Dış ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dış ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2017 Salı

Bu grafikler Fakıbaba’ya ne söylüyor?

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Dr Ahmet Eşref Fakıbaba’nın göreve başladıktan bu yana aldığı en önemli karar herhalde et ithalatı kararı oldu. Plana göre Et ve Süt Kurumu (ESK) yurtdışından karkas et ithal edecek. İthal et özel sektör işletmelerinde parçalanıp paketlenecek. Sonra da ESK’nın market zincirlerinin mağazalarında kiralayacağı raflarda satılacak. ESK marketlerde kıymayı 24, kuşbaşı eti 27 liradan satacak. Bu “yaratıcı” buluş sayesinde et fiyatları düşecek, enflasyon da aşağı çekilmiş olacak.
Hayvancılık yapan çitçilerin isyanına gözlerimizi kapatırsak ilk bakışta alan razı-veren razı bir durum var gibi gözüküyor. ESK ithalatla piyasayı “düzenlemiş” olacak. Hükümet enflasyonu aşağı çekmiş olacak. Etin paketlemesini yapacak özel işletmeler kardan payını alacak. Market zincirleri hem kar edecek, hem de “et fiyatlarını marketler yükseltiyor” suçlamasından kurtulacak. Vatandaş da eti daha ucuza alacak.
Ancak sayfada gördüğünüz grafikler gerçek resmin hiç de Fakıbaba’nın çizdiği gibi olmadığını gözler önüne seriyor.
Bu üç grafik bize ne söylüyor bakalım:


25 Ağustos 2017 Cuma

Sanayinin devleri, ihracattan çok ithalata sırtını dayıyor

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) girişim özelliklerine göre dış ticaret istatistikleri, sanayimizdeki çarpıcı bir çelişkiyi gözler önüne seriyor.
İnsan verilerden bağımsız olarak düşününce sanayi sektöründe faaliyet gösteren girişimlerin ihracatının ithalatından fazla olduğunu kabul eder. Ayrıca sanayinin dev şirketlerinin dış ticarette fazla vermesi gerektiğini, en azından dış ticaret açığındaki payının belirleyici düzeyde olmayacağını düşünür.
Ancak TÜİK verileri, bizdeki durumun her iki noktada da tam tersi olduğunu söylüyor. Bu noktada çarpıcı iki çelişkiyle karşı karşıyayız:

14 Mart 2017 Salı

Hollanda krizi, ekonomiye nasıl bir fatura çıkartır?

Bir anda Hollanda ile de bir diplomatik krizimiz oluverdi. Rusya krizi hafızalarımızda taze olduğu için aklımıza ilk gelen birinci soru “Kriz ne kadar uzar, çok sürer mi?”, ikinci soru ise “Zaten kırılgan olan ekonomi bu krizden nasıl etkilenir?” oluyor.
Hollanda karşılıklı ekonomik ilişkilerde doğrudan yatırımlar, dış ticaret ve turizmde Türkiye ekonomisi açısından değişen oranlarda ancak küçümsenmeyecek paylara sahip. Bu paylar yatırımlar ve belirli sektörlerin dış ticaretinde ciddi boyutlara ulaşıyor.
Bu yüzden bu krizin tedirginlik yaratması da, ekonomiye faturasının da, ne kadar sürebileceğinin de merak edilmesi normal. Bunun için Hollanda ile ekonomik ilişkilerin hangi alanlarda ne düzeyde olduğuna bakmak gerekiyor. Bunu farklı boyutlarıyla aşağıda ele alacağız.

27 Aralık 2016 Salı

Yeni milli gelire mi inanacağız, sektör endekslerine mi?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yeni milli gelir hesabının ortaya çıkardığı önemli sorunlardan birisi de TÜİK’in reel sektör üretim, ciro ve dış ticaret endeksleri ile gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) verileri arasındaki paralelliğin, bağıntının kopmuş olması.
Sayfadaki grafiklerde TÜİK’in reel sektör ve dış ticaret endeksleri ile eski ve yeni GSYİH serilerinin ilgili kalemlerinin seyirlerini görüyorsunuz. Aradaki paralellik ve ayrışmayı net görebilmek için tüm verileri, TÜİK’in yeni GSYİH hesabının baz yılı olan 2009 değeri 100 olacak şekilde endeksleştirdik.
Tüm grafiklerde hem eski hem de yeni GSYİH serisi ile reel sektör endeksi 2009-2010’a kadar paralel bir eğilimle hareket ederken sonrasında yeni GSYİH serisi, hızla yukarı doğru kopmaya başlıyor. Buna karşın eski GSYİH serisi, ilgili reel sektör endeksi ile hala aynı eğilim içinde seyretmeye devam ediyor.

