretle Türk tarafı, Suriye, PYD, Gülen, Rıza Zarrab davası konularındaki tavır, görüş ve taleplerini en üst düzeyde yüz yüze dile getirmiş oldu. Öyle anlaşılıyor ki ABD tarafı da, zaten bildiği bu hususları not etmekle yetindi. Herhangi bir değişiklik ortaya çıkmadı.

2 Mayıs 2017 Salı

Yolsuzluk ve yoksulluk, asıl hukuk işlemezse artar

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, geçen hafta yapılan Türkiye Müteahhitler Birliği'nin (TMB) 32. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, hukukun iyi işlediği ülkelerde iş yapmanın daha kolay olduğunu, ancak bu ülkelerde de kâr marjlarının diğer ülkeler kadar yüksek olmadığını söyledi.
Konuşmanın alt metninden hukukun iyi işlememesinin daha karlı bir şey olduğu çıkıyor. Bu doğru mudur? Evet doğrudur. Ama bu iktidarın çevresindeki “oligarklar” açısından doğrudur.
Hukukun üstünlüğü ve temel özgürlüklerden uzaklaştıkça, keyfi uygulamalar artar ve bunun doğrudan bir parçası olarak ekonomik kaynaklar iktidar çevresindeki oligarklara, imtiyazlı yandaşlara akmaya başlar. Oligarkların servetinin ve karlarının olağanüstü artması, hem emekçi kesimin hem de oligarklar dışındaki sermaye kesiminin ekonomiden aldığı payın azalması anlamına gelir.

28 Nisan 2017 Cuma

Döviz rezervi, kriz yaratmaz ama krize de dayanamaz

Dış siyasetten kaynaklanan risk ve kırılganlık faktörlerimiz azalmak yerine artıyor. Bir tarafta Irak ve Suriye’de ucu nereye kadar uzanacağı belli olmayan yeni adımlar atılırken diğer yanda Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisi Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasını kararlaştırdı. Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesinin ardından Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin de askıya alınması gündemde. Hele hele bir de idam cezası yeniden getirilirse, müzakereler kesin olarak bilinmeyen bir süre için buz dolabına girecek.
Türkiye’nin AB müzakere sürecinde bir ülke olması, yabancıların Türkiye’ye yaklaşım ve kararlarında birincil derecede önemli faktörlerden birisi. Bu nedenle AB ile ilişkilerin giderek bozulması ve araya mesafe girmesi, Türkiye’ye bakışı fazlasıyla etkileyecek bir gelişme.
Bu olumsuz gidiş, kuşkusuz zaten yeterince yüksek olan dış kırılganlık düzeyini iyice artıracak. Global fon akımlarının gelişmekte olan ülkelere eskisi gibi akmadığı hatta geri çekildiği bir finansal ortamda, bölgesindeki jeopolitik risklere aşırı ölçüde bulaşmış olması yüzünden zaten yeterince sıkıntı yaşayan Türkiye’nin sıkıntıları, AB ile ilişkilerin bozulması ile daha da artacak.
Sorun dış kırılganlık olunca ilk bakılması gereken nokta, döviz rezervlerinin durumu olmak zorunda. Döviz rezervlerinin yeterlilik durumuna değişik parametrelerle baktığımızda şöyle bir görünümle karşı karşıya kalıyoruz:

21 Nisan 2017 Cuma

Dünya referandumu nasıl görüyor, bu ekonomiyi nasıl etkiler

Türkiye açısından devlet ve yönetim sistemini köklü bir şekilde değiştirecek olan tarihi anayasa referandumu, bıçak sırtı bir farkla, üstelik sonuçları tartışmalı bir şekilde sonuçlanmış gözüküyor.
Bu haliyle Türkiye’de siyaset yeni bir faza girmiş durumda. Siyasette artık yeni koşullar, yeni dengeler var.
Bu durum sadece iç politika açısından geçerli değil. Dış politika açısından da böyle. Anayasa değişikliği ve referandum sonuçları, dünyanın Türkiye’ye bakışını da değiştiriyor. Son yıllarda ortayı çıkan kaygı ve eleştiriler, artık bir eğilim tespiti düzeyinden bir kesin niteleme aşamasına geçmiş durumda.

18 Nisan 2017 Salı

Siyasetin yakın geleceği ve sıcak para

Türkiye, referandum sonrasında, içinden bir türlü çıkamadığı belirsizlikler ortamının yeni bir fazına girerken, gelişmeleri etkileyecek faktörlerden birisi de sıcak para hareketleri olacaktır.
Bu noktada son yıllardaki politik dalgalanmalar karşısında sıcak para ve genel olarak yabancı yatırımların nasıl hareket ettiğine bakmakta yarar var. Sayfadaki grafiklerde 2013 ve sonrasındaki süreçte cari açık ile sıcak para, doğrudan yatırımlar, kaynağı belirsiz para girişi ve yerlilerin yurt dışına çıkardığı para miktarının 12 aylık toplamlara göre seyrini görüyorsunuz.
Kuşkusuz sıcak para, sadece içerideki politik ve ekonomik gelişmelerden etkilenmiyor, dünyadaki politik ve ekonomik gelişmelerden de etkileniyor. Buna rağmen grafiklerin politikadaki gelişmelerden fazlasıyla etkilendiği de ortada. Grafikteki hareketleri önemli politik gelişmelerin olduğu tarihlere göre incelediğimizde ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor:

14 Nisan 2017 Cuma

Ne olacak bu Uganda’nın hali?