2 Aralık 2016 Cuma

AB’ye karşı Şanghay Beşlisi planının ekonomik faturası sandığınızdan ağır olur

AB’ye karşı Şanghay Beşlisi düşüncesi, politik alanda olduğu gibi ekonomik alanda da büyük sarsıntılar yaratma riski taşıyan bir plan. AB’yle uzaklaşmanın ekonomide yaratacağı boşluğu Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) doldurma şansı yok.
ŞİÖ’nün ekonomik ilişkileri geliştirme hedefi olmakla birlikte henüz bir serbest ticaret anlaşması bile yok. Bu nedenle ŞİÖ’ye katılmanın ne kadar ekonomik ve ticari avantaj sağlayacağı net değil.

29 Kasım 2016 Salı

Şanghay Beşlisi’ne girmek sefa mı yoksa cefa mı getirir?

Türkiye’nin hızla değişip duran tartışma gündeminin şu günlerdeki alevli konularından birisi “Avrupa Birliği’ni (AB) boş verip Şanghay 5’lisine girme” tezi oldu. Bu konuyu Erdoğan 2012 ve 2013 yıllarında başbakan olarak da dillendirmişti, ancak bu kadar tartışma yaratmadan küllenip gitmişti. Bu kez daha alevli bir tartışmaya yol açmış gözüküyor. AB ve ABD ile ilişkilerin kötü gidiyor olması, bu kez tartışmanın hem iç hem de dış kamuoyunda daha fazla yankı bulmasına yol açtı.
Daha çok iç politikaya dönük ajitasyon amacı taşıyan bu ifade, laftan pratiğe dönüştürülmesi çok sorunlu bir düşünce.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Sanayi üretiminde düşüşün temel nedeni iç talepteki durgunluk


İhracat desteği ile mayısta iyi bir performans gösteren sanayi üretimi, ihracatın desteği kesilince haziranda tökezledi. Sanayi üretimi mayısa göre yüzde 1.94 gerilerken, yıllık üretim artış hızı da 3.23 puanlık bir düşüşle yüzde 2.68’e indi. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksi de bir önceki aya göre yüzde 2 gibi kayda değer bir düşüş gösterdi. Arındırılmış sanayi üretim endeksi ocaktan bu yana ilk kez düştü.
İç talepteki durgunluk, ihracat cephesindeki dalgalanmaların sanayi üretimi üzerindeki etkisini artırdı. Mayısta sanayi ürünleri ihracatının aylık olarak yüzde 4.4 artması, üretimin de yüzde 7.5 artmasını sağlamıştı. Haziranda ise aylık ihracat artışının yüzde 0.9’a kadar gerilemesi, sanayi üretiminin nisana göre yüzde 1.94 düşmesinde etkili oldu.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İç talep, kısa vadeli dış borçları ateşledi


Yılın ilk çeyreğinde iç talep yerinde saymış ve büyümeye katkısı 1 puanın bile altına inmişti. Geçen iki yılda büyüme, sırtını tamamen iç talebe dayamıştı. İç talep, sıcak para ile balon gibi şişerken cari açık tehlikeli düzeylere çıkmıştı. Bu durum ekonomik yapıda büyük bir dengesizliğin göstergesiydi. Ancak ilk çeyrekte durumun tam tersine dönmesi ve iç talebin sert fren yapması da bir dengelenme değil yeni bir dengesizlik haliydi.
İlk çeyreğe damgasını vuran bu manzara, mart ayında sıcak para girişinin artmasıyla birlikte değişmeye başladı. Nisan ve mayıs verileri, iç talepteki hareketlenmenin sürdüğünü teyid etti. Özellikle mayıs ayına ilişkin sanayi üretimi ve dış ticaret verileri, iç talepte hızlı bir hareketlenmeye işaret ediyor.

10 Temmuz 2012 Salı

Mayısta sanayiyi ihracat değil iç talep gazladı


·                           Sanayi üretimi mayısta geçen yıla göre yüzde 5.9, nisana göre yüzde 7.46 artarak beklentileri aştı. Nisana göre hem üretim, hem de ithalatın, ihracattan daha hızlı artması, mayıstaki hareketlenmede iç talebin belirleyici olduğunu gösteriyor. Yılın ilk çeyreğinde durgun olan iç talebin ikinci çeyrekte hareketlendiği görülüyor.
Sanayi üretimi, mayısta bir önceki yıla göre yüzde 5.9 artarak beklentileri aştı. Bu sanayi üretiminde son 6 ayda görülen en yüksek yıllık artış oldu. Sanayi üretimi nisan ayına göre de yüzde 7.46 arttı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi endeksi de nisan ayına göre yüzde 1.06 yükseldi. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksi, bir önceki aya göre 4 aydır kesintisiz olarak artıyor.

3 Temmuz 2012 Salı

Büyüme fren yaptı, cari açık yapmadı


Yılın ilk çeyreğinde iç talep keskin bir fren yaparken ihracattaki artış ile ithalattaki azalma ekonominin yüzde 3.19 büyümesini sağladı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış üç aylık milli gelirin bir önceki çeyreğe göre artışı da yüzde 0.18 düzeyinde kaldı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış yıllık milli gelirin bir önceki çeyreğe göre artışı ise yüzde 0.63’e geriledi. Bu artış, yıllık yüzde 2.54’lük bir büyüme hızına karşılık geliyor.
İç talebe dayalı yüksek büyüme dönemi sona ererken, büyümenin seyri dış ticaretteki gelişmelere bağlı hale geldi. Önümüzdeki dönemde dış ticaretin büyümeye katkısının azalma ihtimali, büyümede sert iniş senaryolarını canlı tutuyor. Buna rağmen cari açığın milli gelire oranı tehlikeli düzeyde kalmaya devam etti.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Kiribati’ye un satmak, Bakan Çağlayan’ı ‘çatlamak’tan kurtarır mı?


Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, geçen salı günü katıldığı toplantılarda renkli üslubuyla ihracat başarısını anlatırken “İhracat yapamadığımız tek bir yer var. Kiribati diye bir ada ülkesi. Çok küçük bir yer. Alın atlasa bakın, bulabilirseniz biraz büyük bir mercekle bakın. Evelallah oraya da ihracat yapacağız. Mutlaka malı satacağız, yoksa çatlarım vallahi” dedi. Çağlayan Kiribati’ye de ihracat yapabilmek için özel çalışmalar geliştirdiklerini, kesin kararlı olduklarını, kendisinin de oraya gideceğini söyledi. Ancak Çağlayan’ın o kadar uzaklara gitmesine gerek kalmadı. Aradan daha iki gün geçmeden, bir başka toplantıda, müjdeyi bizzat kendisi verdi ve iki firmanın Kiribati’ye un ihraç ettiğini duyurdu.
İki firmanın Kiribati’ye un ihraç etmiş olması, Ekonomi Bakanı Çağlayan’ı kendi deyimiyle “çatlamak”tan kurtarmaya yeter mi? Dış ticaret açığı bir yıl yüzde 85, ertesi yıl yüzde 48 artmışsa, övünülen ihracat artışı yüzde 2 bile değilken  ithalat artışı yüzde 30’u bulmuşsa, bu soruya “yeter” cevabı vermek imkansız.
Kaldı ki Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri de Bakan Çağlayan’ı pek doğrulamıyor.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Martta döviz girişi arttı, ekonominin freni gevşedi


Mart ayı ekonomik verilerine geçen yılla karşılaştırarak bakarsak, ekonomide hatırı sayılır bir yavaşlama olduğunu söyleyebiliriz. Sanayi üretiminin yıllık artış hızı, yüzde 2.4’e kadar geriledi. Birinci çeyrek sanayi üretiminin geçen yıla göre artışı da yüzde 2.75 oldu. Bu 4. çeyrekteki yüzde 6.46’lık artışın yarısından bile daha az. Geçen yılın ilk çeyreğindeki yüzde 14.37’lik artışın ise beşte birinden düşük.
Aynı durum cari açık için de geçerli. Mart ayı cari açığı geçen yıla göre yüzde 36 düştü. Üç aylık toplam cari açık da geçen yıla göre yüzde 25 azaldı.
Bu görünümde, baz etkisinin de büyük rolü var. Geçen yılın ilk yarısı gerek sanayi üretiminde, gerekse cari açıkta hızlı bir artışa sahne olmuştu. Karşılaştırmayı böyle bir dönemle yaptığımız için, cari açıkta da, sanayi üretiminin artış hızında da ciddi bir düşüş gözüküyor.
Ekonomide eğilimlerin değişkenlik arzettiği dönemlerde, gelişmenin seyrini daha iyi görebilmek için ekonomideki aylık gelişmelere de bakmak önem kazanıyor. Mart ayı verilerine bu gözle bakınca, ekonomideki yavaşlama eğiliminin tersine işaretler olduğu görülüyor:

16 Nisan 2012 Pazartesi

Ekonomide iniş yumuşak mı, sert mi olacak?