Uganda tarihi iç savaşlar, kabile çatışmaları ve darbeler tarihi şeklinde ilerledi. Son 31 yıldır ülkeyi Başkan Yoweri Museveni yönetiyor. Destekçilerinin Şapkalı İhtiyar Adam diye andıkları Museveni 72 yaşında.
Halk, İdi Amin ve sonrasında onu deviren ama kendileri de baskıcı rejimlere dönüşen iktidarlardan bıkmıştı. Museveni, bir umut rüzgarı estirmiş ve ciddi bir halk desteğini arkasına almıştı. İstikrar, barış, kalkınma, yatırım ve refah vaad ediyordu.
İktidarı ele geçirdiğinde Afrika’da yeni kuşak yöneticileri temsilcisi olacağını, demokratik olacağını ve geçmişin yeteneksiz ve yolsuzluğa bulanmış elitleri ile hiç bir ilişkisinin olmayacağını ilan etmişti. Museveni 1986’da yemin töreninde Afrika ülkelerinin sorunlarının liderlerin koltuklarını bırakmamasından kaynaklandığını söylemiş ve kendisinin hiçbir zaman böyle olmayacağına söz vermişti.

21 Mart 2017 Salı

Moody’s’i adam yerine koyalım mı, koymayalım mı?

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Türkiye’nin kredi notu görünüm değerlendirmesini “durağan”dan “olumsuz”a çevirdi. Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu 24 Eylül’de “yatırım yapılamaz” seviyeye düşürmüştü. O zaman yaptığı görünüm değerlendirmesi “durağan” şeklindeydi. Moody’s Türkiye’nin görünüm değerlendirmesini 6 ay içinde negatife çevirdi.
Görünümün olumsuz-negatif olması ise temel kredi notunun önümüzdeki dönemde düşme ihtimalinin daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Moody’s ya da diğer kredi notu derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerinin gerçekçi olmadığını düşünebilirsiniz. Verilen kredi derecelerinin, yaklaşan krizleri göremediğinin yığınla örneği vardır. Derecelendirme kuruluşlarının notlarında çıkar ilişkilerinin ya da siyasi oyunların etkili olduğunu düşünebilirsiniz. Enron skandalı başta olmak üzere bunun da bir dizi örneğini sıralamak mümkün.
Buna rağmen, kredi derecelendirme kuruluşlarının verdikleri notu ve değerlendirmelerini önemle dikkate almak zorundasınız. Birincisi uluslararası finans alemi bu kuruluşları temel alarak hareket ediyor. İkincisi kredi derecelendirme kuruluşlarının analizleri, öyle yabana atılacak sıradan analizler değildir. Arkasında ciddi bir profesyonel birikim vardır. Sizi uluslararası muadillerinizle karşılaştırarak yerinizi gösteren ölçümleri, kendi değerlendirmeniz için de önemlidir.

14 Mart 2017 Salı

Hollanda krizi, ekonomiye nasıl bir fatura çıkartır?

Bir anda Hollanda ile de bir diplomatik krizimiz oluverdi. Rusya krizi hafızalarımızda taze olduğu için aklımıza ilk gelen birinci soru “Kriz ne kadar uzar, çok sürer mi?”, ikinci soru ise “Zaten kırılgan olan ekonomi bu krizden nasıl etkilenir?” oluyor.
Hollanda karşılıklı ekonomik ilişkilerde doğrudan yatırımlar, dış ticaret ve turizmde Türkiye ekonomisi açısından değişen oranlarda ancak küçümsenmeyecek paylara sahip. Bu paylar yatırımlar ve belirli sektörlerin dış ticaretinde ciddi boyutlara ulaşıyor.
Bu yüzden bu krizin tedirginlik yaratması da, ekonomiye faturasının da, ne kadar sürebileceğinin de merak edilmesi normal. Bunun için Hollanda ile ekonomik ilişkilerin hangi alanlarda ne düzeyde olduğuna bakmak gerekiyor. Bunu farklı boyutlarıyla aşağıda ele alacağız.

3 Şubat 2017 Cuma

Enflasyon raporu beni neden korkuttu?

Merkez Bankası yılın ilk enflasyon raporunu açıkladı. Bu rapor, içinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Bizi korkutan soruların nasıl yanıt bulduğunu, böylesine fırtınalı bir ortamda deniz feneri rolü oynaması gereken Merkez Bankası’nın ne ölçüde güven verebildiğini görmek açısından bu rapor, kritik önemdeydi.
Malum Türkiye politik, jeopolitik ve ekonomik açıdan kritik bir süreçten geçiyor. Yüksek ve oynak kurların ekonominin, şirketlerin, bankaların ve vatandaşın başına ne boyutta belalar saracağı kestirilemiyor. Yüksek kurların bir türlü makul düzeye inmeyen enflasyonu nerelere taşıyacağı büyük bir soru işareti. Kredi notu üç büyük derecelendirme kuruluşu tarafından da yatırım yapılabilir düzeyin altına indirilmiş. Yabancı fonların ve yatırımcıların gözü, dünyanın en kırılgan ülkelerinden birisi haline gelen Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu şoklar karşısında nasıl bir ekonomi politikası izleyeceğinde.