Şubat ayı sanayi büyümesi beklentilerin üzerinde geldi. Sanayi üretiminde yıllık artış yüzde 4.43 oldu. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi endeksi, bir önceki aya göre yüzde 0.66 arttı. Bunun ardından açıklanan ödemeler dengesi verileri, cari açıkta bir gerilemenin yanısıra, sermaye hareketleri cephesinde döviz girişinde bir artış olduğunu gösterdi. Bu veriler, ilk bakışta ekonomide yumuşak iniş senaryosuyla uyumlu gelişmeler olarak yorumlandı.
Ancak verilere biraz daha ayrıntıya girerek bakınca, yumuşak iniş senaryosundan çok emin olmamak gerektiği ortaya çıkıyor. Ekonomide sert bir iniş olasılığı hiç de az değil. Mevcut verileri alt alta sıralayarak resme biraz daha yakından bakalım:

12 Mart 2012 Pazartesi

Sanayi üretimindeki yavaşlama neyin sinyalini veriyor?

Ocak ayı sanayi üretimi, beklentilerin altında kaldı. Sanayi Üretimi Endeksi’nin yıllık artış hızı ocakta yüzde 1.48’e geriledi. Sanayi üretimi artış hızı, Kasım 2009’dan bu yana son 26 ayın en düşük hızı. Yani 2008-2009 krizinden çıkıldıktan sonraki en düşük üretim artış hızı ile karşı karşıyayız. Takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksi de Ekim 2009’dan bu yana 27 aydır ilk kez bir önceki yıla göre düşüş gösterdi.
Aylık değişimlere bakarsak, sanayi üretimi aralık ayına göre yüzde 14.96’lık bir düşüş gösterdi. Ancak sanayi üretiminin aralığa göre düşüş göstermesi, mevsimsel bir özellik. Bu nedenle mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endekse bakmak daha iyi bir fikir verebilir. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endeks de aralık ayına göre yüzde 3.05 düştü. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endekste Ocak 2009’dan bu yana yani 36 aydır, bu kadar yüksek bir düşüş görülmemişti.

20 Şubat 2012 Pazartesi

Bu resim, 2012 çok zor geçecek diyor

2011’in ekonomideki birinci gündem maddesi yüksek cari açık ve onun yarattığı kırılganlıktı. Bu kırılganlık ekonominin döviz giriş ve çıkışlarından aşırı ölçüde etkilenmesine neden oldu. İçeride piyasalar ve ekonomi, dışarıdaki en küçük bir dalgalanmadan bile fazlasıyla etkilenmeye başladı. Öyle ki Merkez Bankası bile bir hafta önce açıkladığı bir planı, ertesi hafta tam tersi yönde değiştirecek hale düştü.
Açıklanan veriler ışığında dış ticaret, cari işlemler ve sermaye hareketleri alanında 2011 yılının karnesi ana başlıklarla şöyle:

13 Şubat 2012 Pazartesi

2011 dış ticareti, krizdeki ülkelere karşı bile yenik düştü

2011 yılı dış ticaret verilerinin açıklanmasıyla Türkiye’nin krizdeki ülkeler karşısındaki dış ticaret karnesi de ortaya çıktı. Krizden etkilenen ülkelerin ekonomilerinde daralma beklendiği için Türkiye’nin bu ülkelere ihracatının da olumsuz etkilenmesi bekleniyordu. Gelişmeler büyük ölçüde bu doğrultuda oldu. Ancak krizdeki ülkelerin Türkiye’ye yaptıkları ihracat, krizden pek etkilenmedi. Sonuç olarak Türkiye, krizdeki ülkeler karşısında hem ihracat, hem de ithalat cephesinde kaybetti. Toplamda Türkiye’nin dış ticareti, kriz ülkeleri karşısında 2011 yılını mağlubiyetle kapattı.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Dış rekabet gücünde kalıcı hasarın resmi

Geçen hafta yayınlanan 2011 yılı dış ticaret verileri, sadece ihracattaki tarihi rekoru tescil etmedi. Dikkatler sadece dış ticaretteki artışa çekilmeye çalışılsa da ithalat ve dış ticaret açığında da tarihi rekorlar kırıldı. Üstelik ithalat ve dış ticaret açığındaki artış, ihracat artışını açık ara geride bırakıyor.
2011’de ihracat yüzde 18.50 artarken ithalat yüzde 29.80, dış ticaret açığı ise yüzde 47.75 arttı. Dış ticaret açığındaki bu artış, 2010’daki yüzde 85’lik artışın üzerine geliyor. Dış ticaret açığı, iki yılda yüzde 173’lük bir artışla neredeyse üçe katlanmış durumda.
Burada sorun sadece genel hatlarıyla artan dış ticaret açığı, cari açık ve dış borç sorunu da değil. Arka tarafta Türkiye’nin dış rekabat gücünde iki yılda ciddi bir aşınma olduğu da dış ticaret verilerinden anlaşılıyor.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Sanayide iç talep - dış talep dengesi ne durumda?

Ekonomide göreli bir soğuma beklenirken sanayi üretimi, ekim ayında tahminlerin çok üzerinde arttı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksi, eylüle göre yüzde 4.35 gibi güçlü bir artış kaydetti. Doğal olarak akla gelen ilk soru, cari açığın nasıl etkileneceği oldu.
Ekonominin soğuması ile kastedilen, aslında doğrudan doğruya üretimin yavaşlaması değil. Üretim dış talep sayesinde artıyorsa, ortada bir sorun yok. Ama iç talep, ithalatı körükleyerek artıyorsa, bu giderek büyüyen bir cari açık ve dış borç sorunu yaratıyor. Bu nedenle sanayi üretimi artışında iç ve dış talebin hangisinin ne kadar etkili olduğunu anlamak, yakıcı sorunumuz cari açığın seyri konusunda da aydınlatıcı olabilir.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Ekonominin kontrolü hükümetin elinde mi?

Üçüncü çeyrek büyüme hızı, beklentilerin oldukça üzerinde çıktı. 2. çeyrekte yüzde 8.81 büyüyen ekonomi, ekonomi yönetiminin soğutma çabalarına rağmen 3. çeyrekte de yüzde 8.22 büyüdü. 3. çeyrek sonuçları, bu haliyle izlenen ekonomi politikaların geç ve yetersiz kaldığının bir kanıtı aslında.
Ancak yatırım harcamalarındaki artış hızının hemen hemen yarıya inmiş olması ile ihracattaki artış ve ithalattaki düşüş, hedeflenen yöndeki gelişmelerdi. Böyle olunca da 3. çeyrek büyüme sonuçları, izlenen politikaların bir başarısı gibi sunuldu. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın söylediği gibi bir “yumuşak iniş” gerçekleştiği öne sürüldü.
Bu iddianın ne kadar doğru olduğunu biraz yakından bakmak gerekiyor. Çünkü eğer izlenen politikalar etkili ve yeterli oluyor ve “ekonomi uçağı, kaptan pilotların kontrolünde yumuşak iniş yaptıysa”, önümüzdeki dönem için umutlu olabiliriz. Ekonomide önemli sarsıntılar olmayacağına inanabiliriz. Ama eğer durum tersiyse, yani izlenen politikalar etkisiz ve yetersiz ise, ortaya çıkan gelişmeler kaptan pilotların kontrolü altında değilse, gelecekten emin olamayız.
3. çeyrek büyüme verilerini bu bakışla irdelersek ortaya çıkan manzara şöyle:

4 Şubat 2011 Cuma

İhracatın yıldızları bile ithalata yenik düşüyor


Türkiye 2010 yılını tarihinin en yüksek dış ticaret açığı ile kapattı. Dış ticaret açığı 2009’a göre yüzde 84.5’lik bir sıçrama ile 71.56 milyar dolara yükseldi. Ticaret açığı kriz öncesi 2008 yılı açığının da yüzde 2.3 üzerinde. Sorun, “Ekonomi yüzde 8 gibi yüksek bir büyüme hızı yakaladı. Ticaret açığındaki artış bunun doğal sonucudur” diye geçiştirilecek durumda değil. Verilerin ayrıntılarına baktığımızda, izlenen değerli TL politikasının, sanayinin sadece dış rekabet gücünü kırmadığı, aynı zamanda kendi iç pazarında bile rekabet edemez hale getirdiği görülüyor.